Saklama sanatı

Küf. Pamuk gibi. Ama değil. Beyaz ve su yeşili. Kelimelerin üstünü kapatmış. Tamamını değil. Kelimelerin. Bir jiletle kazıyorum. Bir toza dönüşüyor. Öksürtüyor. Öksürtmez mi? Kelimelerin üstünü örten her şey insanı öldürebilir bile.

Binlerce kitap. Binlerce. Oturdum, kitapların tozlarını alıyorum. Kızmasınlar diye. Çünkü içlerini karıştırmak için önce tozlarını almam gerek. Önce dost olmamız gerek. Önce üstünden bir ağırlığın kalkması gerek. Öyle yapıyorum. Bir dost gibi.

Bir bilet. Kitabın arasında. Atmaya kıyamadıklarımız. Bir daha okumayacaksak o kitabı, göremeyeceğiz. Göremeyeceksiniz satın aldığınız anları. Neyse. Yıla bak, epey olmuş. Kapı A, Sıra G, Koltuk 105, Saat: 20.00, Cuma. Berna, ismi Berna. Çok hastalandı, aylar önce aldığı bilete çok para vermişti. Güzel bir ânı satın almıştı. Gidemedi. Çok yakın arkadaşına söyledi. O da gidemezdi. Uzun süre oturmayı sevmezdi, hem arada kalkması gerekirdi, ayakları, ayakları için. O da en yakın arkadaşını aradı. Çok sevdiği bir arkadaşını. Hediye anlar satın almayı seven bir arkadaşını. Kabul etti. Tek başına gitti. Gece yarısı bitti oyun. Çok sevdi oyunu. Bir Rus masalı. Yevgeni Onegin. Eminim güzel oyundur. Bilet artık benim. Benim kitabımın arasında. Biliyorum, oyun çok güzel.

Ayraçları severim. Kitaplardan bağımsız ayraçları. Özel olarak alınmış ayraçları. Hediye edilen ayraçları. Şimdi elime geçen o türden. Sakin bir deniz. Şemsiyeli kadınlar. Sapsarı kumlar. Çıplak ayaklar. Önden giden biri. Bir erkek. Bakışları ufak. Ufacık. Yine de sakin değil.

Ihlamur kokusu sardı her yanı. Ne güzel kokar ıhlamur. Kitaplar da güzel kokar. Hem iyi de gelir. Ben uzun zamandır hiç böyle güzel uyumamıştım. Yeni bir kitaba sarıldım. Okudukça içimi saran, okudukça yalnız değilsin diyen. Ben dün gece kendim gibi biriyle karşılaştım. Birlikte yürüdük o caddede. Karın içinde. Islak çoraplarımıza aldırış etmeden. Acıyan parmak uçlarımıza ses etmeden. Birlikte yürüdük. Eve hiç gitmek istemediğimiz bir gündü. Birlikte gitmedik eve.

Peki ya hiç okunmayanlar. İçi açılmamış olanlar. Bilinmeyenler. Saman kâğıdının içine sinen bekletilmiş anlar. Solgun anlar. Solan anlar. Okunmadığını nereden bilirsin bir kitabın? Dokunulmadığını. Çok zor. Bazen. Birbirine yapışık sayfalar. Eskiden böyle miydi? Önce sayfaları birbirinden mi ayırırlardı? Bir mektup açacağı kullansam işe yarar mıydı? Sayfalar üstlerinden yapışık. Açmayacağım. Okudukça açmak istiyorum. Okunmadığı anlaşılsın. Okunmayan kitapların şansı ancak böyle açılır.

Eski baskılar. Eski çeviriler. Eski kâğıtlar. Eski fiyatlar. Eskimeyen yazarlar. Eskimeyenler. İnsanın eskimeyeni. Kucaklıyorum önce. Atmadılar seni. Bir başkasına verdiler. Bana verdiler. Bir insan gibi kenara atmadılar. Eskimedi içindekiler. Benim gibi içini eskitmediler. İnanmadı. Bıraktılar. Onu da herkes gibi.

Bütün kitaplar okumak için var olmamıştır.

Bütün kitaplar siz sevesiniz diye yazılmamıştır.

Bütün kitaplar kapağının gösterişsizliğine üzülmemiştir.

Bütün kitapların önsözleri yaratıcıları tarafından sevilmemiştir.

Bütün kitaplar dost olsun diye raflarda yeşermemiştir.

Bütün kitaplar Tanrı’yı sevmemiştir.

Bütün kitaplar yeni bir şey yazmamıştır.

Bütün kitaplar katili cezalandırmamıştır.

Bütün kitaplar sevgiden beslenmemiştir.

Bütün kitaplar gizlice ağlamamıştır.

Bütün kitaplar yazarını mutlu etmemiştir.

Bütün kitaplar anlaşılamamıştır.

Bütün kitaplar derdini iyi anlatamamıştır.

Yalnız, bütün kitaplar yanabilir.

Biliyorum.

Bir sayfanın yarısını yok etmişler. Bir şey içerken. Bir şey okurken. Yanlışlıkla belki. Yine de olsun yok etmişler. Utanmışlar mıdır? Yarım kalacağım bu an için utanmışlar mıdır? Beni mahrum ettikleri o an için utanmışlar mıdır? Yazarın utanmazı affedilmez, peki ya okuyanın, okuyanın utanmazı?

Küf. Pamuk gibi. Ama değil. Beyaz ve su yeşili. Kelimelerin üstünü kapatmış. Tamamını değil. Kelimelerin. Bir jiletle kazıyorum. Bir toza dönüşüyor. Öksürtüyor. Öksürtmez mi? Kelimelerin üstünü örten her şey insanı öldürebilir bile. Kelimeler yavaş yavaş görünüyor. Fakat üstünde bir bulut varmış gibi. Kelimelerin üstünde bir bulut varmış gibi. Kelimeler kurtarılınca böyle oluyor demek ki. Üstlerinde bir bulut varmış gibi.

Yeni bir görgü kuralı öğrendim, kitaplardan. Hediye edilen kitabın üstüne yazı yazılmaz. Sahibiymişçesine yazı yazılmaz. Seninmişçesine yazı yazılmaz. Gözüne soka soka hediye edermişçesine yazı yazılmaz. Güzel dileklerin için seçtiğin sayfaya dikkat et. Görgüsüz. Görgüsüz olmamak için.

Yazar yazar ayıracağım kitapları. Mecburum. Ayıramam yazdıklarından onları. Ayırmam.

Bir kitabın ömrünü uzatmak için, lavantaya ihtiyaç duyan kitap perisinden bahsedeceğim size. Bazı zeki böceklerin kitap kokusunu çok sevdiklerini öğrendim. Fakat lavantayı sevmediklerini. Doğru mudur bilmem. Bilmem ama. Sevmediğim şeylerden kurtulmak için bir çiçek sunmak. Bir çiçek ile bir böcek ile olan kötü ilişkimize son vermek. Bir çiçek ile ömrünü uzatmak kitapların. İstediğim şey buymuş meğer, bir çiçek ile son vermek, istemediğim şeylere. Şeyler, yani insanlarım.

Kutsal kitapları ayrı bir pakete koymuşlar. Hatalılar. Yazılanlar arasında ayrım yapmıyorum. Tanrı’yı sevmesem bile.

Yazdırmayan tavsiyeler. Sürekli bir merakla sığınıyorum onlara. Bir özlemle sarılıyorum. Anlamak istiyorum. Kitaplarım çok. Çok kitaplarım var. Besliyorum onları. Gelecek için besliyorum. Benim olmayan çocukları besliyorum. Yine de kendi çocuğumun neye benzeyeceğini düşledim. Gizlice. İçimden. Ben yazsaydım, kime benzerdi kelimeler?  Kurtarırlar mıydı küflenirse? Bir bulut çöker miydi üstlerine? Birine verirler miydi? Kim sarılırdı benim cümlelerime? Bana kim sarılırdı? Hayal ettim. Önce, açmaları gereksin birbirine yapışık sayfaları. Uğraşırlarsa, okurlar. Böyle bir çözüm buldum yazdıklarımın kaderine. Su yeşili bir kapak. İçinde bulut.

Baskı, bir kitabın yazgısını süslemez.

Renkli kalemlerle çizilmiş. Altlarını rengarenk çizmişler karanlık cümlelerin. Sevgisizliğin. Acının. Rengarenk. Üstünü çizemediklerinin, altını çizmişler. İyileştirme sanatı. Tüm altı çizilen cümleleri toplasak. Böyle bir kitap olurdu. İyileşmek için belirginleştirdiğimiz tahlil sonuçları. Yaşlandıkça çizgiler, anlıyorum. Renkler de kayboluyor. Kurşun bir kaleme dönüyor izleri. Titrek eller. Titreyince eller daha da silikleşir kalem. Kurşun kalem. Yaşlılık gibidir. Silik izler taşır. Silinir. Hiç okunmamış gibi, okuyorum bu cümleleri. Sona doğru belli belirsiz izler.

İmzalı kitaplarım da var elimde. Bir ricam olacak, isim vermeyin imzalarken. Herkese kalacak onlar. Herkese. Herkes için imzalayın. Ricam.

Unutan bir adamın ardından alınmış bir kitap. Bu unutmayla nasıl baş edeceğini bilemeyen bir kadın. Okursa öğrenir sandı. Okursa baş eder sandı. Unutulanlar için bir kitap almadı. Unutan adam için aldı. Hatırlamak istemeyenler miydi onlar? Yoksa hatırlamayanlar mı? Ne yaparlarsa yapsınlar hatırlamayanlar mı? Belki dedi kadın, belki hatırlamak için yardım bekliyordur. Okudu. Kendisine yardım edemeyen bir kitabı okudu. Besledi adamı. Hatırlamayan bir adama bakmak, beslemekti onu. Besledi adamı. Unutulan bir kadın aldı bu kitabı. Okudu. Okudu. Besledi unutulduğu adamı. Adam yaşadı. Herkesten çok yaşadı. Şimdi benim kitap. Benim oldu. Bana verildi. Adam çoğu unutandan, çoğu hatırlayandan çok yaşadı. Unutulan kadın baktı. Yaşattı hatırlanmadığı anları, çoğalttı. Şimdi kitap benim. Benim oldu. Kadın verdi. Onu unutan adam ölünce, verdi kitabı bana. Artık onu unutan kimse yok. Öldü adam. Ölünce, kadın hatırladı kendini. Kitabı bana verdi. Hatırlıyorum o kadını.

Hepsini vermediler. Hepsini satın almadım. Bazılarını geri vermedim. Veremezdim. Çok sevince olmaz. Onları gizliyorum rafların arkasında. Neden vermedin demedi sahipleri. Unutmuş gibi yaptık. Kitabı unutmuş gibi değil. Geri vermeyi unutmuşum gibi. Çok önemsizmiş gibi. Söylese, çok ayıpmış gibi. Öyle davrandım. Çok basit bir şeymiş ve söylenemezmiş gibi. Söylemediler. İnsan olsa zorla olurdu. Kalmak istemezdi. Rafın arkasında durmayı reddederdi. Geldiklerinde çığlık atardı. Avazı çıktığı kadar bağırırdı. Alın beni derdi. Zorla zorla tutuyor beni burada. Alın beni. Hepsi bir olsa, öldürürlerdi bile belki beni. Boğarlardı. Ben onları gizli gizli okurken, boğarlardı. Boğazımda kalırdı kelimeler. Olmadı. Öyle olmadı. Kitaplar insanlar gibi değil. Kalırlar. Herkesin onlar.

Önceki İçerik“Mutlu anlar” – Merhaba!
Sonraki İçerikBoğaziçi Hukuk’a ‘uygun’ dekan bulundu