Uğradıkları mağduriyetlere rağmen devletin yanında durmuş, vatanseverlik hisleri güçlü bu insanların ve yakınlarının, gönülden ve fikren bağlı oldukları devletin artık onlara barış akademisyenleriyle, FETÖ’cülerle, Sorosçularla, KHK’lılarla, HDP’lilerle, Selefilerle, Hilafetçilerle aynı hukuki standartları uyguladığını kabul etmesi kolay değil.
Anayasa Mahkemesi kapatılsın, iktidarın emrinde olacak biçimde yeniden açılsın! Hapistekiler çıkmasın, diğerleri de onların yanlarına gönderilsin! Adeta yargıya ve idareye talimat veriyor. Ülkemiz, muhalif siyasi partilere, farklı düşünenlere siyaset yapma alanı bırakmayan bir otoriterleşmeye itiliyor. Bu kadar basınç, toplumda umutsuzluk, çaresizlik ve öfke birikimine yol açıyor. Siyaset yapmak, muhalefet etmek iyice zorlaşıyor.
Erdoğan tabii ki koronanın farkında ama yaşananın değerini artıran da bu. Rehber salonları dolduranlara şunu söylemiş oluyor: “Ölüm tehlikesine rağmen, buradaki varlığımızın, birlikteliğimizin hayattan daha önemli olduğunu bilerek, kendinizi feda ederek buraya geldiniz… Allah kabul etsin.”
Trabzon Emniyet Müdürü Ramazan Akyürek de (Cemaat mensubu) Trabzon İstihbarat Müdürü Engin Dinç de (Cemaat mensubu değil) İstanbul’a gönderdikleri raporda “Hrant Dink’i öldürecekler” ibaresini neden “Hrant Dink’e karşı ses getirici bir eylem yapacaklar”a dönüştürdükleri sorusuna aynı cevabı veriyorlar. Fakat cevaplar aynı olsa da birinin izahı makbul bulunurken öbürününki bulunmuyor.
104 emekli amiral, 126 emekli büyükelçinin tepkileri, şu tablo içinde bir anlam kazanıyor: İyice alt üst olan ekonomik dengeler, ciddi sıkıntılar içindeki toplumu daha da zora sokuyor. İstanbul Sözleşmesi’nden imzanın çekilmesi, Montrö tartışması, dış dünyayla ilişkiler, MHP’nin “HDP yetmez Anayasa Mahkemesi de kapatılsın” çıkışı... Merkez Bankası meselesi... Pandeminin yönetim şekliyle ilgili tartışmalar...