Almanya’da yeni hükümet kuruldu: Koalisyon sözleşmesi ve yeni kabine neler söylüyor?

Federal Meclis seçimlerinin ardından Almanya yeni hükümetine kavuştu. Merkel sonrası yeni bir dönemin başlamış olması ve ilk defa üçlü bir koalisyonda farklı ideolojik partilerin ülkeyi yönetecek olması heyecanı büyütüyor. Yeni hükümetin önünde çözülmesi gereken kronik sorunlar ve pandemi gibi oldukça zorlayıcı güncel gelişmeler var. Yeni ve eski krizleri yönetmek, fakat bunun yanında seçim döneminde vaat ettikleri modern, daha katılımcı, daha yenilikçi ve daha dünyaya açık Almanya’yı inşa etmekle yükümlüler.

Geçtiğimiz hafta, 8 Aralık Çarşamba günü Federal Meclis’te gerçekleşen yemin töreninin ardından tarihinde ilk kez Sosyal Demokrat Parti (SPD), Birlik 90/Yeşiller Partisi ve Hür Demokrat Parti’nin (FDP) oluşturduğu üçlü koalisyon ile yönetilmeye başlanan Almanya, tüm dünyanın dikkatini üzerine toplamış durumda.

Bu sadece, on altı yıldır ülkeyi yöneten Merkel’in siyaseti bırakması veya 26 Eylül Federal Meclis seçimleri sonrası Hristiyan Birlik Partileri CDU ve CSU’nun artık iktidarda olmayacak olmasından ibaret bir konu değil. Daha çok, Almanya’yı önümüzdeki dört yıl boyunca yönetecek kadronun gençliği, dinamizmi, farklılığı ve vizyonuyla ilgili.

24 Kasım tarihinde yaklaşık iki aylık görüşmeler neticesinde koalisyon partileri tarafından kamuoyuna açıklanan 177 sayfalık koalisyon sözleşmesi Almanya’da yeni bir dönemin, hatta kimilerine göre geçmişten kopuşun sinyallerini veriyor.

Seçim Süreci

Yeşillerin genç ve reformcu kadrosuyla özellikle seçim süreci boyunca verdikleri vaatlerin yanı sıra SPD’nin Olaf Scholz ile toplumsal değişimleri, demografik gelişimleri ve toplumdan gelen mesajları daha iyi kavraması, yeni dönemde oluşacak politikalar noktasında demokrat kesimleri oldukça heyecanlandırmıştı.

İki partinin de lider kadrosu parti tabanlarından gelen ‘daha sosyal ve daha çevreci Almanya’ talebini parti programlarının odağına almışlardı.

Muhafazakâr seçmenin Hristiyan Birlik Partileri CDU ve CSU özelinde yaşadığı kafa karışıklığı ve en başından beri iki partinin ortak adayı Armin Laschet’i Başbakan olarak uygun görmeyişi, seçmeni önce tarihinde ilk kez Başbakan adayı çıkarmış olan Birlik90/Yeşiller Partisine, sonra da güçlü ve tecrübeli lider figürü nedeniyle SPD’ye kanalize etmişti.

Merkel sonrası liderlik arayışında dikiş tutturamayan CDU süreç içerisinde sürekli oy kaybetti. Seçmenin o dönemde şu an iktidarı almış olan SPD liderliğindeki trafik lambası koalisyonunu tercih etmeye başladığını anketler ışığında gözlemlemiştik. 

Özellikle son yıllarda üye sayısının yarısını kaybetmiş olan ve ne parti tabanını ne de seçmeni memnun edebilen politikaları ve zayıf lider tercihleri nedeniyle tarihinin en sönük dönemini geçiren SPD, Olaf Scholz önderliğinde kendini bir anda birinci parti konumunda buldu.

Sürecin iyi yönetilmesi, parti politikalarının güncellenmesi ve parti içi birliğin sağlanması sosyal demokratları seçmenin nezdinde tekrar bir umut haline getirdi. Olaf Scholz’un partinin aldığından daha büyük bir seçmen desteği aldığını ve halkı ikna ettiğini gözlemledik.

Seçim süreci boyunca dikkatimizi çeken bir diğer husus da seçmenin karar verme sürecini fazlasıyla duygusal ve kişisel tartışmaların belirlemesiydi. Gündemi, parti programlarına dair içerik odaklı tartışmalar yerine, Birlik Partileri CDU ve CSU’nun Başbakan adayı Armin Laschet’in sel felaketi bölgesinde kameralara gülerken yakalanması veya Birlik90/Yeşiller Partisi Başbakan adayı Annalena Baerbock’un intihal suçlamaları belirledi.

Sözgelimi ilk defa bir seçim döneminde dış politika bu kadar az gündem oldu. Halbuki başarılı bir Avrupa Birliği politikası olmaksızın ne iklim konularında ne de ekonomi politikalarında Almanya’nın ulusal bir başarı sağlayabilmesi mümkün olabilir1. Dış politikada örneğin NATO’ya ilişkin kritik konular söz konusuyken, küresel ve bölgesel sorunların en ufak bir gündem oluşturmadığı seçim süreci sonrası kurulan hükümetin dış politikada izleyeceği yol hayli merak ediliyor. Kuzey Akım 2 konusu uzun zamandır Almanya’nın başta ABD olmak üzere NATO ile gerginlik yaşadığı konuların başında geliyor.

Almanya, Merkel önderliğinde ulusal çıkarlarını ön plana çıkardığı bir dış politika sürecinden geçmekteydi. Ayrıca Dışişleri Bakanlığı koltuğunun son dönemde genelde SPD’de olmasına rağmen Merkel’in kriz anlarında karar verme sürecinde baskın rolüne vurgu yapılıyordu.

Yeni Dışişleri bakanı Baerbock’un Rusya’ya karşı daha sert bir tutum yanlısı olduğu biliniyor. Fakat Kuzey Akım 2 konusunda radikal bir politika değişikliği de pek kolay görünmüyor. Koalisyon sözleşmesinde Avrupa Birliği ile ilgili politikalarda genel ifadeler yer alıyor ama örneğin Fransa ile nükleer enerji noktasında net ayrışmalar yaşandığı ortada. Fransa, enerji bağımsızlığı çerçevesinde nükleer reaktörlerin inşasını devam ettirmek isterken, Almanya nükleer enerjiden uzaklaşmayı planlamış durumda2.

Enerji ve göç politikaları çerçevesinde AB üyesi birçok ülke ile yaşanan böylesi görüş farklılıkları yeni hükümetin dış politikadaki önemli sınavlarından olacak.

İlerleme için daha fazla cesaret – Koalisyon Sözleşmesi

Kurulacak yeni hükümetin yol haritası niteliği taşıyan 177 sayfalık koalisyon sözleşmesi “İlerleme için daha fazla cesaret: Özgürlük, adalet ve sürdürülebilirlik için ittifak” başlığını taşıyor.

En temel amaçlarının Almanya’yı modernize etmek olduğunu iddia eden koalisyon partileri, iklim, çevre, dijitalleşme ve ekonomi politikalarında önemli değişimler planlıyor. 

Sözleşme, koalisyon ortaklarından SPD’nin %98.8, FDP’nin %92 ve Birlik90/Yeşiller Partisi’nin 120.000’e yakın üyesinin %86’lık onayıyla geçtiğimiz hafta kabul edildi.

Spiegel’in aktardığı bir ankete göre, Almanların %46’sı koalisyon sözleşmesine en çok FDP’nin politikalarının yansıdığını ve parti lideri Christian Lindner’in ekonomi politikalarının neredeyse tek hâkimi olarak bu süreçte en başarılı lider olduğunu düşünüyor3.

Koalisyon sözleşmesi gerek koalisyonu oluşturan partilerin üyelerinden gerekse muhalefetteki partilerden çok farklı tepkiler almış durumda. SPD gençlik örgütü JUSOS, geçtiğimiz hafta Olaf Scholz’un da katıldığı kongrelerinde koalisyon sözleşmesine ve özellikle mülteci politikalarına yönelik sert eleştiriler getirdi. Sözleşmeye göre sığınma hakkı bulunmayan göçmenler ivedilikle sınır dışı edilebilecek.

Birlik90/Yeşiller Partisi üyelerinin %86’lik görece düşük bir oranla koalisyon sözleşmesine destek vermesi de üyelerin sözleşmeden yeteri kadar memnun olmadığını gösteriyor. Özellikle parti programında yer alan iklim konusundaki vaatlerini önemli oranda revize etmek zorunda kaldığını görüyoruz. Koalisyon sözleşmesine göre Almanya 2030’a dek enerji üretimini kömürden tamamen bağımsızlaştırmayı, ülkedeki toplam elektrik tüketiminin %80’ini yenilenebilir enerjiden elde etmeyi umuyor. Aynı biçimde 2040 yılına kadar gazdan enerji üretiminin sonlanmasını ve 2035 yılına gelindiğinde binalarda gaz kazanlarının yasaklanması planlanıyor. Birlik90/Yeşiller Partisi tüm bu konularda çok daha kısa vadede uygulamaya geçecek bir iklim politikası öngörmekteydi.

FDP kanadında ise sözleşmenin piyasa ekonomisi yerine fazla sol ekonomi politikaları barındırdığına yönelik eleştiriler yapıldı. Örneğin asgari saat ücretinin 12 avroya çıkarılması parti yönetiminin önemli bir tavizi olarak algılandı.

Sözleşmeye dair muhalefet kanadından, sendikalardan, ekonomi çevrelerinden ve sivil toplum örgütlerinden de önemli eleştiriler var. Aşırı sağ politikalarıyla bilinen Almanya İçin Alternatif Partisi (AfD) sözleşmenin halka “İklim-İdeolojisi” dayattığını ve adeta sosyalizmin uygulanacağını iddia ediyor. Ayrıca göç politikalarının Almanya’ya güvenlik ve toplumsal huzur noktasında büyük zarar vereceği görüşünde4.

Sol Parti ise sözleşmede FDP etkisinin çok büyük olduğu ve sosyal reformların çok eksik olduğu görüşünde. Sivil toplum kuruluşlarından ise çok çeşitli eleştiriler yapılmakta. Özellikle küresel ısınma karşıtı örgütler sözleşmede yer alan iklim politikalarının yetersiz olduğuna dönük eleştirilerini açıkladılar5.

Hristiyan Birlik Partileri ve AfD’nin iklim politikalarıyla ilişkili ekonomi politikaları başta olmak üzere birçok konuda benzer eleştirilerde bulundukları görülüyor. Geçtiğimiz hafta göç politikalarına dair birlik partilerinden gelen eleştiriler tartışma konusu oldu. Koalisyon politikalarının yasadışı göçü teşvik ettiği ve Almanya’nın geleceğinin tehlikeye atıldığına yönelik eleştiriler geldi. Bu eleştirilere en sert yanıtsa koalisyon içindeki en muhafazakâr politikaları savunan FDP’den geldi. Parti lideri Lindner yaptığı açıklamada, Almanya’nın cazibe merkezi haline gelmesinin normal olduğunu ve ülkeye daha fazla kalifiye insanın göçünün parti politikaları olduğunu açıkladı6.

Koalisyon Sözleşmesi –  Göç ve Uyum Politikaları başlığı

Yeni hükümetin modern bir vatandaşlık yasası yapmayı planladığını görüyoruz. Buna göre çoklu vatandaşlık mümkün hale gelecek ve Alman vatandaşlığına geçmek kolaylaşacak. Yeni vatandaşlık adımı birçok uzman tarafından bir paradigma değişimi olarak görülüyor. Özellikle Birlik Partileri CDU ve CSU’nun yıllardır engellediği çifte vatandaşlık hakkı yeni dönemde tekrar elde edilebilecek.

Koalisyon programında ayrıca ülkedeki yabancıların ve Müslümanların uyumu ve birlikte yaşamı hakkında yapıcı öneriler ve tespitler bulunuyor. Genel olarak göç ve uyum politikaları kapsamında göçmen dernekleri tarafından da takdirle karşılanan birçok hedefin olduğunu söyleyebiliriz7.

Özellikle göçmenlerin toplumsal katılımına yönelik finansal desteklerin arttırılması, ayrımcılıkla mücadele konusunda daha kapsamlı önlemler alınması ve demokratik bilincin toplumun tüm kesimlerinde arttırılması için teşvik programları öngörülüyor.

Almanya’nın en büyük göçmen kuruluşlarından biri olan Almanya Türk Toplumu da koalisyon sözleşmesinden duyduğu memnuniyeti yaptığı bir basın açıklaması ile duyurdu. Özellikle göçmenlerin toplumsal ve politik katılımı noktasında yeni hükümetin hedeflerinin önemli bulunduğu açıklamada, ırkçılık ve aşırı sağ ile mücadelede atılmak istenen adımlar da memnuniyetle karşılandı8.

2014 yılında dönemin Almanya Türk Toplumu derneğince yapılan eş başkanlar basın toplantısında “Modern vatandaşlık yasası gerekli” sözlerinin gazete manşetlerine taşınmasının ardından 7 yıl sonra bugün aynı sözlerin koalisyon sözleşmesinde “Modern bir vatandaşlık yasası yapılacak” şeklinde dile getirilmiş olması göçmen toplumu adına oldukça değerli9.

Geçmiş dönemlerde Almanya Türk Toplumu başkanlığı görevinde bulunmuş olan Berlin CHP Birliği başkanı Kenan Kolat da “Göçmen çatı örgütlerinin yıllardır dile getirdiği talepler önemli oranda koalisyon sözleşmesine girmiş durumda” açıklamasında bulundu.

Koalisyon sözleşmesinin Uluslararası ve İkili ilişkiler başlığı altında bölgesel politikalara ve ikili ülke ilişkilerine dair değerlendirmeler yapıldığını görüyoruz. Türkiye politikasının da 154 ve 155. sayfalarda bir paragrafla ele alındığı sözleşmede şu ifadeler yer aldı:

“Türkiye, bizi kaygılandıran iç politikadaki gelişmelere ve dış politikadaki gerilimlere karşın AB’nin önemli bir komşusu ve NATO’nun bir müttefikidir. Almanya’da yaşayan yüksek sayıdaki Türkler iki ülke arasında bir yakınlık oluştururken, bu insanlar Almanya toplumunun doğal bir parçasıdır. Demokrasi, hukuk devleti, insan, kadın ve azınlık hakları Türkiye’de yüksek oranda geriye gitmiş durumdadır. Bundan dolayı Türkiye ile var olan AB müzakerelerinde açılmış fasıllar kapanmayacak, yeni bir fasıl da açılmayacaktır. AB-Türkiye Diyalog Ajandasının (Gündeminin) içini doldurarak, sivil toplumla iletişim ve gençlik değişim programları arttırılacaktır.” (Çeviri: Kenan Kolat)

Yeni kabine umut veriyor

Koalisyon partileri iki aylık pazarlık sürecinin ardından geçtiğimiz hafta önce koalisyon sözleşmesini daha sonra da bakanlıkların dağılımını kamuoyuyla paylaştı. Partiler sırayla bakanlıkları üstlenecek parti temsilcilerini açıkladılar.  8 Aralık itibarıyla da yeni kabine oluşmuş oldu.

Olaf Scholz yönetiminde kurulan kabinede 9 erkek ve 8 kadın bakan yer alıyor10. Yeni kabineye çok önemli dört bakanlığı üstlenen kadınların damga vurduğunu söyleyebiliriz.  Ayrıca Almanya tarihinde ilk defa dışişleri ve içişleri bakanlığı görevlerinde kadınlar yer alacak.

Bazı önemli bakanlıklara dair kısaca bilgi vermekte fayda var.

Dışişleri Bakanlığını üstlenen Yeşiller Partisi Eş Başkanı Annalena Baerbock oldukça kritik bir görevi üstlendi. Partinin Başbakan adayı olduğu seçim sürecinde aslında kamuoyu desteği oldukça düşen Baerbock, Almanya’nın AB içerisinde daha çevreci politikaları savunmasını talep ediyor. Ayrıca Çin ve Rusya gibi stratejik rakiplere karşı daha sert bir çizgi izleme planını dile getirdi.

Yeni İçişleri Bakanı Nancy Faeser ise kabinenin en sürpriz isimlerinden biri oldu. SPD’nin Hessen Eyaleti parti başkanlığını yürüten Faeser, Eyalet Parlamentosunda da muhalefete liderlik ediyor. Federal düzeyde pek tanınmasa da eyalette ırkçılık, ayrımcılık ve aşırı sağ ile mücadelede yakından tanınan bir isim. Yıllardır bu konularda eyalet hükümetine ağır eleştirilerde bulunan Faeser, örneğin NSU terör örgütüne dair sır perdesinin aralanamaması ve devletin rolünün ortaya çıkarılamaması noktasında önemli açıklamalar yapmış bir isim. NSU Araştırma komisyonuna da başkanlık eden Faeser’in İçişleri Bakanlığı süresince bu konuyla yakından ilgilenmesi bekleniyor.

Faeser Bakan olduğunun açıklandığı gün kamuoyuna paylaştığı ilk mesajında “Şu anda demokrasimizin karşı karşıya olduğu en büyük tehditle yani aşırı sağcılık ve sağ terörizm ile savaşma sözü veriyorum” dedi. Bir diğer önemli bakanlık olan Savunma Bakanlığına ise Christine Lambrecht geldi. Böylelikle Savunma Bakanlığı üç dönemdir kadınlar tarafından yönetiliyor olacak.

Olaf Scholz geçtiğimiz hafta kadınların önemli bakanlıklara gelmesi ile ilgili yaptığı açıklamada, “Güvenlik, bu hükümette güçlü kadınların elinde olacak. Nüfusun yarısını kadınlar ve erkekler oluşturuyor, bu yüzden kadınlar da gücün yarısını almalı. Bunu gerçekleştirmeyi başardığımız için çok gururluyum.” ifadelerini kullandı.

Maliye bakanlığını üstlenen FDP lideri Christian Lindner ise önümüzdeki dört yılda ülkenin para politikasını yönetecek. FDP’nin bu koltuk için koalisyon görüşmelerinin ilk gününden itibaren ısrarcı olduğunu biliyoruz.

Asgari ücretin 12 avro olması noktasında taviz vermesine rağmen Lindner’in sosyal demokratların ve Yeşillerin sosyal politikalarına engel olma ihtimali bulunuyor. Lindner ilk açıklamalarında koalisyon sözleşmesinde sola kayan bir politika görmediğini ve yeni hükümetin orta sınıf için bir kazanç olduğunu savundu. Sosyal ve ekolojik bir piyasa ekonomisini uygulayacaklarını açıklayan Lindner piyasanın taleplerini öncelemekte.

Sosyal demokratlar ve yeşiller ise seçim sürecinde verdikleri daha sosyal bir devlet vaadini gerçekleştirmek istiyor.  Önümüzdeki süreçte bu konularda çatışmalar yaşanabilir11.

Yeni kabinede Ekonomi ve İklimi Koruma Bakanı ise Yeşiller partisinin eş başkanı Robert Habeck oldu. Habeck “süper bakanlık” olarak adlandırılan bu görevinde iklim öncelikli ekonomi politikalarını yönetmek istiyor. Habeck ayrıca Başbakan yardımcılığı görevini de üstlenecek. İklim krizi ile mücadele ilk defa Habeck ile devletin en üst organlarında gündem başlığı haline gelmiş oldu. Kabinenin arzusu, Habeck’in uygulamak istediği politikaların maliye bakanlığı ile çatışmaması yönünde.

Koalisyon görüşmeleri sırasında en çok tartışılan bakanlıklardan biri de Sağlık Bakanlığı oldu. Şu an birincil gündemin Pandemi ile mücadele olduğu ülkede, sosyal demokrat Karl Lauterbach sağlık politikalarını yönetecek.

Cem Özdemir: İlk Türk Kökenli Bakan

Almanya’da yaşayan göçmen kökenliler açısından koalisyon görüşmelerinde göçmen haklarının ne kadar dikkate alınacağı kadar merak edilen bir diğer konu da göçmen kökenli bakan ya da bakanların kabinede yer alıp almayacağı konusuydu. Yeşiller Partisi eski eş başkanı Cem Özdemir’in ismi bu noktada sık sık anılmış ve adı dışişleri ya da ulaştırma bakanlıkları için geçmişti. Fakat ilk olarak Dışişleri Bakanlığı görevini Yeşillerin Eş Başkanı Annalena Baerbock’un, Ulaştırma Bakanlığı’nı da FDP’den Volker Wissing’in üstleneceği açıklandıktan sonra Özdemir’in bakanlık üstlenme ihtimalinin oldukça zayıfladığı düşünülmüştü.

Kulislerde dolaşan listelerde Özdemir ya da bir başka göçmen kökenli adayın yer almayışı, göçmen çatı örgütlerinin tepkisine, Alman basınının ise ağır eleştirilerine hedef oldu. Özellikle daha katılımcı bir toplum vaadiyle seçmenlere ulaşan SPD ve Yeşillerin kendi kadrolarından göçmen kökenli bir bakan çıkarmama olasılığı büyük bir çelişki ve yanlış politika olarak görülerek ağır eleştiriler aldı. Sivil toplum örgütlerinden gelen tepki, basının uyguladığı baskı neticesinde son dakika sürprizi olarak Cem Özdemir’in Tarım ve Gıda Bakanlığını üstlendiği iddia ediliyor. Özdemir’in adı bu bakanlıkla bir kere bile herhangi bir medya organında daha önce anılmamıştı12.

İddialara göre Özdemir’in bakan olması kendi partisi içinde de büyük karışıklıklara neden oldu. Yeşiller ’in çevreci sol kanadının Anton Hofreiter’in bakan olmasını istediği ve Özdemir’in bakan olarak belirlenmesini protesto ederek, alınan karardan geri dönülmesi için parti yönetimine baskı yaptığı, parti yönetimini ikna edebilmek için yoğun uğraş verdiği ve birçok kez kriz toplantıları düzenlendiği iddia edildi. Bütün bu yaşananlar haber sitelerince Yeşiller açısından “büyük bir skandal” olarak nitelendi13.

Sonuç olarak yeni kabinenin gerek kadın-erkek eşitliği gerekse toplumsal çeşitlilik açısından pozitif bir sinyal verdiği düşünülmekte. Göçmen kökenlilerin yeni kabinede temsili artmış görülüyor. SPD’den Cansel Kızıltepe Federal Yapı Bakanlığında, Mahmut Özdemir ise İçişleri Bakanlığında parlamenter müsteşar oldu. Yeşillerden Cem Özdemir bakan olurken Ekin Deligöz de Federal Aile Bakanlığında parlamenter müsteşar olarak yeni kabinede yer alacak. Son olarak eski göç ve uyum müsteşarı Aydan Özoğuz’un Federal Parlamento’da Meclis Başkan Yardımcılığı görevini üstlenecek olması toplumsal çeşitliliğin yansıması açısından önemli bir kazanım olarak görülebilir.

Yeni kabineye genel olarak halkın desteği de dikkat çekecek ölçüde yüksek. Anketlere göre halkın sadece %30 u koalisyon sözleşmesinden yeteri kadar memnun değil14.

Özetlemek gerekirse, Federal Meclis seçimlerinin ardından Almanya yeni hükümetine kavuştu. Merkel sonrası yeni bir dönemin başlamış olması ve ilk defa üçlü bir koalisyonda farklı ideolojik partilerin ülkeyi yönetecek olması heyecanı büyütüyor. Yeni hükümetin önünde çözülmesi gereken kronik sorunlar ve pandemi gibi oldukça zorlayıcı güncel gelişmeler var. Yeni ve eski krizleri yönetmek, fakat bunun yanında seçim döneminde vaat ettikleri modern, daha katılımcı, daha yenilikçi ve daha dünyaya açık Almanya’yı inşa etmekle yükümlüler. Mevcut koalisyon sözleşmesinde yer alan hedeflerle ve kabinenin çeşitlilik arz eden yapısıyla yeni bir Almanya oldukça mümkün görünüyor.

Kaynaklar:

  1. Neuanfang 2021? Was die neue Bundesregierung nun tun muss – Essay | APuZ (bpb.de)
  2. Olaf Scholz’dan İlk Ziyaret Macron’a (amerikaninsesi.com)
  3. Ampel-Koalitionsvertrag: Mehrheit sieht FDP-Handschrift – SPIEGEL-Umfrage (msn.com)
  4. Alice Weidel/Tino Chrupalla: Koalitionsvertrag für noch mehr Gängelung und Bürger-Abzocke – AfD-Fraktion im deutschen Bundestag (afdbundestag.de)
  5. “Harter Linkskurs” und “Wählerbetrug: die künftige Opposition zum Koalitionsvertrag | MDR.DE
  6. Lindner weist Kritik der Union an „gefährlicher“ Migrationspolitik zurück (msn.com)
  7. BKMO zum Koalitionsvertrag – Bundeskonferenz der Migrantenorganisationen (bundeskonferenz-mo.de)
  8. PM zum Koalitionsvertrag: Ampel gibt freie Fahrt für gesellschaftlichen Aufbruch! | TGD
  9. ‘Modern vatandaşlık yasası gerekli’ – Son Dakika Haberler (hurriyet.com.tr)
  10. Bundeskabinett – Bundesregierung
  11. Lindner sieht viele FDP-Anliegen in Koalitionsvertrag berücksichtigt (msn.com)
  12. Cem Özdemir Almanya’da Tarım Bakanı Oluyor – medya.berlin (medyaberlin.com)
  13. Die deutschen Grünen ringen miteinander – und holen überraschend Cem Özdemir ins Kabinett (msn.com)

AMPEL-TICKER-Umfrage – Mehrheit der Deutschen unterstützt Ampel-Koalition (msn.com)