Ana SayfaGÜNÜN YAZILARIBahçeli bu kez neden “17-25 Aralık darbe girişimi”ne karşı?

Bahçeli bu kez neden “17-25 Aralık darbe girişimi”ne karşı?

Peki mesele Bahçeli’nin bahsettiği kadar ciddiyse, “hedef Milliyetçi Hareket Partisi, AK Parti, Cumhur İttifakı ve son tahlilde Türkiye” ise o halde neden AK Parti, iktidar ve Erdoğan da Bahçeli gibi bağırmıyor? Neden İçişleri Bakanı ortalığı inletmiyor? Neden iktidara yakın gazeteler manşetlerinden bu kumpası teşhir etmiyor, bu yeni 17-25 Aralık girişimini iktidara yakın televizyonlar haber bile yapmıyorlar? Sanki “Hedef Erdoğan” denerek birileri yine Erdoğan’a hedef gösteriliyor.

Devlet Bahçeli dün grup toplantısında Eurovision, Gazze, çevreden bahsetti, sonra da ilginç bir girizgahla konuya girdi:

“Her birinizin, belki birkaç münferit hadise dışında, bu sabah Meclis’e emniyet ve esenlik içinde intikal ettiği düşüncesindeyim. Çok şükür evinizden dışarı adımınızı attığınız andan itibaren yolunuzu kapatan olmadı, hürriyetinize ket vuran olmadı, kısa veya uzun mesafeli seyahatinizi engelleyen de çıkmadı.”

Ardından, 1920’de Mütareke İstanbulu’nda Çamlıca’daki evinden Fındıklı’daki Meclis-i Mebusan’a gitmeye çalışan Kastamonu Mebusu Yusuf Kemal Tengirşek’in başından geçenleri anlattığı hatıratından uzun bir bölüm okudu.

Bu uzun alıntıdan sonra esas mevzuya geldi:

“Bugünlerde iç işgal cephesinde toplanıp aynı zamanda emniyet ve yargı içine yuvalanmış soysuz ve kripto çetelerin yeniden Türkiye üzerinde hesap yaptığı görülmektedir. Bu kan içen vampirlerin aklını başına alması, etrafımızda iftira ve ihanet duvarı örmeye kalkışmalarının ağır sonuçları olacağını bilmeleri, akıbetleri için 15 Temmuz gecesine dikkatle bakmaları ikaz ve ihtarımdır. Ayranımızı kabartmasınlar, sabrımızı taşırmasınlar. Maşa kullanıp sütre gerisine saklananların hepsini takip ediyoruz. Olan biten tüm kanun dışı irtibat ve ilişki ağlarının farkındayız. Birkaç emniyet müdürünün açığa alınmasıyla geçiştirilemeyecek bir komplo devrededir, nitekim hedef Milliyetçi Hareket Partisi, AK Parti, Cumhur İttifakı ve son tahlilde Türkiye’dir. 17-25 emniyet ve yargı ortaklı darbe girişiminin tekrarını planlayanlara boyun eğersek boyumuz devrilsin, göz yumarsak gözümüz çıksın, eyvallah edersek de kanımız kurusun. Gizli tanık ifadeleriyle şerefli isimleri karalama kumpasını ve tecelli eden millet iradesini gölgeleme arayışını himaye eden ve buna hizmetkarlık yapan kim varsa haindir, haşhaşidir, emniyet, yargı ve medya uzantılarının tepesine binilmelidir. Bakalım temiz eller operasyonu nasıl oluyormuş, hepsine göstermek, hepsini yaka paça içeri tıkmak da hukuk devletinin varlık ve şeref konusudur. Meclis gündemine gelecek olan 9’uncu yargı paketinde, casusluk suçu ilgili yeni düzenlemeden rahatsız olanlar çok iyi araştırılıp incelenmelidir. Yurt içinden ve yurt dışından hain FETÖ’cülerin, onlara sözcülük yapan satılmış, devşirilmiş sözde gazetecilerin bedel ödemesi yakındır ve kaçınılmazdır.”

Bahçeli’nin bahsettiği olay; Ayhan Bora Kaplan organize suç örgütü davasında o örgütün iki numarasıyken önce gizli tanık olan, sonra da elektronik kelepçesinden kurtulup yurtdışına çıkan Serdar Sertçelik’in Youtube’daki açıklamalarıyla ortaya atılan “yeni 17-25 Aralık” , “Cumhur İttifakı’na darbe girişimi” iddialarının ardından Ankara İl Emniyet Müdür Yardımcısı Murat Çelik, Ankara İl Emniyeti Organize Suçlarla Mücadele Şube Müdürü Kerem Öner ve Şube Müdür Yardımcısı Şevket Demircan açığa alınması.

Bahçeli, bunun “Birkaç emniyet müdürünün açığa alınmasıyla geçiştirilemeyecek bir komplo” olduğunu söylüyor ve “hedef Milliyetçi Hareket Partisi, AK Parti, Cumhur İttifakı ve son tahlilde Türkiye’dir” diyor.

Ve sonra da meydan okuyor: “17-25 emniyet ve yargı ortaklı darbe girişiminin tekrarını planlayanlara boyun eğersek boyumuz devrilsin, göz yumarsak gözümüz çıksın, eyvallah edersek de kanımız kurusun.”

Olayın esas tuhaf kısmına gelmeden, daha az tuhaf kısmında bir miktar duralım.

Evet, yanlış okumadınız, Bahçeli “17-25 emniyet ve yargı ortaklı darbe girişiminin tekrarını planlayanlar” diyor.

Bir önceki “17-25 Aralık emniyet ve yargı ortaklı darbe girişimi”nden sonraki ilk basın açıklamasının başlığını hatırlatmak yeterli:

“Milliyetçi Hareket Partisi Genel Başkanı Sayın Devlet Bahçeli’nin “Emniyet Genel Müdürlüğü’ndeki Kıyım ve Toplu Görev Almalarla” ilgili yazılı basın açıklaması.”

O açıklamadan birkaç cümle de okuyalım:

“Emniyet Genel Müdürlüğü’ndeki toplu kıyımlar, çığ gibi büyüyen ve her tarafa sıçrayan görevden almalar hükümet üzerindeki şüpheleri alabildiğine kuvvetlendirmiştir. Türk polisi hükümetin hışmına ve mütecaviz emellerine kurban gitmektedir. Oysaki emniyet mensuplarımız yalnızca görevlerini ifa etmekte, verilen emirlerin gereğini yerine getirmektedir. Hırsızın, uğursuzun, siyasetçi-işadamı işbirliğiyle tesis edilen yolsuzluk şebekesinin ikinci plana itilip de polislerimizin hedef tahtasına oturtulması edep, haya ve ahlak dışı bir uygulamadır. Başbakan Erdoğan ve hükümeti her şeyden önce polislerimizle değil, kendilerine kadar uzanan yolsuzluk kanallarıyla, deşifre edilen çirkin ve karanlık bağlantılarla uğraşmalıdır.”

Sonrası malum. 17/25 Aralık için odasına özel takvim ve saat koymuş, o haftayı ertesi yıl “17-25 Aralık Rüşvet ve Yolsuzlukla Mücadele Haftası” ilan etmişti.

Ama bu kez “açığa almalarla geçiştirilemez, hepsini yaka paça içeri tıkmak gerek” diyor.

Bu yeni “17/25 Aralık’ta” ise bu kez AK Parti cenahı sessiz!

Belki de ne olduğunu onlar da anlamamışlardır.

Olayın başlangıcında Ayhan Bora Kaplan adlı Ankaralı bir mafya ve çetesine yönelik başlayan soruşturma var.

Ayhan Bora Kaplan, 15 Temmuz gecesi Süleyman Soylu’ya destek olarak TRT binasına giden silahlı adamlardan biri olarak tanındı.

İçişleri Bakanı değişince bir operasyonla kendisi ve çetesi gözaltına alındı.

Ankara’daki gece kulüpleri üzerinden bürokrasi ve siyasetçilerle ilişkiler kurduğu ortaya çıktı.

Soruşturma dosyasındaki en dikkat çekici ifade M7 adlı gizli tanığa aitti.

Gizli tanık, eski Ankara Cumhuriyet Başsavcısı Yüksek Kocaman’a Ayhan Bora Kaplan’ın hediyeler verdiğini, evinin eşyalarını aldığını iddia ediyordu.

Gizli tanığın, Kaplan’ın örgütünün ikinci adamı olan, yine Ankara’da kulüpler işleten, bir oyuncuyla evli olan Serdar Sertçelik olduğu ortaya çıktı.

Sertçelik, ayağında elektronik kelepçesiyle, ünlü bir fenomenle bir gece kulübüne gitti, kavgaya karıştı ve vuruldu.

Sonra kelepçesi bir biçimde çözüldü ve nasıl olduysa yurtdışına kaçtı.

Yurtdışında da gazeteci Erk Acerer’in Youtube programına bağlandı.

Polislerin kendisinden başka isimleri de gizli tanık ifadesine eklemesini istediğini iddia etti ve önündeki bilgisayara ya da kağıda bakarak o isimleri söylemeye başladı:

“Bekir Bozdağ, Hasan Doğan, Mücahit Aslan, Abdülhamit Gül, Fahrettin Koca, Halkbank Genel Müdürü Osman Arslan, Sadık Soylu…”

Hatta Hasan Doğan’ı ilk saydığı listede söylemedi, sonra ekledi.

Her hali tuhaftı. Herhalde zaten bunları söylemek üzere çıkmıştı.

Çünkü yayının geri kalanında genelde gazeteci konuştu, 15 Temmuz gecesini sordu, Sertçelik’i çakallıkla suçladı.

Serdar Sertçelik, daha sonra bir Youtube kanalı açtı.

Profesyonel KJ’li, görsel tasarımlı kanalda yine önündeki metinleri okudu, Ankara Emniyeti’nden bir komiserle yaptığı telefon görüşmesinin kayıtlarını açıkladı.

foto.jpg

O görüşmede komisere “Bu işlere Bekir, Mücahit, Akbank girdiği zaman bu iş bana döner mi” diye soruyor, komiser de “Temiz Eller Operasyonu’ndan” bahsediyor, sonra onu yurtdışından Türkiye’ye dönmezse gelip almakla tehdit ediyor.

Kesilmiş kaydın amacı, içeriği tam anlaşılmıyordu.

Ekrandaki tasarımlardan ise iki kişinin hedefte olduğu görülüyordu:

Ankara Emniyet Müdürü Engin Dinç ve organize suçlardan sorumlu il emniyet müdür yardımcısı Murat Çelik.

Çelik aynı zamanda Ayhan Bora Kaplan operasyonunu da yapan kişi.

Sosyal medyada dolaşan ama iktidar medyasının rağbet etmediği videolar ve iddialar üzerine İçişleri Bakanlığı, 5 Mayıs’ta Cumhurbaşkanı’na bağlılık bildirerek başlayan bir açıklama yaptı:

“22 yıldır Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan’ın liderliğinde Yeniden Büyük ve Güçlü Türkiye için büyük bir gayretle çalışıyoruz…Organize suç örgütleri ile mücadelemiz devam ederken bazı sosyal medya hesaplarından Ankara İl Emniyet Müdürlüğü ile ilgili iddiaları içeren paylaşımlar yapılmaktadır. Ankara İl Emniyet Müdürlüğünce daha önce soruşturması yapılan ve mahkeme süreci devam eden Ankara’daki bir organize suç örgütüyle ilgili sosyal medyadaki iddiaların açıklığa kavuşturulabilmesi için İçişleri Bakanlığımızca Mülkiye Müfettişleri görevlendirilmiştir. Gelişmeler kamuoyu ile paylaşılmaya devam edecektir.”

Sonra 9 Mayıs’ta bir açıklama daha yaptı:

“Ankara’daki bir organize suç örgütüyle ilgili sosyal medyada yer alan iddiaların açıklığa kavuşturulabilmesi için İçişleri Bakanlığımızca görevlendirilen Mülkiye Müfettişlerince, soruşturmanın selameti açısından Ankara İl Emniyet Müdür Yardımcısı, Ankara İl Emniyet Müdürlüğü Organize Suçlarla Mücadele Şube Müdürü ve Müdür Yardımcısı görevlerinden uzaklaştırılmışlardır.”

İktidara yakın medyada konu, ilk olarak bu İçişleri Bakanlığı açıklamasıyla haber oldu.

Ama Sabah gazetesi, sadece bakanlığın açıklamasını verirken, Sabah’ın Özel Haber Müdürü Abdurrahman Şimşek, 9 mayıs günü Twitter hesabından şöyle şeyler yazmaya başlamıştı:

“Ankara Emniyet Müdürlüğü içinde üst düzey 3 emniyetçi tarafından AK Parti’ye 17-25 Aralık benzeri bir emniyet kumpası kurulmak istendi… İçişleri Bakanlığı, derhal tüm sorumluları hızlıca tespit edip görevden almalı! AK Partili bakanlara kurulmak istenen bu kumpasın ana hedefi… Türkiye Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı Sayın Recep Tayyip Erdoğan’dır… Uyanın artık! Ankara’nın göbeğinde devlete yine operasyon çekiliyor.”

Devlete operasyon çekiliyorsa neden Sabah, Hürriyet, A Haber ya da Yeni Şafak bunu haber yapmıyordu?

Sadece, dün iki köşe yazısı vardı.

Hürriyet’te Nedim Şener, bunun bir yeni 17/25 Aralık olduğunu yazdı ve arkasında Emniyet’teki Nurcu-Okuyucu bir grubun olduğunu iddia etti.

Sabah’ta da Mahmut Övür, “siyaset hatta hükümet o polis müdürlerini aşan bir operasyonla karşı karşıya” diye biten bir yazı yazdı.

Ama ne Hürriyet ne de Sabah, yazarlarının bu ciddi iddialı yazılarını birinci sayfalarından bile görmediler.

Ve nihayet dün Devlet Bahçeli konuştu.

Peki mesele Bahçeli’nin bahsettiği kadar ciddiyse, “hedef Milliyetçi Hareket Partisi, AK Parti, Cumhur İttifakı ve son tahlilde Türkiye” ise, o halde neden AK Parti, iktidar ve Erdoğan da Bahçeli gibi bağırmıyor?

Neden İçişleri Bakanı ortalığı inletmiyor?

Neden iktidara yakın gazeteler manşetlerinden bu kumpası teşhir etmiyor, bu yeni 17-25 Aralık girişimini iktidara yakın televizyonlar haber bile yapmıyorlar?

Neden Bahçeli’nin gördüğü “darbe girişimi”ni AK Parti görmüyor?

Belli ki Ankara’da yine havalar puslu, sanki yine birileri birilerinin ayağına basıyor, nefret ettiğim o tabirle “operasyon çekiyor?”

Sanki “Hedef Erdoğan” denerek birileri yine Erdoğan’a hedef gösteriliyor.

Bir zamanlar Fethullahçı polislerin suikast iddialarıyla Erdoğan’ı etkilemeye çalıştığını hatırlıyor insan.

Emniyet Genel Müdürlüğü, Ankara ve İstanbul Emniyet Müdürlükleri üzerinde yaşanan Emniyet içi güç savaşlarını da izliyor olabiliriz; Ayhan Bora Kaplan soruşturmasının ilerlememesine karşı bir girişimi de; hâlâ sessizliğini koruyan İçişleri Bakanı’na karşı bir hamleyi de…

En düşük ihtimal ise, üç emniyet müdürünün bunca yaşanan olaydan sonra hâlâ hükümete karşı yeni bir 17/25 Aralık girişimi yapabileceği…

Bazen iktidarlar çok güçlü görünür ama iktidar tek bir yerde toplanınca aslında her yerde boşluklar oluşur, o boşlukları da birileri doldurmaya çalışır.

Bahçeli’nin bu kez karşı olduğu yeni “17-25 Aralık darbe girişimi”nin arkasından bakalım neler çıkacak?

Cumhurbaşkanı, ortağının ön alıp iddia ettiği gibi, kendisine yönelik bir kumpas ve darbe girişimi olduğunu kabul edecek mi?

Yoksa bu meseleyle neden MHP genel başkanı bu kadar yakından ilgileniyor, kimse konuşmazken çıkıp iddialı şeyler söylüyor diye herkes gibi o da mı merak ediyor?

- Advertisment -