Ederson, Fenerbahçe’nin deneyimli bir oyuncusu. Dünya çapında önemli bir kaleci. Brezilya Milli Takımı’nın kalecisi. Zaman zaman yaptığı kurtarışlarla yıllardır galibiyetlerin mimarı oldu. Bazen de hatalarıyla puanlar kaybettirdi. Galatasaray maçının Fenerbahçe açısından çok gergin bir karşılaşma olacağı belliydi.
Yıllardır lig şampiyonluğuna hasret kalmış bir kulübün taraftarıyla, yönetimiyle, oyuncularıyla üzerindeki baskı, sinirleri iyice germişti. Bu gerilimin yükü en çok futbolcuların sırtına binmişti. Özellikle kaleci Ederson’un son maçlarda yediği hatalı goller, onu topun ağzına koymuştu. Ederson’un hataları elbette tartışılacak. Fakat bir takımın bütün psikolojik çöküşünü tek bir kalecinin omuzlarına yüklemek kolaycılık.
Bu maç her şekilde bir dönüm noktası olacaktı. Şampiyonluk iddiası sürecek ya da yolun sonu görünecekti. Fenerbahçe yönetiminin yapması gereken, öncelikle futbolcuları bu gergin atmosferin dışında tutmaktı. Onlara sakin ve kendine güvenen bir ruh aşılanabilirdi. Tersi oldu: Motivasyon adı altında gerilim tırmandırıldı. Futbolcular “kaybedersek mahvoluruz” ruh hali içine girdiler. Büyük maçlara hazırlanmak sadece taktik meselesi değildir.
Bazen oyuncuyu ateşlemekten çok sakinleştirmek gerekir. Talisca’nın maçın hemen başında, 13. dakikada penaltıyı kaçırması sadece kaçan bir gol değildi. Zaten kırılgan olan takımın ruh halini de kırdı. Artık her şeyin bittiği, tarihi fırsatın uçup gittiği duygusu geldi. “Aşırı motivasyon” ters tepmiş, futbolcular şaşkına dönmüştü.
Kaleci Ederson bu gerilimin en ağır kurbanı oldu. Sinirleri iyice gerildi, öfkesini penaltı noktasını gösteren hakeme yöneltti ve deneyimli bir oyuncu olarak yapmaması gerekeni yaptı. O penaltı gole çevrilseydi her şey çok farklı gelişebilirdi. Bugün başka şeyler konuşabilirdik. Olmadı. Şans da Galatasaray’dan yanaydı.
Bir Fenerbahçeli olarak üzgünüm. Sokaklara çıkıp sarı lacivertli bayrağı sallamak için epey bir süre daha beklememiz gerek. Galatasaray hak ettiği şampiyonluğa çok yaklaştı. Onları kutluyoruz. Rakibi kutlamak kolay değildir ama futbolun asgari nezaketi bunu gerektirir. Futbol sonuç olarak bir yarış. Milyonlarca izleyicisiyle, kızgın taraftarlarıyla, büyük paraların döndüğü futbolcu piyasasıyla futbol en cazip spor dallarından biri. Bu nedenle siyasetin en fazla girdiği alanların da başında. Birileri kazanır, diğerleri kaybeder.
Futbolun psikolojisi de sosyolojisi de ekonomisi de sürprizli ve karmaşıktır. Futbol her zaman düz mantıkla açıklanamaz. Futbolda bu yıl da kaybedenlerin saflarındayız. Kaybedenler olarak bu yenilgiyi tarihi bir ders olarak kabul ediyoruz.
Maçın son dakikalarını izlemek içimden gelmedi. Sokağa çıktım, derin bir nefes aldım. Serin bir Bodrum akşamı. Bodrum bir begonvil bahçesine dönmüş. Ellerinde sarı kırmızılı bayraklarıyla Galatasaray taraftarları slogan atarak yürüyorlar. Galibiyeti kutluyorlar. Bahçıvan Yaşar, Galatasaray tişörtüyle karşımda. “Mutluyum” diyor. Kutluyoruz…
Yazıyı beğendiysen, patronumuz olur musun?
Evet, çok ciddi bir teklif bu. Patronumuz yok. Sahibimiz kar amacı gütmeyen bir dernek. Bizi okuyorsan, memnunsan ve devam etmesini istiyorsan, artık boş olan patron koltuğuna geçmen lazım.
Serbestiyet; Türkiye'nin gri alanı. Siyah ve beyazlar içinde bu gri alanı korumalıyız. Herkese bir gün gri alanlar lazım olur.