Bu kez pabuç pahalı

Siyasi manzara HDP’nin dünkü (3 Temmuz) 5. Büyük Kongre’sinden sonra artık daha berrak: Eğer Millet İttifakı ya da Altılı Masa, cumhurbaşkanı adayının belirlenme sürecinde HDP ile sağlıklı bir görüşme zemini oluşturamaz ve dahası HDP’nin tasvip etmeyeceği bir isimde karar kılarsa, HDP seçimlere kendi adayıyla katılacak. HDP için bu karar hem bir riski hem de bir fırsatı barındırıyor.

2019 yerel seçimlerinde HDP, Batı metropollerindeki seçmenlerine muhalefeti işaret etti. HDP hukuki olarak, kıyasıya bir mücadele veren iki ittifaktan birine dâhil değildi, ancak fiili olarak muhalefetten yana bir tavır aldı. Muhalefet, HDP’nin yanında durması sayesinde, başta Ankara ve İstanbul olmak üzere, uzun süreden beri iktidar tarafından yönetilen birçok ilde ipi göğüsledi.

HDP’nin bu kritik desteği, karşılıksızdı. Cumhur ve Millet ittifaklarının oyu birbirine çok yakındı. HDP kimden yana ağırlığını koyarsa, seçimi onun kazanacağı belliydi. Dolasıyla HDP desteğini siyasi pazarlığa dökebilir ve adayları kendi seçmenlerinin taleplerine dönük bazı taahhütlerin altına sokabilirdi. Lakin HDP bunu tercih etmedi. İktidarı durdurmanın kendisi için yeterli olacağını belirtti ve herhangi bir karşılık beklemeden veya şart ileri sürmeden muhalefete arka çıktı.  

Elbette HDP’nin bu kararı Millet İttifakı açısından son derece kazançlıydı. Zira yereldeki seçim zaferi, muhalefete iki büyük fayda sağladı:

Birincisi, Türkiye nüfusunun büyük bir kısmının yaşadığı şehirlerde muhalefeti iktidara getirmesiydi. Ülkenin iktisadi ve siyasi motoru olan bu şehirlerde yerel iktidarı almak, muhalefete mühim bir hareket alanı kazandırdı.

İkincisi, yerel seçimlerde elde edilen bu başarının genel seçimlere de aktarılabileceğine dair bir düşüncenin ve umudun doğmasıydı. İktidarın yenilebileceği görülmüştü; eğer muhalefet bu ilişki tarzını güçlendirerek muhafaza edebilse, genel seçimlerden de sandıklardan muzaffer çıkabilirdi.

Muhalefet kazandı, ya HDP?

Evet, muhalefet kazandı ancak bu kazancın muhalefete omuz veren HDP’ye herhangi bir yararı dokunmadı. Yerel siyasette belediyeler, HDP seçmenlerini gözeten bir yönetim sergilemediler. Genel siyasette ise muhalefet partileri, HDP ile aralarındaki mesafeyi kapatmak için herhangi bir çaba göstermedi. Muhalefet, bilhassa CHP ve İYİ Parti, HDP ile aynı kare içinde olmaktan imtina ettiler. CHP’de HDP ile ilişkilerde bir denge arayışı var ama bu çok yetersiz: İYİ Parti ile HDP arasında ise zaman zaman üst seviyelere çıkan bir gerilim görünüyor.

Ezcümle, HDP muhalefete hayat öpücüğü verdi ama buna karşılık muhalefet HDP’yi siyaseten hazmedilmesi imkânsız bir muameleye tâbi tuttu. Bittabi bu tablo, HDP tabanında bir rahatsızlık yarattı ve partinin 2019’da muhalefete verdiği kayıtsız koşulsuz desteği sorgulattı. “Eğer muhalefet bizim isteklerimize kulak asmıyor ve bizle bir arada olmaktan bile kaçınıyorsa, o zaman biz bu muhalefete neden destek verdik” soruları daha çok sorulur oldu.

Aslında muhalefete -Millet İttifakı’na- bu derece bağlanmak, HDP açısından doğru bir siyaset değildi. Çünkü HDP’nin manevra kabiliyetini zayıflattı. HDP elini oyunun başında açtı, muhalefet için muazzam bir fırsattı bu; zira muhalefet herhangi bir yükün altına girmeden HDP’li seçmenlerin oyunu alabileceğini gördü. HDP’li seçmenler nasıl olsa kendilerine oy vereceklerdi, o sebeple artık muhalefetin herhangi bir söz vermesine veya herhangi bir somut vaatte bulunmasına gerek yoktu. 

Kazın ayağı öyle değil

Türkiye, hayatiliği noktasında herkesin hemfikir olduğu bir seçime gidiyor. Sandık geldiğinde hem Meclis hem de Cumhurbaşkanı seçilecek. Ve 2019’da olduğu gibi, HDP yine belirleyici bir konumda duruyor. Millet İttifakı, genel hatlarıyla, 2019’daki senaryonun tekrar sahneye konmasını, yani HDP ile resmi ve aleni bir ilişki kurmadan HDP seçmenlerinin kendi cumhurbaşkanı adaylarına oy vermelerini arzuluyor. Birkaç küçük jest, kaçak-göçek bir iki temasla HDP’nin desteğini almanın hesabını yapıyor.  

Fakat bu sefer kazın ayağı öyle değil!

Zira Ankara’da toplanan HDP’nin 5. Olağan Kongresi’nden, HDP’nin muhalefet ile mutlak bir angajman içerisinde olmayacağına dönük çok net bir mesaj çıktı. Doğrusu buna yönelik açıklamalar geliyordu HDP cenahından ama kongrede eş genel başkanlar Pervin Buldan ve Mithat Sancar, herhangi bir izaha ve kuşkuya gerek bırakmayacak bir açıklıkta ifade ettiler.

Buldan “Herkes şunu çok iyi bilmelidir ki; HDP salt nehri geçmek için yapılan hiçbir siyasi hesapta köprü olmayacaktır” çıkışını yaptı. Sancar da HDP’yle kamuoyu önünde açık, şeffaf bir görüşme yapılması halinde müzakerelere ve cumhurbaşkanlığı için ortak aday fikrine açık olduklarını söyledi ve ekledi: Bu çağrıya yanıt alamadıkları takdirde seçimlere kendi adaylarıyla gideceklerdi.

Risk ve fırsat

Yani, siyasi manzara artık daha berrak: Eğer Millet İttifakı ya da Altılı Masa, cumhurbaşkanı adayının belirlenme sürecinde HDP ile sağlıklı bir görüşme zemini oluşturamaz ve dahası HDP’nin tasvip etmeyeceği bir isimde karar kılarsa, HDP seçimlere kendi adayıyla katılacak. HDP için bu karar hem bir riski hem de bir fırsatı barındırıyor:

Risk, HDP’nin kendi adayıyla yarıştığı bir seçimde, seçimin ilk turda bitmesidir. İster iktidarın ister muhalefetin adayı kazansın, böyle bir netice, gerek iktidar ve gerek muhalefet cephesinde HDP’nin siyasi ağırlığını azaltır. Fırsat ise, seçimlerin ikinci tura kalmasıdır; bu durumda HDP’li seçmenlerin oyu daha bir kıymete biner, partinin de siyasi pazarlık alanı genişler.

Eğer muhalefet, HDP ile -olması gerektiği gibi- meşru bir siyasi aktör olarak masaya oturmaz ve müzakere yapmaz ise, HDP bahsi edilen riski alacak ve fırsatın da peşinde koşacak. Ve tabii ki bu da muhalefetin haline doğrudan tesir edecek.    

Hülasa, 2019’dan farklı bir durum var ortada; bu kez pabuç pahalı!