Tuğluk’a reva görülenleri anlamak için müracaat edilebilecek bir kavram var: Düşman ceza hukuku. “Vatandaş” ile “düşman” ayrımına dayanır bu anlayış. Ayrımı yapan, siyasal gücü elinde tutanlardır. Onlar “düşman” olarak kodladıklarını hukuki bir özne, hak sahibi bir kişi olmaktan çıkarırlar ve düşmana yapılan her türlü müdahaleye kendiliğinden bir meşruiyet atfederler.
2016 rejimi Erdoğan iktidarını irrasyonaliteden, rasyonel bir yeni anlatıya doğru taşırken, bugün gelmiş olduğumuz nokta, bu bakımından yeni sorular getiriyor. Erdoğan ekonomik bir sahada, globalleşmiş ekonomi düzeni içinde attığı yeni irrasyonel adımlarla ülkesini ve kendisini tehlikeli bir yere sürüklüyorsa şunu söyleyebiliriz: Karşımızda yeni bir irrasyonel dalga bulunuyor. Erdoğan bunu milliyetçi yerli-milli hikâyesinin içine yerleştiriyor.
Sorgu meleklerimden siyahlı olanı "Tayfun Bey," dedi, "öncelikle bol miktarda yalan söylemişsiniz." "Hayatımda hiç yalan söylemedim," dedim. "Tevil ettim. Tevildir o." "İnsanlara adaletsiz davranmışsınız." "Hangi insanlara? Bizimkilere mi onlara mı?" "Vergiden kaçmışsınız?" "Kaçmadım, kaçındım." "Hırsızlık da yapmışsınız. Epey rüşvet aldığınız görünüyor burada." "Hayır, rüşvet hırsızlık değildir ki. Ben Hayrettin Bey'in yalancısıyım." "Son bir şey daha var," dedi. "Faiz yemişsiniz." "Yok artık," dedim. "Yanlış bilgi. Dövize endeksli mevduat o.”
Ekim 1984 gelindiğinde 1989’a kadar 4 yıl içinde altı ayda bir sekiz eşit taksitle ödenecek ilk DÇM taksitinin ödeme zamanı gelmişti. Ama devletin bu taksiti ödeyecek parası yoktu, o yüzden Merkez Bankası’nın darphanesi çalıştırıldı, artan emisyon halka yüksek enflasyon olarak dönmeye başladı. 1985 yılında enflasyon yüzde 40’a kadar çıkmıştı.
Cumhurbaşkanı Erdoğan, sonrasında dilinden düşürmeyeceği “yerli ve milli” kavramını ilk kez Haziran 2015 seçim propagandası sırasında kullandı. Erdoğan böylece o andan itibaren ülkede oluşturmaya çalışacağı saflaşmayı da ilan etmiş oluyordu: “Millî bir çizgi izleyenler” ve “millî bir çizgi izlemeyenler…” Bu, devlet içindeki Kemalizmden daha ‘milliyetçi’ çevrelere verilmiş ilk selamdı, akabinde başlatacağı Misak-ı Milli tartışması ise bir ittifak çağrısı…