“Üç genç kendi hallerinde kimseye bir zararları dokunmadan çalışıp yaşarken öldürülmüş”

“İzmir'de üç Suriyeli gencin öldürüldüğü yere gittik. Çevredeki komşularla, firma sahibiyle, firma avukatıyla, firmada çalışanlarla konuştuk. Onlara, bu hayatını kaybeden gençlerin çevrede herhangi biriyle bir sorunu olup olmadığını, kimseye bir zararları dokunup dokunmadığını sorduk. Kesin bir şekilde herkes, vefat eden gençlerin dinlerine bağlı, ahlaklı, insani yönleri güçlü ve sevilen kişiler olduğunu söylediler. Üzücü nokta burası, üç genç kendi hallerinde kimseye bir zararı dokunmadan çalışıp yaşamaya çalışırken öldürülmüş.”

* Taha Elgazi / Sığınmacı Hakları Platformu

Acı haberi 20 Aralık Pazartesi günü öğlen saatlerinde aldık. Edindiğimiz ilk bilgi, İzmir’in Güzelbahçe ilçesinde işçi olarak çalışan 3 Suriyeli genç 16 Kasım’da uykuları sırasında yakılarak öldürülmüştü.

Hayatını kaybeden gençlerin aile fertleriyle organize olarak, 22 Aralık sabahı İzmir’e, olayın gerçekleştiği bölgeye gittik. Bize İzmir İnsan Hakları Derneği’nden ve haberi duyan insan hakları aktivistleri, hukukçular  ve basın mensupları eşlik etti.

Suriyeli gençlerin yakılarak öldürüldüğü oda, bir firmanın içinde. Beton inşaat firmasının arazisi içerisinde. Küçük çaplı sanayi bölgesi diyebiliriz. Ama hemen yolun yan tarafında mesken olarak evler mevcut.

Çevredeki komşularla, firma sahibiyle, firma avukatıyla, firmada çalışanlarla konuştuk. Onlara, bu hayatını kaybeden gençlerin çevrede herhangi biriyle bir sorunu olup olmadığını, kimseye bir zararları dokunup dokunmadığını sorduk. Kesin bir şekilde herkes, vefat eden gençlerin dinlerine bağlı, ahlaklı, insani yönleri güçlü ve sevilen kişiler olduğunu söylediler. Üzücü nokta burası, üç genç kendi hallerinde kimseye bir zararı dokunmadan çalışıp yaşarken öldürülmüş.

Tabii bu konunun gençlerin aile üyelerine, bizlere, medyaya bir ayı aşkın bir süre sonra yansıması işin bir başka vahim tarafı. Bunu şirketin avukatına sorduk. Üç gençten ikisi olaydan birkaç gün sonra vefat ederken, bir genç ise bir hafta sonra vefat etmiş. Vefat eden kişilerin ailelerine ulaşmak zordu. Bu anlaşılabilir bir durum. Çünkü herhangi bir iletişim adresi, herhangi bir bilgi yok haklarında oradakiler için. O bölgede yaşayan başka Suriyeli de yok. Sonra, aynı iş yerinde eskiden çalışan bir Suriyeli işçiye ulaşmış firma sahipleri, onun aracılığıyla 5 gün sonra vefat eden kişilerin ailelerine ulaşmayı başarmışlar. Bu zaman aralığı konuyu bir şekilde gündemden uzak tuttu.

Yangını söndürmeye gelen itfaiyenin birinci raporunda da ateşin elektrikli sobadan çıktığının tespit edildiği ifade edilmiş. Ama firma sahibi, katilin bölgedeki bir Türk vatandaşa ‘Bu Suriyelileri yakacağım, öldüreceğim’ dediğini öğrendiği için suç duyurusunda bulunmuş emniyete. Bu suç duyurusunun ardından itfaiye ekipleri tekrar geliyor olay yerine, tekrar inceleme yapıyorlar ve sonra rapora benzin kullanılarak yangın çıkartıldığını yazıyorlar.

Zaten bizim de olay yerinde gördüğümüz, yatak, demir, pencere, kapı her şeyi yakmış ateş. Bir elektrik sobasının ateşinin şiddeti değildi o. Aradaki fark çok bariz belli oluyordu. Yanıcı bir madde olduğu ortamda belli. Sonuçta elektrikli sobadan yangın çıksa biri yansa bile diğeri kalkar, kaçar, bir şey yapar. Ama üçü bir anda yanması kesin bir şekilde o anda yanıcı bir madde kullanıldığını gösteriyor zaten.

Aslında bu olay bir sonuç. Üzücü bir sonuç. Siyasetçilerin araçsallaştırıcı, ırkçı ve ayrımcı söylemleri terk ederek öncelikle mülteci/sığınmacı ve göçmenlerin yaşam güvenliğini sağlamak ve devamında insani yaşam koşullarını düzenlemek, insani bir göç ve mülteci politikasını geliştirmek gibi zorunlulukları var.

Siyasetçiler hitap etmiş oldukları kitlelere karşı, mülteci/sığınmacı ve göçmenleri sorunların kaynağı olarak gösteren, provoke edici ve linçe açık hale getiren söylemleri derhal terk etmeli.

Kendi ülkelerinde süren savaş ve karşılaştıkları siyasi baskılar ve ekonomik sorunlar nedeniyle ülkelerini terk eden insanlar bir umutla insanca yaşayabileceği  bir ülke ve koşullar aramak zorunda kalmakta. Ancak insanların umutları çoğunlukla devletler aracılığıyla birbirlerine karşı şantaj ve tehdit amaçlı kullanılmakta. Böylece mülteci konumundaki insanlar bu politikaların aracı olarak kullanılmalarının ağır bedellerini ödemekteler.

Mülteci, sığınmacı, göçmenlere dönük ırkçı ve ayrımcı söylemlerin sürekli gündemde tutulduğu ve bu söylemler için etkin soruşturmaların açılmadığı bilinmekte.

Siyasi iktidar tarafından mülteci, sığınmacı ve göçmenleri araçsallaştıran söylem ve politikalar muhalefet tarafından mültecileri, sığınmacılar ve göçmenleri yük olarak gösteren politik söylem konusu haline getirilmesinde iktidar ve muhalefetin sorumluluğu olduğunu ortaya koymaktadır.

Türkiye’deki yoksulluğun, işsizliğin sorumlusu olarak mülteciler, sığınmacılar ve göçmenlerin gösterilmesi onları nefret söylemine maruz bırakarak ırkçı saldırılara açık hale getirmektedir. Mülteci düşmanlığının gittikçe yayılmasının sonucu olarak 16 Kasım’da Güzelbahçe’de yaşanan bu saldırının benzerlerinin devamının geleceği endişesini yaşamaktayız.

Mülteci/sığınmacı ve göçmenler savaşlardan, yoksulluktan, yaşamlarını tehdit eden tehlikelerden kaçmak, yalnızca yaşama tutunmak amacıyla bulunduğu yeri terk etmek zorunda kalan insanlardır. Mültecilik bir neden değil acı bir sonuçtur. Terk etmek zorunda kaldıkları yerlerde yaşadıkları travmanın dışında da geldikleri yerlerde yaşamış oldukları her türlü zulüm kendini sürekli tekrar eden bir travmaya dönüşmekte; emekleri sömürülmekte, kötü yaşam koşullarının olduğu yerlerde yaşanmaya zorlanmakta, hakları ihlal edilmekte, şiddet görmekte ve yaşamlarını kaybetmektedirler.