“Enflasyon mikrobunu sonunda bulduk”

Ekim 1984 gelindiğinde 1989’a kadar 4 yıl içinde altı ayda bir sekiz eşit taksitle ödenecek ilk DÇM taksitinin ödeme zamanı gelmişti. Ama devletin bu taksiti ödeyecek parası yoktu, o yüzden Merkez Bankası’nın darphanesi çalıştırıldı, artan emisyon halka yüksek enflasyon olarak dönmeye başladı. 1985 yılında enflasyon yüzde 40’a kadar çıkmıştı.

1985 yılının Kasım ayında enflasyon yüzde 40’i geçmişti. Halk bugünkü gibi zor zamanlardan geçiyordu. İktidarının ikinci yılındaki ANAP ve Özal eleştirilerin odağındaydı.

O günlerde Başbakan Özal’ın başdanışmanı Adnan Kahveci, gazetecilere tartışma yaratan bir açıklama yaptı:

“Sonunda enflasyon mikrobunu bulduk.”

Başbakan’ın genç ve parlak başdanışmanına göre enflasyonu yükselten mikrobun adı “DÇM” yani “Dövize Çevrilebilir Mevduat”tı.

DÇM, 1967’de dönemin Demirel’in başbakanlığındaki Adalet Partisi iktidarının döviz açığına karşı bulduğu bir formüldü.

O yıllardaki kambiyo rejimi yüzünden yurtiçindeki vatandaşların dövizi olmadığı için hedef yurtdışındaki vatandaşların, özellikle işçilerin dövizlerini çekmekti.

İlk başta parlak bir formül olarak görünüyordu.

Türkiye’deki bankalarda dövizle açılan hesaplardaki mevduat TL’ye çevrilerek kayıtlara TL mevduat olarak geçirilecek, daha sonra hesap sahibi parasını döviz olarak çekmek istediğinde Türk lirası mevduat cari kur üzerinden dövize çevrilerek hesap sahibine ödenecekti. Mevduatlara devlet kur garantisi vermişti. Yani kur yükselmesinden doğabilecek aleyhteki farklar hesap sahibine yansıtılmayacak, aynen kendisine ödenecekti.

Verilen garantiye rağmen DÇM hesaplarına ilk başta çok ilgi olmadı.

Ama 1970’deki devalüasyondan sonra mekanizma karlı hale geldi ve 3,5 milyar dolar Türkiye’ye aktı.

Fakat, peş peşe gelen devalüasyonlarla artan döviz fiyatları nedeniyle Hazine’nin üzerine yıkılan büyük borçlar taşınamayacak hale gelince 12 Mart sonrası kurulan hükümetin Maliye Bakanı Ziya Müezzinoğlu DÇM uygulamasını kaldırdı.

Müezzinoğlu, uygulamayı kaldırırken artık bu yükü Hazine’nin kaldıramadığını, DÇM ödemelerinin enflasyon baskısı yarattığını söylemişti.

Fakat bir yıl sonra bu kez önce 73 Petrol Krizi, ardından 74 Kıbrıs Harekatı ile Türkiye yeniden derin bir döviz sıkıntısına düştü.

O günlerde DPT ve Hazine bürokratları hükümetlere vergi reformu, acil ekonomik reform tavsiyelerinde bulunuyordu ama siyaseten maliyeti yüzünden iktidarlar bu yapısal reformlara yaklaşmıyordu.

1975 yılında kurulan Birinci Milliyetçi Cephe hükümetinin aklına da yine en kestirme ve günü kurtaracak yol olarak DÇM geldi.

Daha önceki sonuç malum olduğu için MC iktidarının tekrar bu yola başvurmasına o günlerde tepkiler yükselmişti.

Milliyet’in başyazarı Abdi İpekçi “Benden sonra tufan” yazısında şöyle yazmıştı:

“Dövizsizlik ve bunun yarattığı bunalım karşısında hükümet “döviz gelsin de, nasıl gelirse gelsin” anlayışıyla davranmaktadır. Bunun için başvurulan çareler belki bugünü kurtaracak ama yarın Türk ekonomisi için çok daha büyük tehlikeler oluşturacaktır.”

O tehlikeler 1978 yılında geldi.

Devalüasyonlarla dövizin artan değeriyle ağırlaşan DÇM ödemeleri yapılamaz hale geldi. Döviz kriziyle enflasyon yüzde 60’lara çıktı, büyüme 0’lara düştü. Memurlar yakıt krizi nedeniyle Başbakanlık’ta paltoyla oturuyordu. Hükümet Lüksemburg’dan 100 bin dolar kredi alacak hale gelmişti.

1978’de Ecevit Başbakanlığı’nda kurulan CHP hükümetinde yeniden Maliye Bakanı olan Ziya Müezzinoğlu, artık ödenemez hale gelen DÇM’lere yeniden dur dedi, yabancılar için kur garantisini kaldırdı ama hali hazırdaki DÇM ödemeleri zaten devletin üzerinde büyük bir yüktü.

1979 yılında borçlarını ödeyemeyecek hale gelen Türkiye, DÇM anlaşması yapılan 220 yabancı banka ile masaya oturup, vadeleri 1981’e kadar dolacak 2.5 milyar dolarlık DÇM hesabı ödemesini “devlet borcu” yaptı, borcun kapatılması taksitlerle yedi yıl sonraya ertelendi.

Maliye Bakanı Müezzinoğlu bu anlaşma için “Gelecek kuşaklar için düşündürücü bir örnek anılacaktır” demişti.

Siyasetçilerin DÇM gibi günü birlik, popülist reçetelerle yapısal önlemler almayı ertelediği ekonomi bu yükü daha fazla taşıyamadı ve 1980’de 24 Ocak kararları açıklandı.

Ekim 1984 gelindiğinde 1989’a kadar 4 yıl içinde altı ayda bir sekiz eşit taksitle ödenecek ilk DÇM taksitinin ödeme zamanı gelmişti.

Ama devletin bu taksiti ödeyecek parası yoktu, o yüzden Merkez Bankası’nın darphanesi çalıştırıldı, artan emisyon halka yüksek enflasyon olarak dönmeye başladı.

1985 yılında enflasyon yüzde 40’a kadar çıkmıştı.

Hükümet baskı altındaydı.

Başbakan Özal’ın genç başdanışmanı Adnan Kahveci’nin o günlerde gazetecilere söylediği “enflasyon mikrobunu bulduk” sözleri manşetlere çıkmıştı.

Gazetelerden okuyalım:

y1-001.jpg

“Başbakanlık başdanışmanı Adnan Kahveci enflasyonu hızlandıran emisyon artışının ertelenen DÇM borçları ana para ödemelerinin bu yıl başlamış olmasından kaynaklandığını belirterek “Sonunda enflasyonun mikrobunu bulduk” dedi. Kahveci yılın ilk 10 ayında ödenen 492 milyon dolarlık DÇM borcu için, 261 milyar lira para basıldığını söyledi.”

Kahveci gazetecilere şöyle demişti:

“Geçmişte bol keseden yapılan harcamalar, şimdi anapara ve faiz ödemeleriyle enflasyona kaynaklık etmektedir. DÇM borcu ödemesi olmasa idi, enflasyon çok düşük düzeyde kalacaktı. Geçmişte yapılan hataların günahları kolay silinmediğinin en canlı örneği budur. Halen yedi yıl öncesinin sıkıntısını taşıyoruz. DÇM nedeniyle emisyona gidilmeseydi enflasyon hızı yüzde 15 kalacaktı.”

Bu sözleri Özal da tekrarladı ve DÇM kararını veren dönemin başbakanı ve hükümeti hayat pahalılığı yüzünden yerden yere vuran yeni muhalefet lideri Demirel’i enflasyondan sorumlu tuttu. Hatta televizyonda tartışmaya çağırdı.

Demirel, Özal’ı bahane üretmekle suçladı.

y3.jpg

Tartışmaya katılan ekonomist Arslan Başar Kafaoğlu da Kahveci’ye destek verdi:

“DÇM borçlarında kur garantisi üstlenen Hazine’nin bu nedenle uğradığı zarar bugünkü para değerleriyle 3 trilyon lira dolayındadır. Türkiye Cumhuriyeti tarihinde bunun benzeri yoktur. Bu zarardan kurtulma fırsatı ise 24 ocak kararları alınırken ve erteleme anlaşmalara yapılırken kaçılırmıştır. Bu uygulamadan en başta kara para sahipleri yararlandı.”

1988 yılında artık ekonomiden sorumlu Devlet Bakanı olan Adnan Kahveci, son 4 yılda DÇM ödemeleri için 2,2 trilyon lira para basıldığını açıkladı:

“Döviz alabilmek için para basıyorsunuz. Bu elbette enflasyonu artırıyor, ayrıca döviz fiyatı da yükseliyor. Eğer DÇM olmasaydı, dolar geçtiğimiz yıl 528 lira olacaktı. Enflasyon oranı ise yüzde 24’ler civarında kalacaktı.”

1970’lerden kalan DÇM ödemelerinin son taksiti Eylül 1989’da ödendi.

Son taksitin ödenmesinin şerefine Başbakan Özal, Ankara’da Devlet Konukevi’nde bir kokteyl verdi.

y2-001.jpg

Kokteylde DÇM’ler için “dalavere” dedi:

“1970’li yıllarda o zaman kendilerini akıllı, uyanık sananlar böyle bir yol buldular. Tam 221 bankaya borçlandık ve Türkiye bunları ödeyemedi…Benim memurum, benim işçim, benim esnafım diyenler, DÇM’nin yükünü vatandaşın sırtına yıktılar, ortadireğin sırtına yıktılar. Bu borcu sizler ödediniz… DÇM’ler olmasaydı her ailenin geliri yılda 1 milyon lira daha fazla olacaktı. 9 bin okul, 900 orta boy fabrika, 500 hastane, 4 bin km otoyol yapmak mümkün olacaktı.

İnşallah gençlerimiz bundan ders alır. Bir daha böyle hesapsız, kitapsız hatalar yaparak, gelecek nesilleri zor taşınan yük altına sokmaz.

Kaynak: https://twitter.com/batubozkurk/status/1473232505109164034?s=20

yh.jpg

Ama o ders alınmadı.

Önce 1967’de ardından 1975’de parlak bir fikir olarak bulunan ve her seferinde ağır faturası yüzünden vazgeçilen ve faturası yıllarca enflasyon olarak ödenen bir uygulama dün itibarıyla yeniden keşfedildi.

Dolar kurunu doğal olarak hızla düşürdüğü için dün Malatya ve Urfa’da davullu zurnalı kutlamalar bile yapıldı.

Kutlamayı yapanlar bir kaç yıl sonra doların aslında kendi paralarıyla düşürüldüğünü anladığında ise yine çok geç olacak…