Adana’dan bir puslu havalar ve kurtlar hikayesi…

Her gün yeni bir skandal ortaya çıkıyor, gazetelere, televizyonlara paralel yapıdan ayrılmış eski imamlar çıkıp ifşaatlarda bulunuyordu. Onlardan biri de kendisini paralel yapının Hatay ve Adana bölge sorumlusu olarak tanıtan Tamer Barış Terkeşli’ydi. Saç traşı, pahalı gözlükleri, kol düğmeleri, saatiyle tam olarak imam protipine uymasa da badem bıyıkları ve literatüre hakimiyetiyle ikna edici duran bu genç adam her gün yeni bir iddiayla uzun süre gazetelerin manşetlerinden ve televizyonlardan inmemişti.

Rekor üstüne rekor kıran ama iktidarın bakmadığı dolar, iki ülkenin lideri için kazan&kazan olarak ilerleyen Fransa ile gerilim, marka listesini görünce çoğunluğun zaten boykot halinde olduğunu keşfettiği Fransız malları, Malatyalı minibüsçünün bir anda ortada büyük muhalif gibi kalmanın telaşıyla Anadolu Ajansı kamerasına okuduğu bağlılık açıklaması…

Hepsi birbirinden önemli ve hepsi birbirinden can sıkıcı popüler gündem maddelerini bugünlük bir tarafa bırakıp, pek kimsenin ilgilenmediği ama yine çok can sıkıcı olan başka bir habere biraz daha yakından bakalım.

Bunun için altı yıl öncesine gitmemiz gerek.

17/25 Aralık operasyonlarının sonrasına. O zamanki adıyla paralel yapı ile mücadelenin yeni başladığı zamanlara.

Her gün yeni bir skandal ortaya çıkıyor; gazetelere, televizyonlara paralel yapıdan ayrılmış eski imamlar çıkıp ifşaatlarda bulunuyordu.

Onlardan biri de kendisini paralel yapının Hatay ve Adana bölge sorumlusu olarak tanıtan Tamer Barış Terkeşli’ydi.

Saç traşı, pahalı gözlükleri, kol düğmeleri, saatiyle tam olarak imam protipine uymasa da badem bıyıkları ve literatüre hakimiyetiyle ikna edici duran bu genç adam, her gün yeni bir iddiayla uzun süre gazetelerin manşetlerinden ve televizyonlardan inmemişti.

https://www.yeniakit.com.tr/haber/17-aralik-onayi-abdden-17954.html

https://www.yeniakit.com.tr/haber/hayalet-imamlar-17854.html

https://www.sabah.com.tr/gundem/2014/06/28/17-aralik-operasyonun-planlandigi-toplantida-ben-de-vardim

https://www.yenisafak.com/gundem/kod-adi-sufyan-cezaevi-sincan-2072660

Bizzat kendisinin katıldığı toplantılarda konuşulanları, hazırlanan planları anlatıyordu.

Anlattığına göre 2011 yılında 17-25 Aralık operasyonlarının planlandığı toplantıda vardı:

“17 ve 25 Aralık kirli komplosu 2011’de İstanbul’da katıldığım bir toplantıda planlandı. Y.K. isimli eyalet imamı ‘Bu işin Amerika’dan onayını aldık’ dedi.”

“Son vaizi bitirme operasyonu” adını verdiği Cübbeli Ahmet Hoca’ya kumpas kararının toplantısında da vardı: 

“Cübbeli Ahmet Hoca’nın sesini nasıl kısarız diye benim de katıldığım bir toplantı yapıldı. Mutlaka ortada bir suç bulmalıydılar ve buna da Cübbeli Ahmet Hocayı dahil etmelilerdi. Hatta o toplantıda biri, Cübbeli Ahmet Hoca’nın veya yakınlarının illaki gayrimeşru bir ilişkisi vardır, oradan çok daha kolay köşeye sıkıştırırız dedi. Fethullah Gülen’in de son vaazı Cübbeli Ahmet Hocayı bitirme operasyonudur.”

Fenerbahçe’ye şike operasyona karar verilen toplantıda da:

“Bize bir spor kanalından girmemizi, bir takımı ele alamazsak dahi en azından bizden bir adamı sokmamız gerektiğini söylediler. Fenerbahçe odak noktasıydı artık. Toplantılarda Aziz Yıldırım’ın vesayeti temsil ettiğini söylediler. Ona göre Aziz Yıldırım vesayetin son kalesiydi. Bu operasyona şike adı verildi.”

MİT tırları baskınını yapan subayları tanıyordu; TİB’den silindiğini iddia ettiği, bizzat kendisinin başka cemaat mensuplarıyla yaptığını iddia ettiği tapeleri gazetelere veriyor; Erdoğan’a “Süfyan” adının verildiğini, Sincan cezaevinin de onun için inşa edildiğini anlatıyordu.

Fakat bütün bu suçları anlatırken kendisini aklamayı da ihmal etmiyordu. Çünkü o bu kumpaslara zamanında hep itiraz etmişti:

“Bu sözleri işittikten sonra kan beynime sıçradı, ‘Biz bu ülkeyi yıkmaya çalışan, yıllardır memleketin sırtından geçinip sülük gibi kan emenlerle mi savaşıyoruz, onları mı temizlemek istiyoruz, yoksa Türkiye’yi istikrara kavuşturan gelmiş geçmiş en aklı başında hükümeti mi bitirmek istiyoruz. Ülkenin legal yolla seçilmiş başbakanını devirmek ülke iradesini hiçe saymaktır, biz kimin uşağıyız, kimin eliyiz, kimin ağzı, kimin kulağıyız. Bu yaptığınız hakkaniyete sığmaz’ şeklinde tepki gösterdim. Ve toplantının yapıldığı odada bir anda zaman durmuş gibi oldu. Kimse konuşmadı ben de kalkıp gittim. Bu da benim kalemimin kırılmasına neden oldu.”

Kaleminin kırılması derken kastettiği 2011 yılında Adana’da bir yolsuzluk operasyonunda tutuklanmasıydı.

Yine kendi anlatımına göre “Gerçekleri görüp paralel çeteden uzaklaşması üzerine yapılanma tarafından takibe alınıp tutuklanmıştı.”

İktidara yakın gazeteleri ve televizyonları bu hikayenin tamamına inandırmıştı.

Ama Adana’daki yerel medya bu hikayeye inanmadı, çünkü onu iyi tanıyorlardı.

2011 yılında Adana Belediyesi’nde  bir şirketin yöneticisiyken yolsuzluk, çeteleşme, şantaj gibi çok ciddi suçlamalarla tutuklanmıştı. Kendini cemaatçi, istihbaratçı olarak tanıtarak işadamlarına şantaj yapmakla suçlanmış; ucu Adana belediye başkanı Aytaç Durak ve şehrin bazı mafyatik işadamlarına da uzanan soruşturma, ulusal medyada da haber olmuştu.

https://www.turkiyegazetesi.com.tr/Genel/a511345.aspx

Dönemin Sabah gazetesi bölge temsilcisi onu Parsadan’a benzetmişti.

https://www.sabah.com.tr/yazarlar/ramoglu/2011/10/31/adanali-parsadan

Bu suçlamalarla 14 ay hapis yattı.

Hapisten çıktıktan sonra da 17/25 Aralık’ı fırsat bilerek bu kez itirafçı cemaat imamı rolüyle ulusal medyada görünmüştü.

Adana’da yerel gazeteler her akşam televizyonlara çıkan bu adamın eski hikayelerini hatırlattılar.

Ama 17/25 Aralık sonrası heyheyli günlerde, Adana’daki yerel medyanın dediği değil, paralel yapıyı deşifre eden eski imam olarak manşetlerine ve ekranlarına çıktığı iktidar medyasının dediği dinlendi.

Hatta Sabah’ın bölge temsilcisi bile televizyona telefonla bağlanıp daha önce “Parsadan” dediği Terkeşli’ye zamanında haksızlık yaptığını söyledi.

Terkeşli, ulusal medyada popüler oldukça Adana’da da popülaritesi arttı. Dönemin valisi, emniyet müdürdü ve yargı mensuplarıyla yakın ilişkiler kurdu.

Her akşam televizyonlara çıkıp paralelci isimleri veren eski bir cemaatçi imamı kimsenin karşısına almak istemeyeceği günlerdi.

Sadece gazetelere ve televizyonlara konuşan bir eski imam olmaktan çıktı; dönemin kritik davaların tanıklık yaptı.

Onun anlattıklarına çok paralel ifadeler veren Şike Davası’nda, Cübbeli davasında gizli tanık ifadeleri ortaya çıktı

Türkiye’nin her yerinde çeşitli davalarda tanık olarak paralelci isimleri vermeye başlamıştı.

Doğrudan onun ifadeleriyle soruşturmalar açıldı.

Adana’nın eski MHP’li Belediye Başkan vekili Zihni Aldırmaz ve 27 kişinin tutuklandığı paralel yapı soruşturması, onun televizyonlarda anlattıklarını savcılara anlatmasıyla başlamıştı.

https://www.iha.com.tr/haber-adanada-paralel-yapi-operasyonu-27-gozalti-527308/

https://www.sabah.com.tr/guney/2014/07/08/paralelin-parasi-belediyeden-cikti

15 Temmuz darbesinden bir ay önce görülen bu davanın duruşmasında Adana’daki iki yerel gazetenin sahibi tanık olarak dinlendi.

Gazeteci Ercan Yılmaz, Tamer Barış Terkeşli’nin iki yıl önce kendisine bir arkadaşı vasıtasıyla ulaştığını söyledi:  “Önümüzdeki günlerde paralel operasyonu yapılacak. Ferat Yüksel’e (davanın tutuklu sanığı olan Adana Büyükşehir Belediyesi Genel Sekreteri) söyle, bana 500 bin TL versin. Yoksa bu operasyona o da dahil olur’ dedi. Ben de bunu Ferat’a ilettim. Ferat ise bunu kabul etmedi. Ben bunu Terkeşli’ye söylediğimde o da ‘geçmiş olsun’ dedi.”

Bir diğer tanık gazeteci Taner Talaş da Terkeşli’nin kendisine ulaşarak, “yakın zamanda yapılacak paralel operasyonun çok insanı yakacağını, Zihni Aldırmaz ve Ferat Yüksel’in kendisine para vermesini istediğini” söylediğini anlattı.

(Aldırmaz ve Yüksel, bir ay sonraki duruşmada tahliye edildi, üç yıl süren mahkeme sonunda da beraat ettiler.)

İki gazetecinin tanıklığı ve Terkeşli’nin tanık olduğu davada sanıklardan rüşvet istediği haberleri hem Adana yerel medyasında hem de ulusal medyada haber oldu.

https://www.iha.com.tr/haber-feto-davasinda-gizli-tanik-suphelilerden-para-istemis-567347/

https://www.haberturk.com/yerel-haberler/haber/8652917-adanadaki-fetopdy-davasi

Ama bu haberler bile iktidar medyasının Terkeşli aşkını bitirmedi.

“FETÖ medyasında Terkeşli’yi infaz emri” başlıklı bir karşı saldırı haberi yapıldı:

“16 milyar liralık himmet çarkının deşifre edilmesi sonrası başlatılan operasyonla panikleyen FETÖ medyası, bir çok soruşturmanın kilit konumunda bulunan Tamer Barış Terkeşli’yi hedef almış, Post Medya, Meydan, Yeni Hayat, Yarına Bakış gazeteleri tarafından “gizli tanık” olduğu, tutuklamalardan sorumlu olduğu iddiasıyla terör örgütlerine hedef gösterilmişti. FETÖ medyasının hukuk ahlaksız tutumu etkisini gösterdi. Paralel örgütünün Terkeşli’yle ilgili suikast çalışması içine girdiği ortaya çıktı. Hatay Emniyet Müdürlüğü Muhabere Elektronik Şube Müdürlüğü 155 ihbar hattına yapılan bir başvuruda, Terkeşli’nin Hatay’daki ikamet adresinin araştırıldığı,  plakası değiştirilen iki araçla suikast gerçekleştirileceği öne sürüldü. “

https://www.yeniakit.com.tr/haber/feto-medyasinda-terkesliyi-infaz-emri-184449.html

Ama bir ay sonra 15 Temmuz darbe girişimi yaşandı.

Darbeden altı gün sonra Zaman, Today’s Zaman, STV, Cihan Haber Ajansı’nın kapatılmasıyla ilgili KHK kararında, çoğu yerel 45 gazete daha kapatılmıştı. 

Bunların arasında Adana’dan üç gazetede de vardı.

Önce Adana Haber, Adana Medya ve Akdeniz Türk gazeteleri kapatıldı; daha sonra başka bir KHK’yla Ekspres Gazetesi de onlara eklendi.

Ama Adana’daki herkes bu gazetelerin FETÖ’yle bir ilgisi olmadığını biliyordu.

Ardından bu gazetelerin sahipleri ve bazı yazarları hakkında, Adana’daki Zaman gazetesinin temsilci ve çalışanlarının içinde olduğu “Adana’daki paralel yapının medya ayağı” soruşturması başlatıldı.

Gözaltına alındılar.

Gözaltına alınanlardan Adana Haber gazetesi ve sahibi Rıfat Söylemez, Express Gazetesi ve sahibi Hakan Bülent Yardımcı Kemalist çizgideydi. Adana Medya’nın sahibi Taner Talaş Milli Görüş geleneğinden geliyordu. Gazeteci Ali Pekmezci sosyalistti.

İlk KHK’da FETÖ’cü olarak kapatılmalarının ilk akla gelen sebebi, Adana’da iktidara yönelik sert yayınlarıydı.

Ama bu gazetelerin bu kadar çabuk listeye girmesinin başka bir sebebi daha vardı.

Mahkemeye çıkıp Terkeşli aleyhinde ifade veren gazeteci Taner Talaş ve Hakan Bülent Yardımcı’nın adları, 2015 yılında Ankara Cumhuriyet Başsavcılığına verilen bir gizli tanık ifadesinde “Paralel yapıya ait basın yayın kuruluşları içerisindeki ön plana çıkan mensupları” listesinde yer aldığı ortaya çıktı.

Gizli Tanık, Terkeşli’nin kirli çamaşırlarını ilk ortaya süren gazeteci Taner Talaş’ın adını Adana’daki Zaman Gazetesi temsilcisinden bile önce vermişti.

Adanalı gazeteciler iki yıl boyunca yargılandılar. Talaş bu sırada genç yaşında kansere yakalandı. Beraat kararları gitti geldi, nihayetinde beraat ettiler.

Aynı gizli tanığın ifadeleri darbeden sonra yazılan Genelkurmay Çatı Davası’na da girmişti. Adana’daki paralel yapılanma, operasyonlarla ilgili savcıya iddialı açıklamalar yapmıştı.

https://www.aa.com.tr/tr/turkiye/gizli-tanik-buluttan-feto-itiraflari/824800

Anlattıkları yine çok tanıdıktı. 

İfadesinde 2011’de Adana Büyükşehir Belediye Başkanı Aytaç Durak’ın görevden alınmasına neden olan ve Tamer Barış Terkeşli’nin 14 ay hapis yattığı soruşturmanın da FETÖ kumpası olduğunu anlatmıştı. O ifade Çatı Davasından, Adana’daki davanın dosyasına eklendi ve 2011’deki yolsuzluk ve çeteleşme soruşturması bir kumpas davasına dönüştürülerek, Durak ve diğer sanıklar da beraat ettiler.

Terkeşli darbenin ardından hala itibar görmeye devam etti. Cezaevinde intihar eden FETÖ tutuklularının ölümünün intihar süsü verilmiş örgüt içi infaz olduğunu söyleyerek yeniden manşetlere çıktı.

https://www.milliyet.com.tr/gundem/fetoculerin-sir-olumunun-aciklamasi-infaz-2345235

Ama 2018 yılında Adanalı üç işadamının şikayetiyle savcılık bir iddianame hazırladı.

Müştekilerden Metin Ünal mali müşavirdi. 15 Temmuz darbe girişiminden 12 gün sonra Adana’da bir yerel gazetede adı bir FETÖ operasyonu haberinde geçirilmiş, bir başka yerel sitede de “Adana’nın kara kutusu yeminli müşavir M.Ü” diye bir haber yapılmıştı. Haberler daha sonra kaldırıldı.

15-20 gün sonra iş yaptığı bir inşaat firmasının sahibi olan A.D.Y. kendisini ofisine çağırdı. Geri kalanını iddianameden okuyalım:

“İşyerine gittiğinde tanımadığı bir şahsın kendisini istihbaratçı olarak tanıttığını, kendisiyle ilgili yürütülen bir soruşturma olduğunu, bu soruşturmada durumunun hukuki açıdan iyi olmadığı, hatta yakın bir tarihte alınacağı gibi söylemlerde bulunarak kendisinin FETÖ ile ilgili tüm bildiklerini gizli tanık olarak anlatmasını istediğini, kendisinin bu konuyla hiçbir alakası olmadığını, sadece soruşturma yapılan 3 firma ile şirket olarak çalıştığını, sadece iş ilişkisinin bulunduğunu anlattığını, akabinde Ankara’ya giderek avukat bir arkadaşına bu durumu anlattığında bu şahsın Tamer Barış Terkeşli isimli şahıs olduğunu öğrendiğini, 23-08-2016 günü A.D.Y’nin ofisine gittiğimde Tamer Barış Terkeşli isimli şahsın içeride olduğunu, tekrar gizli tanık olarak ifade vermesini, kendisine yapılacak operasyonu engelleyebileceğini söylediğini… 23-09-2016 tarihinde tekrar Tamer Barış Terkeşli ile görüşmesinde, kendisini çok zor duruma düşürdüğünü, üzerinde kendisi yüzünden büyük bir baskı olduğunu, neden bu adamın arkasında durduğunun sorgulandığı, 23-09-2016 tarihinde gözaltına alınma kararının imzalandığını ve yarın sabah alınacağını, son olarak ilgili yerler ile görüşerek yarın operasyon yapılmaması konusunda görüşeceğini söyleyerek işyerinden çıktığını, bu esnada A.D.Y’e bir şekilde hal yolu olup olmadığını sorduğunu, A.D.’nin bir görüşeyim diyerek ayrıldıklarını, aynı gün akşamı A.D.Y. ile K. Pastanesinde buluştuğunu, Tamer Barış Terkeşli’nin 2.000.000 TL talep ettiğini, kendisinin böyle bir parayı ödeyemeyeceğini, 1.200.000 TL talep edilmesi yönünde anlaştıklarını…”

İfadenin ileri bölümlerinde mali müşavir Ünal, parayı gerçekten Terkeşli’nin mi istediğinden emin olmak için onunla görüşmesini de anlatıyor:

“A.D.Y.’yi aradığını, A.D.Y’nin kendisine Tamer Barış Terkeşli’nin ofisinde olduğunu, adliyeye geçeceğini sen buraya gel dediğini, ofise gittiğini Tamer Barış Terkeşli ile görüştüğünü, imajımı düzelteceğini, şık bir dilekçe yazması gerektiğini, bir yerde CEO olarak atayabileceğini söylediğini, kendisine A.D.Y’nin çok para dediğini, kendisinin de “Çok değil, bu artık bizim sorumluluğumuz, üzerimizde kaldı. Çerez parası gibi taksit taksit ödenmez. Yarısını haftaya Çarşamba gününe kadar öde dediğini…”

Peki bu insanlar nasıl bu kadar kolay ikna olmuştu? Hiç mi şüphelenmemişlerdi?

İddianamedeki diğer müşteki Bülent Doğan’ın ifadesini okuyunca neden ve nasıl inandıkları sorusunun cevabını alıyorsunuz.

Bülent Doğan, Adana’da 2. El Oto alım satım işi yapan, atları, narenciye bahçeleri olan bir işadamı.

Bu kez olay 2014 yılının Ağustos ayında geçiyor. Yani Terkeşli’nin televizyonlara çıktığı günlere. Yine iddianamedeki orijinal anlatımdan okuyalım:

“2014 yılının Ağustos ayında daha önceden tanıdığı N.Y. in iş yerine geldiğini ve kendisine ‘6 tane yeni minibüs durağı yapılacak, bunları alalım’ dediğini, bu iş nasıl olacak diye sorduğunda, ‘ 2 tanesi Tamer Barış Terkeşli ve M.Y.’ye ait olacak, 4 tanesi seninle benim olacak’ diye söylediğini, durak işi ile ilgilenmediğini, Tamer Barış Terkeşli’yi tanımıyorum, bu yüzden güvenmiyorum’ dediğini, N.Y.’nin Tamer Barış Terkeşli’yi bir gör tanı, adam Ankara’dan gelmiş, yapamayacağı iş yok, benim yakalamam var, buna rağmen emniyete rahatlıkla girip çıkıyorum” diye söylediğini, bunun üzerine N’i uzun süredir tanıdığı için kendisine güvendiğinden, kârlı bir yatırım olduğunu düşündüğünden dolayı durakları almaya karar verdiğini… Tamer Barış Terkeşli, N.Y., M.Y ile Mado’da buluştuklarını bu şahıslara 2.000.000 TL ödeme yaptığını. N.Y. nin Terkeşli’nin yaptırmayacağı bir iş olmadığını söylediğini, daha önce kesinleşmemiş bir dosyası olduğu için silah ruhsatı alamadığını, bu kadar güçlüyse silahına ruhsat çıkarsın diye söylediğini… Terkeşli’nin ruhsat işi Emniyet amiri ve müdürlere hediye için iki altın tesbih ve dört adet bilezik istediğini,  kuyumcuya gittiklerini… aynı gün kendisini Tamer Barış Terkeşli’nin telefonla aradığını, saat: 22.00- 23.00 arasında polisevine gel seni C. Müdür ile tanıştıracağım dediğini, polisevine gittiğini, korumaların içeri aldığını, burada büyük bir odaya kendisini aldıklarını, odaya girdiğinde odada C. Müdürün, Tamer Barış Terkeşli’nin ve M.Y.nin olduğunu, Terkeşli’nin kendisini müdür ile tanıştırdığını, C. Müdürün kendisine nerelisin, ne iş yapıyorsun gibi sorular sorduğunu, ‘avukatın Ankara’ya gitsin, Yargıtay’a dosyanın düşürülmesi için dilekçe versin. Daha sonra ruhsatını alırsın’ dediğini, ‘müdürüm dosya düştükten sonra bunlara gerek yok, kendim ruhsatımı alırım” dediğini, biraz daha oturduktan sonra polis evinden ayrıldığını… 15-20 gün sonra N.Y’nin geldiğini, önüne bir liste bıraktığını, ‘kirve bu listede tanıdıkların var mı’ diye sorduğunu, 8. sırada kendi ismini gördüğünü, ‘bunlara operasyon yapılacak’ dediğini,  ‘seni Barış Terkeşli’yle konuşturayım’ dediğini, 2014 yılının ekim ayı olduğunu, Terkeşli’yle buluştuklarını, Terkeşli’nin “sen tefecilik yapıyormuşsun, hatta emniyette fotoğrafların, ses kayıtların var, inanmıyorsan yarın emniyete götüreyim, göstereyim” dediğini, 1 gün sonra Terkeşli’nin kendisini aradığını ‘plakanı emniyet müdürlüğünün giriş kapısına bildirdim, aracınla gir, terör bölümüne gel’ dediğini, bunun üzerine Emniyet Müdürlüğü’ne gittiğini, aracını içeriye park ettikten sonra terör bölümüne gittiğini, burada terör müdürü olduğunu tahmin ettiği bir müdürün odasına oturduğunu… müdürün kendisine ‘ bizimle çalışmak ister misin’ dediğini, ‘ne konuda’ diye söyleyince, ‘terörle ilgili, uyuşturucu ile ilgili’ dediğini, ‘benim bu işlerle işim olmaz, başka bir iş için buraya geldim’ dediğini, daha sonra Tamer Barış Terkeşli ile birlikte Organize Büro’ya çıkmak için odadan ayrıldıklarını, dışarıda Terkeşli ile tartıştığını, Organize Büro’ya çıkmadan Emniyet’yen ayrıldığını, N.Y.’yi aradığını Terkeşli’nin güvenilir biri olmadığını, bizi oyuna getirmeye çalıştığını, ödediği 2 milyon tl’yi geri vermesini söylediğini, aracıyla baraj yolunda kavşağa varmadan 4 tane Ford marka polis aracının etrafını çevirip durdurduğunu,  aracının her yerinde detaylı arama yaptıklarını, ne oldu diye sorduğunda ‘ihbar var’ dediklerini, bunun üzerine hemen Terkeşli’yi aradığını ‘ senin yaptığın insanlık mi böyle yaparak benim gözümü mü korkutmaya çalışıyorsun’ dediğini, ‘ Bülent bey onlar nasıl durdurmuş, bir yanlışlık olmalı hemen onları arıyorum’ dediğini, polislerin aramada birşey bulamayınca kendisini bıraktıklarını…”

Türkiye’nin ilk FETÖ Borsası davası böylece başladı.

Terkeşli, bu ağır iddialarla tutuksuz yargılandı. Hakkında mahkemeye getirilme kararları olmasına rağmen mahkemedeki ifadesini bile Hatay’dan SEGBİS üzerinden verdi.

Bunlara bakınca herkes bu mahkemeden bir şey çıkmayacağını düşünüyordu. Çünkü Terkeşli yalnız değildi, devlet içinde halen görevde olan isimlerle yakındı.

Ama Pazartesi günkü 10’uncu celsede mahkemenin oy birliğiyle verdiği karar herkesi şaşırttı.

Mahkeme Terkeşli’yi toplam 25 yıl hapis cezasına çarptırdı.

Kararda müşteki işadamlarına yönelik işlediği suçlar ve aldığı cezalar şöyle sıralandı:

“Müşteki Metin Ünal’a yönelik dolandırıcılık suçundan 2 yıl hapis 40 bin TL para cezası,

“Müşteki Bülent Doğan’a yönelik kamu görevlileri ile ilişkisi olduğundan bahisle bir işin gördürüleceği vaadi ile dolandırıcılık suçundan 18 yıl hapis 180 bin TL para cezası,

“Müşteki Ali Kazım Başaran’a yönelik dolandırıcılık suçundan 2 yıl hapis 53 bin 320 TL para cezası,

“Müşteki Cüneyt Semirli’ye yönelik şantaj suçundan 1 yıl 6 ay.”

Türkiye’de FETÖ borsası iddialarıyla ilgili ilk somut mahkeme kararı olması açısından çok önemli kararda eksikler çok.

Terkeşli’nin işbirliği içinde olduğu işadamı A.D.Y beraat etti, görüştüğü emniyet müdürleri hakkında ise daha iddianame yazılırken kovuşturmaya gerek yok kararı verilmişti.

Mahkeme Terkeşli hakkında tutuklama kararı çıkarmadı, temyiz süreci boyunca tutuksuz olacak.

En başından beri bu iddiaların takipçisi olan ve bu yüzden gazetesi kapatılan, gözaltına alınan, yargılanan gazeteci Taner Talaş kararın bir milat olduğunu düşünüyor:

“Tamer Barış Terkeşli’nin FETÖ borsası nedeniyle ceza alması bu konuda bir milat oluşturacaktır. Ben 17.06.2016 tarihinde yani bu olaylar daha konuşulmadan önce Terkeşli’nin para topladığını, benden de para istediğini, o dönemin yetkili FETÖ İhtisas Mahkemesi olan Adana 2. Ağır Ceza Mahkemesi’ne tafsilatı ile anlatmıştım. Yapmış olduğum bu hakkaniyetli ve cesur tutumun bedelini, Terkeşli’nin gizli tanık olarak verdiği ifadede beni ve gazetemi hedef göstermesi akabinde 668 sayılı KHK ile gazetemin kapanması ile ödedim. Bu adalet midir? Sadece ben değil, Terkeşli’nin şantajına boyun eğmeyen birçok insan maalesef mağdur edildi. Bu süreçten sonra esas tartışılması gereken Terkeşli’nin hala kamu görevinde olan yandaşlarıyla kurduğu ilişkinin ortaya çıkarılması, ilişki kurduğu kişilerin tespit edilmesidir. Geç de olsa adaletin tecelli edeceğine inanıyorum.”

Fakat Adana’da yaşanan bu örnek olayın tek olmadığı açık.

Sınırlı sayıda televizyonlara ve gazetelere çıkarak itibar edinmiş, korku salmış bir kişi bile Adana’da bunu yapıyorsa, kim bilir kimler ellerindeki güçle nerelerde neler yapıyordur. 

Hukuk, şeffaflık, özgür medyayla terörle mücadele edilemeyeceğine, bunların FETÖ, PKK gibi örgütlerle mücadelede zaaf  olduğunu düşünen geniş bir kesim var.

Onlara göre bu işlerde rutin dışına çıkmadan sonuç alınamaz.

İşte korku, önyargı, hukuksuzluk ve militan bir medya birleşince ortaya çıkan sonuç.

Demek ki havalar puslu olursa mutlaka kurtlar şehre inermiş…

Önceki İçerikBatı taklitçiliği
Sonraki İçerikANALİZ –Bilgen HDP’de neyi eleştiriyor, ne öneriyor?