Anasayfa / GÜNÜN YAZILARI / Ters kelepçe: Hani kurşun sıksan geçmez geceden…

Ters kelepçe: Hani kurşun sıksan geçmez geceden…

Yakalanan kişinin kolluk kuvvetlerine karşı fiziksel ve durdurulması zor bir mukavemet göstermesi, kendine veya çevreye ağır zarar verme eğiliminde olması durumunda ters kelepçe, geçici ve orantılı bir "son çare" olarak uygulanabilir. Bir diğer hayati kural ise şudur: Ters kelepçe bir cezalandırma aracı olamaz. Bir kişiyi aşağılamak, teşhir etmek, cezalandırmak veya ona acı çektirerek iradesini kırmak amacıyla asla ters kelepçe takılamaz.

Tüm hukuki bariyerlere rağmen, son dönemde demokratikleşme söylemlerine nazire yaparcasına ters kelepçeyle sık karşılaşır olduk. Kendi ayağıyla gelip teslim olan komedyen Deniz Göktaş’ın bileklerine ters kelepçe vuruldu ve bu anlar özellikle de basına servis edildi. Şimdi tüm bunları okuduktan sonra içinizden, “Geç bu masalları,” diyeniniz mutlaka çıkacaktır; farkındayım. Ben de zaten bugünün muktedirlerine “Niye böyle yapıyorsunuz?” diye sormuyorum. Sadece, artık çok özlediğimiz bir hukuk devleti masalından söz ediyorum.

Şair Ahmed Arif, o dönem siyasi düşünceleri nedeniyle gözaltına alınır ve dönemin ünlü işkence merkezi olan Sansaryan Han’ın ağır sorgularından geçirilir.

Bu süreçte kendisine günlerce ters kelepçe takılır.

Şair; bu fiziksel ve ruhsal acıyı o kadar derinden hisseder ki, yaşadığı bu anı daha sonra Türk edebiyatının en ikonik şiirlerinden biri olan “Hani Kurşun Sıksan Geçmez Geceden” satırlarına yükler:

“Yiğitlik inkâr gelinmez,
Tek dizeyle kız kaçıran jandarma,
Ve ters kelepçede bileklerim.
Hani kurşun sıksan geçmez geceden,
Anlatamam nasıl uykusuzum, nasıl aç…
On yedi gün, on yedi gece…”

Geçtiğimiz günlerde malumunuz olduğu üzere, komedyen Deniz Göktaş hakkında soruşturma açılınca yurt dışından kendi rızasıyla, kaçmadan döndü.

Buna rağmen gözaltına alındı; yetmedi, bir de ters kelepçe takıldı.

Türk Hukukunda Kelepçenin Yasal Sınırları

Peki, Türk hukuk sisteminde ters kelepçe bir yana, genel olarak kelepçe takılmasının hukuki dayanağı nedir?

Türk hukukunda kelepçe uygulaması, Ceza Muhakemesi Kanunu (CMK) Madde 93 ve ilgili kolluk mevzuatları (Polis Vazife ve Salâhiyet Kanunu gibi) ile düzenlenmiştir.

Yasalara göre kelepçe; yakalanan veya tutuklanan kişilerin kaçma tehlikesi varsa ya da kendisinin yahut başkalarının hayat ve beden bütünlüğüne yönelik somut bir tehlike arz ediyorsa takılabilir.

Ancak mevzuat, kelepçenin “önden” mi yoksa “arkadan (ters)” mi takılacağını açıkça yazmaz.

Yasaların bu konuda sessiz kalması, ortada bir keyfiyet hali olduğu anlamına gelmez; zira ters kelepçenin de çok sıkı hukuki sınırları söz konusudur.

“Son Çare” Olarak Ters Kelepçe ve İstisnalar

Bunlardan ilki, şüphelinin kolluğa karşı sergilediği “aktif direniş ve saldırganlık” halidir.

Yakalanan kişinin kolluk kuvvetlerine karşı fiziksel ve durdurulması zor bir mukavemet göstermesi, kendine veya çevreye ağır zarar verme eğiliminde olması durumunda ters kelepçe, geçici ve orantılı bir “son çare” olarak uygulanabilir.

Bir diğer hayati kural ise şudur: Ters kelepçe bir cezalandırma aracı olamaz.

Bir kişiyi aşağılamak, teşhir etmek, cezalandırmak veya ona acı çektirerek iradesini kırmak amacıyla asla ters kelepçe takılamaz.
Son olarak, Çocuk Koruma Kanunu (Madde 18) uyarınca çocuklara –düz veya ters– hiçbir şekilde kelepçe veya zincir takılmasına müsaade edilemez.

Uluslararası Hukuk ve AİHM’in “Kötü Muamele” Kriteri

Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) de kelepçe ve özellikle ters kelepçe uygulamalarını, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin (AİHS) 3. maddesinde yer alan “İşkence, İnsanlık Dışı veya Aşağılayıcı Muamele Yasağı” kapsamında inceler.

AİHM, gözaltına alınan bir kişiye kelepçe takılmasını kural olarak tek başına bir ihlal saymasa da bunun için kamusal bir zorunluluk (kaçma riski, saldırganlık) olduğunu kanıtlama yükümlülüğünü doğrudan devlete yükler.

Eğer kişinin sakin tutumu, yaşı, sağlık durumu veya ortamın güvenliği kelepçe takmayı gerektirmiyorsa, bu uygulama doğrudan Sözleşme’nin 3. maddesini ihlal eder.

Ayrıca AİHM kararlarında; ters kelepçenin omuz eklemlerini zorlaması, ciddi fiziksel acıya yol açması ve kişiyi toplum önünde savunmasız bırakarak haysiyetini zedelemesi önemle vurgulanır.

Haklı ve zorunlu bir gerekçe sunulmadan, sadece rutin bir gözaltı prosedürüymüş gibi ters kelepçe takılması ve kişinin bu şekilde bekletilmesi insanlık dışı ve aşağılayıcı muamele olarak nitelendirilir.

Keza, şüphelilerin medyanın önüne ters kelepçeli şekilde çıkarılarak kamuoyuna teşhir edilmesi de AİHM tarafından kişinin suçluluğu kanıtlanmadan “aşağılanması” ve “masumiyet karinesinin ihlali” olarak görülür.

Özetle; hem Anayasa Mahkemesi (AYM) hem de Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) kararlarına göre somut, ciddi ve yakın bir tehlike olmadığı müddetçe, gözaltına alınan kişilere rutin bir pratik olarak ters kelepçe uygulanması kötü muamele yasağının ihlalidir ve açıkça hukuka aykırıdır.

Siyasi Hafıza: Kimlere Kelepçe Takılmadı?

Tüm bu hukuki bariyerlere rağmen, son dönemde demokratikleşme söylemlerine nazire yaparcasına ters kelepçe uygulamalarıyla çok sık karşılaşır olduk.

Oysa hafızamızı tazeleyelim: 28 Şubat döneminde, Sayın Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın 1998-1999 yıllarında Siirt’te okuduğu şiir nedeniyle yargılandığı ve ceza aldığı süreçte kendisine bırakın ters kelepçeyi, düz kelepçe dahi takılmamıştı.

Kaldı ki kendisi cezaevine büyük bir kalabalık ve araç konvoyu eşliğinde, kendi aracıyla giderek teslim olmuştu.

Yine Ekrem İmamoğlu’nun gözaltına alınma, adliyeye sevk edilme, duruşmalara katılım veya cezaevine nakil süreçlerinin hiçbirinde kendisine kelepçe takılmadı.

Keza Selahattin Demirtaş’a da gözaltına alınma veya tutukluluk sürecinde kelepçe vurulmadı.

Ancak Demirtaş’ın tutukluluğu devam ederken cezaevinden mahkemeye götürülme aşamasında bir “kelepçe krizi” yaşandı.

Sabaha karşı cezaevi çıkışındaki sevk aracında jandarma görevlileri mevzuat gereği kendisine kelepçe takmak isteyince, Demirtaş bu uygulamayı protesto ederek reddetti, duruşmaya gitmekten vazgeçti ve hücresine geri döndü. Sonrasındaki duruşmalara ise genellikle SEGBİS yoluyla katıldı.

Çifte Standart ve Muhalefete Yönelik Uygulamalar

Madalyonun diğer yüzünde ise farklı bir manzara var: 2020 yılında Kobani olayları soruşturması kapsamında Kars Belediye Başkanı iken gözaltına alınan Ayhan Bilgen’in adliyeye sevk edilirken arkadan kelepçelendiği anlar kameralara yansıdı.

DEM Parti Kocaeli Milletvekili Ömer Faruk Gergerlioğlu ise gözaltı işlemi sırasında ve sonrasında hastaneye götürülürken kendisine ters kelepçe takılmaya çalışıldığını, kollarının büküldüğünü belirterek suç duyurusunda bulundu.

Kısacası; HDP / DEM Parti yöneticileri, 1 Mayıs eylemleri, kayyım protestoları ya da işçi eylemlerine destek veren Sol Parti, Türkiye İşçi Partisi (TİP) ve Ezilenlerin Sosyalist Partisi (ESP) gibi yapıların merkez yürütme kurulu üyeleri ve il başkanları, toplu gözaltılarda sık sık ters kelepçe uygulamasına maruz kaldıklarını kamuoyuyla paylaştılar.

Dünyadan Bir Örnek: ABD’de Senatör Krizi

Dünyadan dikkat çeken benzer hoyratlıklar yok mu? Elbette var.

Örneğin ABD’de, İç Güvenlik Bakanı’nın Los Angeles’taki bir basın toplantısında barışçıl bir şekilde soru sormaya çalışan California’nın Demokrat Senatörü Alex Padilla, güvenlik güçleri tarafından kimliği o an anlaşılamadığı gerekçesiyle yere yatırılarak ters kelepçelenmiş ve bu olay ABD Senatosu’nda çok büyük bir krize yol açmıştı.

Deniz Göktaş Vakası ve “Teşhir” Kültürü

Peki, bizim hikâyemizde Deniz Göktaş ne yaptı?

Hakkında soruşturma açılınca geleceğini söyledi.

Nitekim öyle oldu; kendi ayağıyla geldi ve teslim oldu.

Buna rağmen birçok basın yayın organı “yakalandı” şeklinde haber yaptı.

Havaalanı polisi kelepçe takmak bir yana, koluna bile girmeden onunla birlikte nezaketle yürüdü.

Ancak ne hikmetse Vatan Emniyet’e girerken bileklerine ters kelepçe vuruldu ve bu anlar özellikle de basına servis edildi.
Yani, tam bir “vur abalıya” mantığı.

Sonuç: Özlenen Bir Hukuk Devleti Masalı

Şimdi tüm bunları okuduktan sonra içinizden, “Geç bu masalları; adamlar AYM ve AİHM kararlarını bile uygulamıyor, sen bize ters kelepçenin hukukundan bahsediyorsun,” diyeniniz mutlaka çıkacaktır.

Farkındayım… Ben de zaten bugünün muktedirlerine “Niye böyle yapıyorsunuz?” diye sormuyorum. Sadece, çok gerilerde bıraktığımız ve artık çok özlediğimiz bir “hukuk devleti masalının” unutulan pratiklerinden söz ediyorum.

Yazıyı beğendiysen, patronumuz olur musun?

Evet, çok ciddi bir teklif bu. Patronumuz yok. Sahibimiz kar amacı gütmeyen bir dernek. Bizi okuyorsan, memnunsan ve devam etmesini istiyorsan, artık boş olan patron koltuğuna geçmen lazım.

Serbestiyet; Türkiye'nin gri alanı. Siyah ve beyazlar içinde bu gri alanı korumalıyız. Herkese bir gün gri alanlar lazım olur.

Bu Sayfayı Paylaşın