Challenger neden infilak etmişti?

Eğer güçlü bir demokrasi, özgür bir medya, yerleşmiş bir hesap verme ve hesap sorma sistemi varsa o contanın neden yandığı da ortaya çıkarılabilir. İyi sistemler kendi kendilerini tamir edebilenlerdir. İtibar örtbasta değil, kendi hatasını düzeltmekte aranır. Böylece geriye saklanmış hatalar üzerine kurulu çürüyen bir sistem değil, sürekli bazen yıkım pahasına kendini yenileyen dinamik bir yapı kalır. Kurumsal kibir, resmi itibar kaygısı karşısında ahlaklı, şahsiyetli insanlar bulur ve onlardan korkmaya başlar.

Hemen sorunun cevabını verelim: Bir conta yüzünden.

Zamanının en ileri teknolojisiyle koca bir uzay mekiği yap, bütün dünyanın hayran bakışları altında uzaya doğru fırlat, ama basit bir conta yüzünden bütün dünyanın gözü önünde havada parçalansın. İtibarın yerle bir olsun.

Tam olarak bizdeki o meşhur deyişi hatırlatan bir hikaye:

Bir mıh (çivi) bir nalı, bir nal bir atı, bir at bir eri, bir er bir cengi, bir cenk bir vatanı kurtarır. 

Fakat bu hikayeden çıkarılacak ders sadece bu değil.

Challenger derken tam olarak neden bahsettiğimizi herkes hatırlamayabilir.

Oysa çocukluğu ve gençliği 80’li yıllara denk gelenlerin hafızalarından çıkmayan bir görüntüydü.

28 Ocak 1986 günü büyük bir heyecanla uzaya fırlatılan Challenger uzay mekiği, atmosferden uzaklaşırken yakıt tankının ayrılacağı sırada bir anda infilak etmişti.

İçinde az önce gülümseyerek ve el sallayarak mekiğin dar kapısından içeriye girişlerini izlediğimiz ikisi kadın 7 astronotla birlikte…

34 yıl önceki o günle ilgili hafızalarımızda patlama sonrası gökyüzünde oluşan ördeğe ya da leyleğe benzeyen buluttan fazla bir şey kalmadı.

Ama Netflix’te gösterime giren dört bölümlük Challenger: Son Yolculuk belgeseli, Challenger faciasından hatırlanacak ve öğrenilecek çok şey olduğunu büyük bir maharetle gösteriyor.

Öncelikle patlamada ölen yedi kişilik mürettebatın hepsi astronot değildi.

Sharon McAuliffe, 38 yaşında bir öğretmendi.

Aslında onun o mekikte olması, patlamanın da arkasındaki sebeplerden biriydi.

Hikayenin başı 1969 yılına kadar gidiyor.

ABD’de 1969’da Ay’a çıktıktan sonra uzay çalışmalarında ne yapılacağı konusunda kafalar karışmıştı.

Sovyetler ile girilen yarışta en zoru başarılmıştı. NASA, bütün enerjisini, birikimini Ay misyonu için seferber etmişti.

Peki şimdi ne yapılacaktı?

İşte uzay mekikleri bu sorunun cevabı olarak ortaya çıktı.

Apollo 11’den sonra da Ay’a ve uzaya insanlı insansız roketler gönderilmişti. Fakat büyük masraflar edilerek uzaya gönderilen roketlerden geriye dünyaya içindeki astronotlarla denize düşen küçük kapsüllerden başka bir şey kalmıyordu.

Büyük masraflarla yapılan roketler sadece bir kullanımlıktı.

NASA’nın yeni hedefi uzaya gidip geri gelebilen uçakvari bir taşıt tasarlamak oldu. Hatta belki de böylece uzayı artık bir uçuş destinasyonuna çevirmek, maliyetleri düşürüp, ticari uzay uçuşlarına başlamak…

Bunun ilk kısmını yapmayı başardılar. 1977’de geliştirilen Enterprise uzak mekiğiyle yapılan denemelerden sonra ilk uzay aracı Colombia iki astronotla 1981’de uzaya gönderildi ve içindekilerle birlikte tek parça olarak geri döndü.

Bu ABD ve NASA için 1969’daki Ay misyonundan bu yana elde edilmiş en büyük başarıydı yeniden bütün dünyada büyük bir sükse yapmışlardı.

Tabii pek çok kişinin boşa giden paralar olarak baktığı Kongre’den alacakları bütçeyi de arıtacak bir motivasyondu bu.

İzleyen yıllarda her yıl sayısı artarak mekikler uzaya gönderildi.

Neredeyse her ay bir uzay mekiği fırlatılınca artık uzaya tarifeli uçuşlarla gidilebileceği de konuşulmaya başlandı.

Tabii bu hiçbir zaman mümkün olmadı. Çünkü herhangi bir şekilde ticari olarak böyle bir uçuşun masrafları karşılanamazdı.

Peki bu uçuşların masraflarını kim karşılıyordu?

Tabii ki ABD devleti. Kongre’deki komite her yıl NASA’nın bütçesini onaylıyordu.

Fakat uçuşlar arttıkça, neredeyse her ay uzaya bir mekik fırlatılmaya başlanınca uzay seyahatleri haberleri gazetelerin manşetlerinden, iç sayfalarına doğru düşmeye başlamıştı.

Amerikalılar Ay’a gitmekten sonra uzaya gitmekten de sıkılmışlardı.

Halbuki bu işi Kongre’nin finanse etmesinin esas motivasyonu içerideki bu büyük ilgi, dünyada yaptığı sükseydi.

NASA telaşlanmaya başlamıştı. Hatta bu yüzden bütçelerine karar veren Kongre’deki komite üyesi iki senatörü uzaya götürdüler.

Ama yeniden toplumun heyecanını artırmak için acilen bir şeyler yapılmalıydı.

Bu sırada halkla ilişkiler uzmanlarının aklına bir fikir geldi.

Neden uzay seyahatine sivil bir ABD vatandaşı da götürülmesin? 

Bu karar açıklanır açıklanmaz bir anda bütün ilgi tekrar uzay çalışmalarına döndü.

Sanatçılar, yazarlar, siyasetçiler gönüllü olarak ortaya atıldılar.

Peki yüzbinlerce gönüllü arasından bu şanslı uzay yolcusu nasıl seçilecekti?

Başkan Reagan çıkıp, bu ismin öğretmenler arasından seçileceğini açıkladı.

Amaç bu uzay yolculuğunu çocuklar ve gençler için bir derse çevirmekti.

10 bin öğretmen gönüllü olarak başvurdu. Mülakatlar ve elemeler sonunda geriye 10 öğretmen kaldı.

Bu 10 öğretmen NASA’da testlerden geçti, eğitimler aldı.

Nihayet seçilen kişiyi, güzellik yarışması sonucu açıklar gibi 10 adayın önünde başkan yardımcısı Bush açıkladı: 38 yaşındaki iki çocuk annesi idealist, sempatik öğretmen Sharon McAuliffe.

Onun görevi uzaydan bütün Amerikalı öğrencilerin izleyeceği dersler yapmak, uzayda ders videoları çekmekti.

Hazırlıklar başladı. Uzay yolculuğu için kendi alanlarında tecrübeli, aileleri ve çocukları olan 6 astronot daha seçildi.

Uzaya gönderilen mekik sayısı da hızla artıyordu.

1985 yılında 9 mekik uzaya gönderilmişti. 1986 yılının hedefi 16’ydı.

Kongre’den bütçe bu rakamlar vaat edilerek alınmıştı. Plandan sapılamazdı.

Challenger’ınki uzay mekiğiyle yapılan 25’inci yolculuk olacaktı.

Fakat 1981’de itibaren sayısı artan bu uçuşlar sırasında, dünyaya düşen kendilerinin imal ettiği katı yakıtlı roket hızlandırıcılarını denizden çıkarıp inceleyen Morton Thiokol şirketinin mühendisleri ciddi bir sorunla karşı karşıya kaldılar.

Hızlandırıcının parçalarını birbirine mühürleyen halka contalardan biri yanıyor, güvenlik için konan yedeği de deforme oluyordu. 1981’deki ilk uçuştan itibaren çeşitli uçuşlardan dünyaya düşen hızlandırıcılarda benzer bir sorun tespit edilmişti.

Bu iki contanın yanması roket motoru sızıntısına neden olabilir ve mekiği havaya uçurabilirdi.  Bunun çözülmesi gerekiyordu.

Fakat sorunun neden kaynaklandığı anlaşılamıyordu. Şirketin mühendisleri sorunu anlamaya çalışırken, bu ciddi güvenlik sorunundan başından beri haberdar olan NASA ise uzay seyahatlerini tüm hızıyla sürdürmeye devam ediyordu.

Şirketteki mühendisler artık bu fırlatışları her seferinde kalp çarpıntıları içinde izlemeye başlamışlardı. Felaket kaçınılmazdı. Fakat hiçbir adım atılmıyordu.

Morton Thiokol firmasının yetkilisi uzay mekiklerini üreten firmaya “yardım edin, bu bir kırmızı alarmdır” diye biten bir uyarı mektubu dahi göndermişti.

Ama NASA, Kongre’ye verdiği uçuş sayısı sözünü tutturmanın derdindeydi ve bu arızanın uçuşları durduracak kadar ciddi bir problem olmadığına karar verilmişti.

Nihayet sorunun hava durumuyla ilgili olabileceği keşfedildi. Uzay mekiklerinin fırlatıldığı gün hava soğuksa contalar deforme oluyordu.

Ve nihayet Challenger’in uçacağı gün geldi çattı. Ocak ayının son günleriydi.

Ama fırlatmanın yapılacağı Pazar günü hava tahminlerinde Florida’daki Cape Canaveral üssü civarında şiddetli yağmur ve yıldırım görünüyordu, bu yüzden iptal edildi.

Yağmur ve fırtına planlanan saatten önce çoktan dinmiş hava uçuşa uygun hale gelmişti ama bir kere iptal kararı verilmişti.

Ertesi gün 7 mürettebat tekrar mekiğe girdiler, hava şartları uygun görünüyordu. Ama bu sefer de uzay mekiğinin kapısı tam kapanmadı. Canlı yayında mühendisler gelip, yakıt tankerleri olduğu için sadece pille çalışan aletlerle saatlerce sorunu çözmeye çalıştılar. Nihayet son teknoloji bir aletle sorun çözüldü; testere ile.

Dünyanın en ileri teknolojisiyle yapılmış mekiğin kapısında kalan aralık canlı yayında testereyle kesilerek giderildi. Ama geçirilen saatlerde hava yeniden bozmuştu, rüzgar sertleşmişti. Uçuş bir kere daha iptal edildi.

Uçuşun ertelendiği 28 Ocak salı gününe gelindiğinde ise Florida tarihindeki en soğuk günlerden biri yaşanıyordu. Dereceler eksi altıya kadar düşmüştü. Portakal tarlaları donmuştu. Herkes bir kere daha iptal kararı geleceğine emindi.

Fırlatma gününün gecesinde Morton Thiokol şirketinin mühendis ve yöneticileri ile NASA yöneticileri arasında telefon bağlantısıyla bir acil durum toplantısı yapıldı. Karar verilecek olan uçuşun bir kere daha iptal edilip edilmeyeceğiydi.

Toplantıda Thiokol’deki mühendisler hava soğudukça contaların deforme olduğunu ve şu ana kadarki en soğuk havaya denk gelen uçuşun mutlaka iptal edilmesi için bastırdı.

NASA yöneticileri ise bu riskin alınabileceğini söylüyordu, hatta bir NASA yetkilisi “ne yapalım yani önümüzdeki Nisan’ı mı bekleyelim” diye onlara çıkışmıştı.

Nihayetinde mühendislerin dediği değil, şirket yöneticilerinin isteği oldu ve hızlandırıcıyı yapan şirketin yetkilisi uçuşun yapılabileceğiyle ilgili bir muvaffakatname imzalamak zorunda kaldı. Uçuş günü mekiğin etrafındaki buz sarkıtları bile NASA’yı durdurmadı.

Ve fırlatmanın 73’üncü saniyesinde mekik yerden 15 kilometre yukarıya çıkmışken bütün dünyanın, Amerika’daki bütün okullarda canlı izleyen çocukların, üste toplanmış ailelerin ve Sharon McAuliffe’in öğrencilerinin gözleri önünde mekik havada infilak etti. Herkes ne olduğunu başta anlayamadı. Sonra mekiğin patladığı ve yedi mürettebatın da kurtulamadığı anons edildi.

Peki ne olmuştu da 25’inci uçuşta bu yaşanmıştı?

NASA gerçek sebebi bilmesine rağmen bütçesini ve imajını düşünerek önce sessiz kaldı. Sonra ortaya patlama anının görüntüleri çıktı. Görüntülerde patlamadan önce hızlandırıcı tanklarında bir alev görünüyordu.

Ama NASA sözcüsü basının karşısında çıktı ve ısrarla buna alev değil, “sıradışı hüzme” dedi. Sorulara rağmen sözcü ezberlediği metnin dışına çıkmadı.

Bu arada kazayı araştırmak üzere Başkan Reagan, dış politika konusunda uzman olan, uzay çalışmaları hakkında herhangi bir bilgi sahibi olmayan tecrübeli kongre üyesi Bill Roger başkanlığında bir soruşturma komitesi kurdu.

Reagan’ın Roger’a daha sonra ortaya çıkan talimatı şöyleydi: “Ne olmuş olursa olsun NASA’nın yüzünü kızartma, onlar yine uzaya gidecek.”

Dünyanın her yerindeki devletin itibarını önceleyen refleks devredeydi.

Soruşturma komisyonunda ayda ilk yürüyen insan Neil Armstrong, uzaya çıkan ilk kadın astronot Sally Raid ile birlikte Pentagon’dan yetkililer, mühendisler, uzay bilimciler vardı.

Komisyona alınan bir üye ise devletin bu komisyondan beklentilerine çok da uygun olmayan bir isimdi: Nobel fizik ödüllü, atom bombasını yapan isimlerden anarşist, çılgın profesör Richard Feynman.

Komisyonun ilk sorgularında başkan Roger aldığı talimata uygun olarak NASA yetkililerinin hırpalanmasına, sıkıştırılmasına izin vermedi.

Ama canlı yayınlanan sorgularda NASA yetkilisi contalardaki sorunla ilgili bir soruya cevap verirken açıkça yalan söyleyince, NASA mühendislerinden Richard Cook artık isyan etmişti.

Başka bir adla New York Times’ın NASA muhabiri Phillip Boffey’i aradı.  Elinde patlamayla ilgili belgeler olduğunu söyledi.

Boffey NASA çalışanları telefon rehberine baktı. Bu adla kimse yok, gerçek adınız ne diye sordu. Gerçek adını söylemek zorunda kaldı.

İkisi buluştu conta meselesiyle ilgili belgeler ikna ediciydi ama haberin güvenilir olması için Cook’un adıyla olmasa da en azından unvanıyla konuşması gerekiyordu.

Haber “bir NASA mühendisi”ne dayandırılarak yayınlandı. NASA’nın yıllar önce hızlandırıcıların contalarında bir sorun tespit ettiği ve patlamanın da bu yüzden meydana geldiği haberi şok etkisi yarattı.

O ana kadar gerçekleri örtmek üzerine kurulu komisyon bir sonraki toplantısını NASA yetkilileriyle gizli yapmaya karar verdi. NASA yöneticisi Larry Mulloy’a yüklenci şirketin soğuk hava yüzünden fırlatışın iptal edilmesini isteyip istemediği soruldu, hatırlayamadığını söyledi.

Bu açık bir yalandı. Bizzat kendisi o geceki toplantıda uyarılara rağmen bu kararı veren NASA yöneticiydi.

Ama salonda o gece toplantıda olan Thiokol’dan mühendis Allan McDonald da vardı. Aniden ayağa kalktı, elini havaya kaldırdı ve titreyen bir sesle “Soğuk havadan endişe ettiğimiz için fırlatmanın ertelenmesini istedik” dedi.

Salon buz kesmişti.

Bu arada soğuk havayla contaların aşınması arasındaki ilişkiye dair belge komisyon üyesi olan ilk kadın astronot Sally Raid’in eline geçmişti. Ama onun bunu açıklaması başını belaya sokabilirdi.

Belgeyi gizlice komisyondaki Pentagon yetkilisine verdi. 

Pentagon subayı da devlete zarar verecek bu bilgiyi doğrudan açıklamazdı. Bunu duyurması için en uygun isim olan Nobelli fizikçi Profesör Feynman’ı seçti. Ama belgeyi direkt olarak ona vermesi de suç olurdu.

Bir çözüm buldu. Onu yemeğe çağırdı. Sonra garajdaki klasik arabasının yanına götürdü. Halka contaları çıkardı, “Arabamdaki halka contalar soğukta sızma yapıyorlar” dedi. Profesör mesajı almıştı.

Ertesi gün kamuya açık olan komisyon toplantısına Profesör Feynman contalar ve bir bardak soğuk suyla geldi.

Herkesin gözü önünde halka contaları soğuk suya batırıp, soğuk suyla contaların deforme olduğunu gösterdi. Bir Nobelli profesörün bunu söylemesi herkesi etkilemişti.

Nihayet gerçek ortaya çıktı. NASA yetkilileri bu konuda uyarıldıklarını kabul etmek zorunda kaldılar. 

Gerçeği örtmek için yola çıkmış Roger komisyonu raporunda NASA patlamadan sorumlu tutuldu.

NASA’nın yöneticileri emekliye ayrıldılar.  Uzay mekiği çalışmaları durduruldu.

ABD prestij için büyük paralar harcadığı NASA’nın ve uzay çalışmalarının itibarını kendi eliyle yerle bir etmişti.

Ama o itibarı yeniden toparlamak da bu hesaplaşma sayesinde oldu.

Hızlandırıcılardaki conta aşınması sorunun çözülmesi için Morton Thiokol başkanlığında, NASA’nın da altında çalışacağı yeni bir ekip kuruldu. 

Peki ekibin başına kim getirildi?

Komisyon toplantısında ayağa kalkarak NASA yöneticisinin yalan söylediğini açıklayan Thiokol’dan mühendis Allan McDonald. Onun kurduğu ekip halka conta sorununu çözdü.

NASA yeniden uzay mekiği çalışmalarına döndü, 2011 yılında program bitirilene kadar da uzaya mekik göndermeye devam etti.

Devletler, resmi kurumlar hata yaparlar ve bunu örtmek isterler. Bu dünyanın en ileri uzay teknolojisi ve uzmanlarıyla çalışan NASA bile olsa böyledir. 

Devletler böyle stratejik kurumlarını, çalışmalarını korumak isterler, onların zarar görmemesini tercih ederler. Bu yüzden hataları örtbas etmeyi denerler.

Eğer karşılarında buna meydan okuyacak, bunu denetleyecek bir güç ve irade yoksa başarılı da olurlar.

İşte açık toplumların ve demokrasilerin farkı burada ortaya çıkar.

Devlet her yerdeki devlete benzer reflekslere sahiptir ama eğer kamusal alanda açık ve özgür bir tartışma alanı, hesap sorma imkanları, özgür bir medya varsa bu örtbası yapmak kolay olmaz.

Tek başına bir mühendis çıkar işini kaybetmeyi göze alır ve gazetelere konuşur. Bir başka mühendis Kongre’deki toplantıda elini kaldırıp bütün kariyerinin bağlı olduğu NASA yöneticisini yalanlar.

İnsanları bu riski almaya teşvik eden ifade hürriyeti, özgür medya, hesap verme ve hesap sorma kanallarını açık olmasıdır.

Yani iyi bir demokrasi insanları devletin karşısında cesur ve  şahsiyetli yapar, ahlaklı olmayı teşvik eder, bu ahlaklı tavrın riskli olsa da ödüllendirilebileceğini vaad eder.

Sistemin içinde basit bir halka conta zarar gördüğünde bile dünyanın en ileri teknolojisinin eseri olan bir uzay mekiği patlayabilir.

Ama eğer güçlü bir demokrasi, özgür bir medya, yerleşmiş bir hesap verme ve hesap sorma sistemi varsa o contanın neden yandığı da ortaya çıkarılabilir.

İyi sistemler kendi kendilerini tamir edebilenlerdir. İtibar örtbasta değil, kendi hatasını düzeltmekte aranır.

Böylece geriye saklanmış hatalar üzerine kurulu çürüyen bir sistem değil, sürekli bazen yıkım pahasına kendini yenileyen dinamik bir yapı kalır. Kurumsal kibir, resmi itibar kaygısı karşısında ahlaklı, şahsiyetli insanlar bulur ve onlardan korkmaya başlar.

Sonra yıllar sonra da olsa bu hikayenin bir de belgeseli yapılır, bütün tanıklar, aktörler çıkıp konuşur, ifşa, şeffaflık bir kere daha ödüllendirilir. Örtbas anlayışı bir kere daha mahkum edilir. İtibarın hakikat ve insan hayatı karşısında tasarruf edilmesi gereken bir şey olduğu gösterilir.

Challenger’da hayatını kaybeden öğretmen Sharon McAuliffe uzaydan öğrencilere ders veremedi ama bu belgesel vesilesiyle 34 yıl sonra bütün bunlara çok ihtiyacı olan bize verdiği ders bu olsun.

Önceki İçerikİhvan, rejimin ‘Sisi’yi tanıyın, cezaevlerini boşaltalım’ teklifinde kararı cezaevindekilere bıraktı
Sonraki İçerikGörmemiz gereken gözbağı