Anasayfa / GÜNÜN YAZILARI / Almanya göçmen gençleri kaybediyor: Bir neslin kayboluşu

Almanya göçmen gençleri kaybediyor: Bir neslin kayboluşu

Hanau saldırısından pandemi kayıplarına, 7 Ekim sonrası kimlik sarsıntısından ekonomik kriz ve AfD’nin yükselişine kadar uzanan süreç, Almanya’da göçmen kökenli gençlerin aidiyet duygusunu aşındırıyor. Ülke bugün fiziksel değil, kendi yetiştirdiği bir kuşağın sessiz ve zihinsel kopuşuyla karşı karşıya.
6

Almanya’da doğmuş, Alman okullarında okumuş, üniversiteyi burada bitirmiş bir göçmen kökenli genci düşünün. Ailesinin dilini bozuk konuşuyor, Almancayı ise hiçbir zaman tam anlamıyla benimseyemedi, ya da benimsemek istemedi. Sosyal çevresi büyük ölçüde göçmen kökenli insanlardan oluşuyor; çoğunluk toplumuna yani Almanlara olan mesafe, hayatı boyunca kapanmadı. Aklından şu sorular eksik olmuyor: Bu ülkeye ait miyim? Burada isteniyor muyum?

Bu sorular kişisel bir özgüven meselesi değil. Almanya’nın göçmen kökenli gençlerin yaşadığı bu aidiyet krizleri sistemin yapısal başarısızlığın bir yansıması. Ülke bu tabloyu son dönemde daha keskin biçimde hissediyor, ama çözüme dair herhangi bir çalışma yok. Ortada kaybedilen bir nesil var ve bu durum soyut bir kavram olmaktan çıktı, somutlaştı, görünür hale geldi. Belki bu gençler ülkeyi şu an için terk etmiyor. Ama burada gelecek hayal edemiyorlar. Fırsat bulsalar gidecek olanların sayısı, gidenlerin çok çok üzerinde. Ve bu, fiziksel bir göçten daha derin bir şey, zihinsel bir kopuş, aidiyet hissinin yavaş yavaş erimesi.

Bu yazıyla bu kopuşu besleyen beş kırılma noktasını ele alıyorum.

Hanau: Bir saldırı değil, bir ayna

19 Şubat 2020. Hanau’da bir bar, Kesselstadt’ta bir nargile kafe. Dokuz genç insan öldürüldü, hepsinin ortak özelliği göçmen kökenliydi. Irkçı failin manifestosu okunduğunda ortada net bir ırkçı motivasyon var. Hedefler rastgele seçilmemişti.

Hanau Marktplatz’daki Brüder Grimm Anıtı’nın altında, 19 Şubat saldırısının kurbanları anılıyor   © picture alliance/dpa | Christine Schultze   

Almanya bu saldırıyı yas tutarak karşıladı. Çiçekler bırakıldı, anma törenleri düzenlendi, siyasetçiler mikrofon önüne geçti. Ama göçmen kökenli gençlerin gözünden bakıldığında, yaşanan şey yasın çok ötesine geçiyordu. Hanau, uzun süredir sessizce taşınan bir soruyu yüksek sesle sormak zorunda bırakan bir kırılma noktası oldu: Burada gerçekten güvende miyim?

Bu soru aslında Hanau’dan önce de vardı. NSU davası yıllarca sürdü; devletin kurumsal körlüğü mahkeme salonlarında belgelendi. Halle’de bir sinagoga saldırı düzenlendi, fail canlı yayın yaptı. Ve her seferinde devletin tepkisi benzer bir ritmi izledi. Önce şok, sonra yas, ardından normalleşme. Ama göçmen kökenli gençler için normalleşme hiç gelmedi. Çünkü onlar için bu olaylar ayrı ayrı haberler değil, tek bir gerçeğin parçaları.

Almanya’da doğmuş, hayatı boyunca kendini Alman hissetmeye çalışmış bir genç için Hanau’nun asıl mesajı şuydu: Devlet bu ülkede senin gibi görünen insanların öldürülmesini engelleyemedi, engelleyemeyince de kurumsal yapısını masaya yatırmaktan kaçındı. O masa kurulmadığı sürece güven de inşa edilemiyor.

Pandemi sonrası: Görünmez kayıplar

COVID-19 pandemisi herkes için zordu. Ama “herkes için zor” ifadesi, eşitsizlikleri görünmez kılmanın en kolay yollarından biri. Kalabalık evlerde yaşayan, dijital erişimi olmayan ya da kısıtlı olan, ebeveynleri düşük ücretli ve “vazgeçilmez” işlerde çalışmak zorunda kalan ailelerden gelen gençler için pandemi, başlı başına bir kayıp dönemi oldu.

Evde eğitim sırasında bir çocuk (temsilî fotoğraf) ©Getty Images

Bu profil, Almanya’daki göçmen kökenli gençlerin önemli bir kesimini doğrudan tarif ediyor. Okul kapandığında herkesin laptopu yoktu. İnternet bağlantısı vardı ama beş kişilik bir evde kimsenin odasında sessizce ders çalışmak mümkün değildi. Öğretmenlerle ilişki koptu, sosyal ağlar dağıldı ve pandemi öncesinde zaten kırılgan olan kimlik krizi süreci bu dönemde ciddi hasara uğradı.

Almanya’da pandemi sonrasında yapılan araştırmalar, öğrenme kayıplarının sosyoekonomik düzey ve göçmen arka planıyla doğrudan ilişkili olduğunu ortaya koydu. (1) Bazı araştırmacılar “kayıp kuşak” kavramını kullanmaya başladı. Ama bu kavramın arkasında ne var, kim var, hangi yüzler var — bunlar çok daha az konuşuldu.

Pandemi aynı zamanda psikolojik bir fatura da bıraktı. Genç yaşta toplumsal izolasyon, kimlik gelişimini sekteye uğratıyor. Ve daha önceden “ben buraya ait miyim?” sorusuyla boğuşan bir genç için bu izolasyon, o soruyu daha da ağırlaştırdı. Toplumdan kopmak, sisteme güvensizlik, geleceğe ilişkin belirsizlik, bunlar pandemi sonrası Almanya’da göçmen kökenli gençlerle yapılan araştırmalarda tekrar tekrar karşılaşılan kelimeler. (2)

7 Ekim: Söyleyemediğin acı

7 Ekim 2023’te Hamas, İsrail’e yönelik büyük çaplı bir saldırı düzenledi. Akabinde İsrail’in Gazze’ye başlattığı askeri operasyon, on binlerce sivilin hayatını kaybetmesiyle sonuçlandı ve dünya bunu canlı izledi.

Almanya’da bu süreç, göçmen kökenli gençler, özellikle Arap ve Müslüman arka plandan gelenler için son derece ağır bir kimlik sarsıntısı yarattı. Ama bu sarsıntının kendine özgü ve Almanya’ya özgü bir boyutu var.

Almanya’nın Holokost hafızasına dayanan tarihsel sorumluluğu, İsrail-Filistin meselesini kamusal alanda tartışmayı neredeyse imkânsız kılan bir atmosfer yarattı. Gazze’deki sivillere yönelik acı ve öfke, eğer ifade edilmeye çalışıldıysa genellikle “antisemitizm” suçlamasıyla karşılaştı. Üniversitelerde protestolar yasaklandı, sosyal medyada paylaşımlar iş kaybına yol açtı. (3)

Folkwang Üniversitesi öğrencileri, 7 Ekim’de Münster’de.    (FOTOĞRAF: STEFAN LAURIN)

Burada yaşananı anlamak için göçmen kökenli bir gencin gözünden bakmak gerekiyor. Ekranda akrabaları olan coğrafyadan görüntüler var. Bu görüntülere duyduğu tepkiyi ifade etmek istiyor. Ama ifade ettiği anda ağır bir suçlama ile karşı karşıya kalma riski var. Sustuğunda ise içinde büyüyen bir şey var: “Bu ülke benim acımı kabul etmiyor” hissi.

Bu his, herhangi bir siyasi pozisyondan bağımsız olarak gerçek ve yıkıcı. Çünkü aidiyet, sadece haklardan değil, tanınmaktan da geçiyor. Almanya’da büyüyen pek çok göçmen kökenli genç 7 Ekim sürecinde ilk kez şunu net biçimde hissetti: Bu ülke neyi hissedebileceğimi bile belirlemek istiyor.

Ekonomik kriz: Fırsat eşitsizliğinin ağırlaşan yükü

Almanya 2022-2025 yılları arasında ciddi bir ekonomik durgunluk yaşadı. Sanayi üretimi geriledi, enerji maliyetleri yükseldi, Volkswagen gibi sembolik şirketler fabrika kapatma kararları aldı. Bu kriz herkesi vurdu, ama herkesi eşit vurmadı.

Kaynak: Richard Vogel/AP/dpa/dpa-bilder

Yapısal tabloya bakıldığında durum daha önce de pek iç açıcı değildi. Almanya’nın eğitim sistemi, erken yaşta gerçekleşen ayrışma mekanizmalarıyla biliniyor. Dördüncü sınıfta verilen Hauptschule-Gymnasium kararı, çocukların büyük bölümünün hayat yörüngesini belirliyor. Ve bu karar noktasında göçmen kökenli çocuklar sistematik biçimde dezavantajlı konumda. Dil engeli, aile ağlarının sınırlılığı, öğretmen beklentileri. Araştırmalar, Almanya’nın eğitim sisteminin sosyoekonomik arka planı yeniden üretme konusunda Avrupa’nın en katı sistemlerinden biri olduğunu defalarca ortaya koydu. (4)

İşe alım süreçleri de benzer bir tablo sunuyor. Almanya’da “yabancı görünen” bir isimle CV göndermenin geri dönüş oranını düşürdüğüne ilişkin araştırmalar yıllardır var. (5) Bu yapısal ayrımcılık üzerine bir de ekonomik kriz gelince, göçmen kökenli gençler için tablo daha da ağırlaştı.

Ama belki de en önemli boyut şu: Ekonomik kriz, Almanya’nın bu gençlere sunabileceği geleceğe ilişkin hayal kırıklığını somutlaştırdı. Bir gencin “burada kalayım mı” sorusuna verdiği yanıt, büyük ölçüde “burada benim için bir gelecek var mı” sorusuna verilen yanıtla şekilleniyor. Ve giderek artan sayıda göçmen kökenli genç, bu soruya olumlu yanıt vermekte zorlanıyor.

AfD tehdidi: Normalleşen dışlama

AfD’nin 2025 federal seçimlerinde yüzde yirmiyi aşan oy oranı, Almanya’daki göçmen gençler için salt bir seçim sonucu değildi. Bir atmosfer değişikliğinin ilanıydı.

AfD tek başına ele alındığında mesele görece sınırlı tutulabilir. Ama asıl önemli olan, AfD söyleminin nasıl bir çekim alanı yarattığı. “Remigrasyon” AfD’de söylem olarak kaldı ama sınır dışı etme, iltica kısıtlaması ve vatandaşlık hakkını zorlaştırma gibi içerikler CDU’nun resmi koalisyon metnine girdi. Sınır kontrolü, iltica hakkının kısıtlanması, yabancı suçlular söylemi… Bunlar artık yalnızca AfD mitinglerinde duyulan kelimeler değil. (6)

AfD üyeleri Kuzey Ren-Vestfalya’da “remigrasyon” talep ediyor kaynak: dpa

Almanya’da doğmuş, Alman pasaportu taşıyan bir göçmen kökenli genç için bu tablo son derece somut bir tehdit anlamına geliyor. Tehdit mutlaka doğrudan fiziksel değil. Ama “burada kalıcı mısın?” sorusunun sürekli açık tutulması, aidiyet duygusunu aşındırıyor. Kendini ispat etmek zorunda hissetmek, her siyasi tartışmada potansiyel hedef olduğunu bilmek, devletin seni koruyacağından emin olamamak… Bunların birikimli etkisi çok ağır.

Ve bu ağırlık, pek çok göçmen kökenli gencin kararını doğrudan etkiliyor. Gitmiyor olabilirler. Ama kalmanın bedeli her geçen yıl artıyor.

Sonuç: Zihinsel göç

Almanya’nın kaybettiği nesil, havalimanından çıkıp giden bir nesil değil çoğunlukla. Kayıp çok daha sessiz gerçekleşiyor. Bir gencin “bence burada bir geleceğim yok” diye düşünmeye başlaması. Almanya’ya katkı sunma isteğinin yerini kopuşun alması. Kamusal alandan çekilmek, sisteme güvensizlik, fırsat bulsa gideceğini bilmek ama gidememek.

Almanya bunun farkında mı? Kısmen. Entegrasyon raporları yazılıyor, komisyonlar kuruluyor, projeler hayata geçiriliyor. Ama raporlar bir gencin “burada ait değilim” hissini silemiyor. Çünkü bu his, bir politika açığından değil, birikimli bir deneyimden besleniyor. Hanau’dan, pandemiden, 7 Ekim’den, ekonomik tıkanıklıktan, seçim gecelerinden.

Bir ülke kendi yetiştirdiği gençleri zihinsel olarak kaybediyorsa, sorun bireysel değil, yapısaldır. Ve yapısal sorunlar, iyi niyetli söylemlerle değil, köklü dönüşümlerle aşılıyor. Almanya’nın önünde bu seçim duruyor.

Kaynaklar:

  1. https://www.svr-migration.de/wp-content/uploads/2023/02/Kurz-und-buendig_Bildung_2024.pdf
  2. https://pmc.ncbi.nlm.nih.gov/articles/PMC7920639/
  3. https://taz.de/Propalaestina-Proteste-an-deutschen-Unis/!6012172/
  4. https://www.migrationsrecht.net/nachrichten-wirtschaft-arbeit-und-soziales/oecd-pisa-studie-kinder-mit-migrationshintergrund-in-deutschland-bildung.html
  5. https://blog.recrutainment.de/2025/08/18/alarmierende-studienergebnisse-auslaendischer-name-senkt-automatisch-bewerbungschance-fuer-eine-ausbildung/
  6. https://www.cdu.de/aktuelles/cdu-deutschlands/wir-machen-schluss-mit-illegaler-migration/

Yazıyı beğendiysen, patronumuz olur musun?

Evet, çok ciddi bir teklif bu. Patronumuz yok. Sahibimiz kar amacı gütmeyen bir dernek. Bizi okuyorsan, memnunsan ve devam etmesini istiyorsan, artık boş olan patron koltuğuna geçmen lazım.

Serbestiyet; Türkiye'nin gri alanı. Siyah ve beyazlar içinde bu gri alanı korumalıyız. Herkese bir gün gri alanlar lazım olur.

Bu Sayfayı Paylaşın