Anasayfa / GÜNÜN YAZILARI / Yaş sebze ve meyve firmalarına operasyondan sonra fiyatlar neden artabilir?

Yaş sebze ve meyve firmalarına operasyondan sonra fiyatlar neden artabilir?

Piyasada fiyatı aşağı çekmenin en kalıcı yolu, fiyatı emirle veya sopayla aşağıda tutmak değil; daha fazla üretim, daha düşük maliyet ve daha fazla rekabettir.Adalet Bakanlığı’nın en iyi yapabileceği hallere yeni firmaların girmesini engelleyen bir mafya-vari yapı varsa onunla mücadele edip rekabete uygun koşulları temin etmektir.
3

Adalet Bakanı Akın Gürlek’in duyurduğu bir operasyonla taze sebze ve meyve sektöründe faaliyette bulunan 41 firma sahibi gözaltına alındı. Bakan Gürlek’in ifade ettiği “Tarladan markete fiyat yolculuğu” elbette incelenmesi gereken bir konu. Kamu otoritesinin rekabet ihlallerini, sahte belgeleri veya vergi kaçakçılığını soruşturması son derece tabiidir.

Ancak bir soruşturmanın varlığı ekonomik mekanizmanın gerçekten iddia edildiği gibi işlediğine delil olmaz. Özellikle Bakan’ın ifadesinde geçen “ürün arzını olduğundan düşük göstererek fiyatları yukarı yönlü manipüle ettiler” şeklindeki iddianın iktisadi açıdan dikkatle ele alınması gerekir.

Çünkü piyasada fiyatı belirleyen şey, bir firmanın defterinde arzın kaç gösterildiği değil, gerçek arz ile talebin karşılaşmasıdır. Eğer piyasaya gerçekte daha fazla ürün gelmişse, bunu kâğıt üzerinde daha az göstermek piyasadaki fiziksel mal miktarını azaltmaz. Halde, depoda, kamyonda veya markette bulunan ürün miktarı değişmiyorsa, yalnızca muhasebe kayıtlarında arzın düşük gösterilmesi, kendi başına arz-talep dengesini ve dolayısıyla denge fiyatını değiştirmez.

Elbette sahte belgelerle maliyetlerin şişirilmesi yoluyla vergi kaçırılması başka bir meseledir. Vergi kaçırılması hususunun hukuken soruşturulması gerekir. Fakat buradan otomatik olarak “ürün arzı düşük gösterildi, veya maliyetler şişirildi dolayısıyla piyasa fiyatı yükseltildi” çıkarımında bulunmak mümkün değil.

Peki 41 firma birlikte fiyat mı yükseltti?

Burada da benzer bir soru ortaya çıkıyor.

41 büyük dağıtıcı firmanın tamamının aynı anda piyasada fiyatları yukarı çekmek üzere hareket ettiğini varsayalım. Böyle bir koordinasyon gerçekten mümkün olabilir; dolayısıyla 41 firma kartel kuramaz demek doğru değildir.

Fakat kartelin ekonomik olarak sürdürülebilmesi için çok ciddi bir problem vardır:

Kartelin içinde olsa bile, çaktırmadan biraz daha ucuza satış yapmak, her bir firma için pazar payını artırma fırsatıdır. Ve firmalar bu fırsatları kollar.

Diyelim ki bütün firmalar ürünlerini 100 liradan satmak üzere anlaşmış olsun. Firmalardan birinin 99 liraya satış yapması halinde tüketicinin o firmaya yönelmesi, firmanın pazar payını artırması ve daha fazla ürün satması mümkündür.

Dolayısıyla kartelin karşı karşıya olduğu temel sorun firmaların birlikte hareket etmesi değil, böyle bir koordinasyonu nasıl sürdürebildiği ve anlaşmayı bozan firmanın ortaya çıkardığı rekabeti nasıl engelleyebildiğidir.

Özellikle çok sayıda firmanın bulunduğu, tarım ürünleri gibi ürünlerin homojen olduğu ve fiyat rekabetinin önemli olduğu piyasalarda bu sorular daha da önem kazanır.

Bu nedenle 41 firmanın gözaltına alınması, kendi başına 41 firmanın fiyatları birlikte manipüle ettiğini kanıtlamaz. Bunun için firmalar arasında iletişim, anlaşma, koordinasyon veya paralel davranışın rekabet hukuku açısından anlamlı olduğuna dair somut deliller gerekir.

Bakan Gürlek’in açıklamasında piyasada fiyat manipülasyonu olduğunu söylemesine rağmen Rekabet Kurumu’ndan veya onların sunduğu rapordan bahsetmemesi ise bu göz altıların gerçekten fiyat manipülasyonu olup olmadığı konusundaki soru işaretlerini artırıyor.

Tarlada 10 lira olan ürün market raflarında 100 TL nasıl olur?

Ülkemizde özellikle sosyal medya üzerinden gıda ürünlerinin sadece giriş ve çıkış fiyatlarını yazıp karların “fahiş” olduğunu göstermeye çalışan bir grup insan var. Mesela 1 kg mandalina 8 liradan alınmış, 40 liraya satılmış. % 400 kar diyen insanlara rastlıyoruz. 8 TL’nin içinde tarladan toplanması dahil olmayan sözleşmeler de var. Tarladan bu ürünlerin toplanması ise çok zahmetli ve maliyetli bir iş. Günde 100 kg mandalina toplayan bir işçinin yevmiyesinin 2000 TL olduğunu takriben düşündüğünüzde yaklaşık işçilik 20 TL’ye gelir. Bunun önemli bir maliyet olduğunu unutmayalım.

Halbuki 1 kg mandalina 8 liradan alınsa dahi Mersin’den, Ankara’ya taşınma maliyeti var. Dizel fiyatlarının 100 TL sınırına yaklaştığını hiç mi düşünülmüyor? İkincisi, bu mandalinalar kendi kendine değil, bir şoför tarafından büyükşehirlere taşınıyor. Yani işçilik maliyeti var.

Bunların üzerine tarım ürünleri taşınırken bir kısmı çürüyor ve atılıyor. Elbette burada oluşan maliyet de fiyatlara yansıtılmak zorunda. İlkokul matematik problemlerine geçmiş bir konudur bu ürünlerin çürümesi ve bundan dolayı pazara gelen ürünlerin maliyetlerinin yükselmesi hususu.

Ürün büyük şehre geldi, marketlere veya pazarlara sevk edilene kadar çürümemesi için soğuk depolarda kira ve elektrik ödenerek tutulması lazım.

Ayrıca, firmalar kar maksimizasyonu yapan kurumlardır. Kar etmeleri çok normaldir.

Firmaların kâr hadlerine bir sınır getirmeyi düşünenler, aynı zamanda bu firmalar zarar ettiklerinde ortaya çıkan zararı kimin karşılayacağını da düşünmek zorundadır. Çünkü firmalar bazen zarar eder, bazen kâr eder. Kâr, yalnızca şirket sahibinin bugün elde ettiği bir gelir değildir; gelecekte ortaya çıkabilecek zararları karşılayabilmek, yatırımları finanse edebilmek ve işletmenin ayakta kalmasını sağlayabilmek için bir mali tampon da oluşturur. 

Veriler Tarımsal üretici fiyatları ile gıda tüketici fiyatları arasında bir makasa işaret ediyor mu?

Bu noktada, üretici fiyatları ile tüketici fiyatları arasındaki ilişkiye veriler üzerinden bakmak da faydalı olur.

Şekil 1’de tarım ürünlerine ait üretici fiyat endeksi (Tarım-ÜFE), tarımsal girdilerdeki fiyat değişimlerini gösteren endeks ve TÜFE’nin Gıda ve Alkolsüz İçecekler grubundaki aylık değişimleri birlikte gösteriyor. Şekil 2 ise aynı verileri geçtiğimiz yılın aynı ayına göre yıllık fiyat değişimlerini gösteriyor. Tarım-ÜFE, çiftçinin ürününü sattığı fiyatın değişimini; tarımsal girdi endeksi, üretim sırasında karşılaştığı maliyetlerdeki değişimi; TÜFE-Gıda ise tüketicinin gıda ürünleri için ödediği fiyatlardaki değişimi göstermektedir. Dolayısıyla bu üç göstergeyi birlikte değerlendirmek, üreticinin satış fiyatı, üretim maliyeti ve tüketici fiyatı arasındaki ilişkinin daha doğru anlaşılmasını sağlar.

Şekil 1’e bakıldığında ilk dikkat çeken husus, Tarım-ÜFE’nin TÜFE-Gıda’ya kıyasla çok daha yüksek oynaklık göstermesidir. Bunun önemli bir nedeni, tarımsal üretimin hava koşulları, rekolte ve arz miktarındaki değişimlere oldukça duyarlı olmasıdır. Bu nedenle üreticinin satış fiyatında belirli aylarda çok yüksek artışlar veya düşüşler görülebilir.

Tüketici fiyatlarının gıda bileşeni ise aynı zamanda daha önce satın alınmış ürünleri, stokları, taşıma ve depolama maliyetlerini, işçiliği ve dağıtım zincirindeki diğer maliyetleri de içeren daha geniş bir fiyat oluşum sürecini yansıttığı için Tarım ÜFE’deki değişimin aynı ay ve aynı oranda tüketici fiyatına yansımasını beklemek doğru değildir. Nitekim Haziran 2025 bunun açık bir örneğidir. Bu ayda gıda ürünleri üretici fiyatları %18’in üzerinde artarken, TÜFE’nin Gıda ve Alkolsüz İçecekler grubunda fiyatlar %0,27 gerilemiştir. Başka bir ifadeyle, üreticinin satış fiyatında çok yüksek bir aylık artış gerçekleşmesine rağmen bu artış aynı ay içerisinde tüketici fiyatlarına neredeyse hiç yansımamış.

Şekil 1. Gıda ve Tarım ürünlerine Dair Fiyat Değişim Göstergeleri

Eğer yaş sebze-meyve satan firmalar ve marketler üreticiden aldıkları fiyatın üzerine sistematik ve olağanüstü bir marj koyarak tüketici fiyatlarını yükseltiyorsa, bunun tüketici fiyatlarında üretici fiyatlarından daha büyük bir artış olarak görünmesini bekleriz. Diğer bir ifade ile, bahsedildiği gibi yaş sebze meyve satan firmaların ve marketlerin son tüketiciye çok yüksek fiyatla ürün satması gibi bir durum olsaydı ikinci grafikte turuncu renkte gösterilen TÜFE Gıda ve Alkolsüz içecekler serisinin mavi renkli Tarımsal ÜFE serisinin altında kalması gerekirdi.

Fakat bu beklentinin aksine, Şekil 1 ve 2’ye baktığımızda da Tarımsal-ÜFE’nin son 3 ay hariç genellikle TÜFE’nin gıda ve alkolsüz içecekler kısmının üstünde seyrettiğini söyleyebiliriz.

Şekil 2. Gıda ve Tarım ürünlerine Dair Fiyat Değişim Göstergeleri, Yıllık

Şekil 2’ye göre tarımsal girdideki artış oranıyla TÜFE gıda ve alkolsüz içecekler çok benzer bir seyir izliyor. Yani tüketicinin ödediği fiyatlar tarımsal girdi fiyatlarındaki artışla paralel. Bu benzer seyir, gübre, enerji, yakıt, işçilik ve diğer üretim girdilerindeki maliyet artışlarının zaman içerisinde gıda fiyatlarına yansıması, üreticiden tüketiciye uzanan fiyat oluşum mekanizmasının önemli bir parçası olduğuna dair teorik beklenti ile uyumlu.

Son üç aylık dönemde ise farklı bir durum ortaya çıkmaktadır. 2026 yılı bahar aylarında yağışların yüksek olması ve buna bağlı olarak tarımsal rekoltenin artması, bazı ürünlerde arzın yükselmesine neden olmuş; ürünlerin tamamının satılamaması ve bir bölümünün tarlada kalması nedeniyle üreticiden yapılan alım fiyatlarında düşüş yaşanmıştır. Bu nedenle son dönemde Tarım-ÜFE’nin TÜFE-Gıda’nın altında seyretmesi, önceki dönemlerdeki genel eğilimden ayrışan bir durum olarak değerlendirilmelidir.

Buna rağmen, ülkemizdeki dezenflasyon ile fazla arzdan kaynaklı olarak Ağustos 2026’da TÜFE’nin gıda ve alkolsüz içecekler kısmında sadece %0.22 fiyat artışı olmuş.

Bu grafiklerdeki veriler manipülasyon iddiasını desteklemiyor ve bundan hareketle Adalet Bakanlığı’nın yaş sebze firmalarına yaptığı operasyonun yaş sebze meyve fiyatlarını düşürmeyeceğini tahmin etmek güç değil. Çünkü gıda için ödenen tüketici fiyatları tarımsal girdilerden ve çiftçinin beyan ettiği satış fiyatlarından ya da diğer bir ifadeyle çiftçinin eline geçen fiyatlardan büyük oranda ayrışmıyor.

Asıl mücadele fiyatla değil, rekabetin canlandırılmasıyla olmalı

Bir ekonomide fiyatların yüksek olmasından dolayı firmaları suçlu haline getirmek ekonomiyi bambaşka bir noktaya götürür. Çünkü çok çeşitli maliyetlerden ve enflasyondan dolayı oluşan yüksek fiyat ile manipüle edilmiş fiyat aynı şey değildir.

Piyasada fiyatı aşağı çekmenin en kalıcı yolu, fiyatı emirle veya sopayla aşağıda tutmak değil; daha fazla üretim, daha düşük maliyet ve daha fazla rekabettir.

Bu durumda Adalet Bakanlığı’nın en iyi yapabileceği hallere yeni firmaların girmesini engelleyen bir mafya-vari yapı varsa onunla mücadele edip rekabete uygun koşulları temin etmektir. Bu tarz operasyonları coşkuyla karşılayanlara da kötü bir haberim var. Yaş sebze ve meyve satıcıları anlaşılan vergi kaçırıyordu. Bu operasyonlar vergi kaçağını bulmuş oldu. Elbette bundan sonra vergiyi de tam ödediklerinde onu da fiyatlarına yansıtırlar. Yani beklenilenin aksine operasyonlardan sonra fiyatlar daha da artarsa hiç şaşırmam.

Yazıyı beğendiysen, patronumuz olur musun?

Evet, çok ciddi bir teklif bu. Patronumuz yok. Sahibimiz kar amacı gütmeyen bir dernek. Bizi okuyorsan, memnunsan ve devam etmesini istiyorsan, artık boş olan patron koltuğuna geçmen lazım.

Serbestiyet; Türkiye'nin gri alanı. Siyah ve beyazlar içinde bu gri alanı korumalıyız. Herkese bir gün gri alanlar lazım olur.

Bu Sayfayı Paylaşın