Düşüş

Şimdi gidemezsem, gidemem bir daha. İyiyim diyorum. Sadece benim gitmem gerek.

Bir an var geçmişte, o ana gidiyorum.

Bir an var tanıdık, ziyaret ediyorum.

İnce bir çizgi akıl.

Bir adım ötede delilik.

Uyanmamışım, korkmuşlar.

Korkunun da kokusu var.

Bu koku tanıdık.

Beni daha çok seviyor, böyle uyandığımda annem.

Korkuyor, korku sevdirtir.

Kalksam, aynaya baksam, tanır mıyım gördüğümü?

Kaçtığımı?

Dinlen diyor babam.

Aynadan korkuyor.

Aynamdan korkuyor.

Aynasından korkuyor.

Hissediyorum, burnumda bir şişlik.

Evin kokusu kanla karışık.

Tutamamışım kendimi.

Tutamamışlar, düşmüşüm.

Ne zaman güzel bir şiir yazsam, iterler.

Acımadan.

Dün yüksek sesle okumuştum yazgımı, belki ondan.

Bu duman, içine çek dedikleri, koruyacak beni, herkesten önce kendimden.

Üzerlik, maydanoz tohumu, kardeş kanı.

Tutuşuyor.

Geçecek diyorlar, geçmiyor.

Aklım aynada.

Dişlerim sızlıyor.

Kırılsalar, dilim yalan söylemez, söylemiyor.

İçim, içimde bir yonca.

Kaldırımda doğuyor.

Gözüm yerinde belli, ıslanıyor.

Bir ıslaklık daha var.

Bacaklarımın arasında, örtmüşler, korkudan.

Örtememişler, kokuyu.

Şimdi, istersem gitmek, git derler.

Konuşsam ilk hangi kelime çıkar ağzımdan?

Dilimin acısından, acıdan.

Yemek masası, düşen sandalye, çatal, halıya düşen köfte.

Korkuyorum, kendimden.

Benden.

Olandan.

Acıyorum, bir görüntüye.

Kısık televizyonun sesi.

Açın!

Konuşsunlar, ben konuşana dek.

Ağlayın!

Ben bu denli ağlamak isterken kolaylık ağlaması birinin.

İyisin, iyisin diyorlar.

Her ittiklerinde ve her düştüğümde.

İyisin.

İyiyim.

Keşke geçen bayram limon kolonyası alsaydı dedem.

Tütün keskin.

Yıkamışlar beni tütünle.

Soğan gelmez akıllara.

Soğan acıdır.

Rüyada görse babaannem, acı der, acıdır der.

Gülümsersem, iyileşir herkes.

Gülersem hep birlikte ağlarız.

Biri ağlasa, diğerine büyük kolaylık.

Su, iyi gelecek, açacak boğazımda düğümlenen acıyı.

Su kusturacak.

Yer soğuk, ayaklarım o kaldırım taşının üstünde.

Üşüyorum.

Oysa Eylül.

Eylül üşütmez.

Bir yaprağı düşürür.

Bir yaprak gibi düşürür insanı ama üşütmez.

Üstümü değiştirmesi gerek annemin.

Ağlarken değişir, ağlarken değişiriz.

Sutyenimi çıkarır.

Sevmem.

Uyurken, hatta bilin düşerken, ilk onu çıkarın.

Sabunlanmış bir tülbent gezinir göğsümde, boynumda, yüzümde, elimde, ensemde.

Ölürken de böyle mi olur?

Temizlerlerken bir insanı.

Kir, kir değil üstümde olan. 

Üstümde olan kir benim değil.

Hatırlıyorum, temizdim düştüğümde.

Perdenin kıvrımlarına takılıyor gözlerim, uzun uzun bakıyorum.

Dalınca, gidince bu odanın içinden, titremeye başlıyor elleri nefeslerin.

Giriyorum odaya, nefeslerin yanına.

Çıplaklığa en çok tül yakışır diyorum.

Yeniden kalktığımda, alacağım gördüğüm tül eldiveni.

Bir yerden başlamak iyi gelir.

Böyle başlayacağım.

Sonra tül bir çorap.

Bakarsın, bir Eylül günü, veda ederken tüm nefeslere, dilerim tülden bir örtü.

-Diyemiyorum.- 

Şimdi daha da koruyacaklar beni yaşamdan.

Yaşamımdan.

Şimdi gidemezsem, gidemem bir daha.

İyiyim diyorum.

Sadece benim gitmem gerek.

Odamda uyuyamayacağım, bırakmayacaklar.

Birlikte uyursak, birlikte ölmek gibi, rahatlatacak.

Rahatlayacağız.

İnsanların ölmediği, kaybolduğu o ülke.

Salıncakta sallanırken okumuştum varlığını.

Kaybolmak güzel, birlikte ölmekten.

Bir kuyunun başındayım.

Üstünü camla kapatmışlar.

Basıyorum camın üstüne.

Misket büyüklüğünde su kabarcıkları oluşmuş üstünde.

Derini göremiyorum.

Kuyunun içinde yeşil bitkiler baş göstermiş.

Seviyorum kuyuları.

Camla kapatmasalar bir dilek dilerdim.

Güzelim Ayna,

Kıpırdamıyor kalbim.

Nicedir yerinden kıpırdayamıyor.

Yoksa bu kadar yalnız hissederken koşmaz mıydı sana?

Koşardı elbet.

Dün bir şiir yazdım.

Toplatın tüm aynaları diye başlıyor.

Birden yalnızlaşıyor sonra herkes.

Birden herkes bana dönüşüyor.

Kahkaha atıyorum, aynasız duvarlara vura vura, yumruklaya yumruklaya.

Vurun siz de vurun diyorum, aynasız duvarlara vurun!

Sonra mı?

Yılın ilk günü gizlice sokağa çıkıyorum, herkes perişan, bitik.

Duvarlar sağlam.

Öyle dayak yemişler.

Duvardan.

Kendilerinden.

Şimdi mi?

Şimdi bıraktım kederi.

Seni özlüyorum.

Keşke yumruklarken duvarı, beni görebilsen.

Keşke görebilsem kendimi sende.

Geldiğin gün, yine sesleneceğim insanlığa.

Sevişin diyeceğim.

Sevişin duvarlarla.

Geleceğin günü haber et.

Bekliyorum.

Tanrım!

Şimdi benim ellerimden çıkanlar da değerli değil mi senin yazdıkların kadar?

Ben değil miyim senin yarattığın?

Senin yarattıklarının yarattıkları değil mi kutsal?

Anlamıyorum.

Anlayamıyorum.

Dün gece gördüğüm rüyayı biliyorsun, anlattırma tekrar!

Koyu değilim diyordum, ben hiçbir konuda koyu değilim senin kadar.

Sert miydi sözlerim?

Sen sertken bana dönüşsen, ben sertken bir ılgın’a.

Yılın ilk günü çıksak gizlice sokağa, elimizde aynalar.

Aynada çiçek açmış Ilgınlar.

Artık sevişmek daha kolay.

Kutsalken hepimiz.

Önceki İçerikTuğrul Türkeş: Filizlenen bu azgın milliyetçiliğe karşıyım
Sonraki İçerikAdalet peşinde