Başörtülü üniversiteli kadınlar ile Türkiye’deki İslamcı siyasetin ilişkisi çok ilginçtir.
Hatta Gabriel Garcia Marquez romanından bir sahne gibi ironiktir.
90larda başörtülü kızlar üniversitelere alınmıyordu.
Bu kızların eğitim hakkı için yapılan mücadele İslamcı hareketin en önemli sembol mücadelesi idi. Ak Parti de bir nevi bu mücadelenin “sancağı” altında oluşmuş bir siyasi partiydi.
Modernistlerdi, üniversite eğitimine değer veriyorlardı, kızların da okumasını istiyorlardı ama aynı zamanda dindar ve muhafazakardılar. Kendi deyimleri ile “muhafazakar demokrattılar”.
Ancak seçmen tabanı bu tanımlardan azade, sınıfsal bir mücadele içerisindeydi; muhafazakar demokrattan ziyade geleneksel dindarlığa sığınarak büyük şehirde yok olmamak ve mümkünse sınıf atlamak isteyen gariban ailelerden oluşuyordu.
Sonra iktidar geldi ve Ak Parti döneminde bu kızlar okudular!
Fakat garip bir sonuç ortaya çıktı;
Başörtülü üniversite mezunu kadınlar ya Ak Parti’ye muhalif oldular ya da Parti’nin seçmen tabanıyla farklılaşan, Parti’nin alternatif siyasi elitini oluşturdular.
Başörtüsünü çıkaranlar oldu, hatta bu bir dönem akım haline geldi; başörtülü ancak dekolte giyen, seküler hayat yaşayanlar yaygınlaştı; alkolsüz şampanya partileri, baby shower gibi batılı gelenekleri muhafazakar cenaha getirdiler; muhalif mitinglerde başörtülü kadınlar artık sembolik sahneye çıkarılanlar değil, gönüllü gelenler olmaya başladılar…
Ak Parti içinde kalanlar ise şimdi sokak köpekleri meselesinde kendi anneleri, partinin erkekleri ve partinin tabanı ile ayrışıyorlar.
Ve doğum oranları…
Eğitimli, başörtülü kızların doğum, evlilik ve boşanma oranları başörtülü olmayan akranlarından farklılaşıyor mu?
Spekülatif ve radikal bir düşünce denemesi yapalım;
Başörtülü kızlar, dönemin Kemalistlerinin arzu ettiği şekilde üniversitelere kabul edilmeseydi, çalışmaları engellenseydi, hakim, savcı, memur, doktor, polis olamasalardı, şimdi Ak Parti tabanının ve siyasi elitinin dert yandığı toplumsal dönüşüm “kendi mahallelerinde” de gerçekleşir miydi?
Ya da Ak Parti’yi eni sonu iktidardan edecek olan seküler demografi bu kadar yayılır mıydı?
Şimdi Ak Parti iki arada bir derede kalmış durumda. Partiyi kuran taban ile Parti’nin yarattığı nesil birbiri ile uyuşmuyor.
Ve partiyi modernist bir yerden CHP, İyip gibi partiler tehdit ederken esas ayrışmayı daha sağından, muhafazakar bir yerden yaşayabilir. Zira parti ile dindar, geleneksel tabanı da iyice birbirinden ayrışıyorlar.
Tabandaki CHP antipatisi olmasa belki de Yeniden Refah çoktan Ak Parti’den aslan payını koparmış olurdu…
Yazıyı beğendiysen, patronumuz olur musun?
Evet, çok ciddi bir teklif bu. Patronumuz yok. Sahibimiz kar amacı gütmeyen bir dernek. Bizi okuyorsan, memnunsan ve devam etmesini istiyorsan, artık boş olan patron koltuğuna geçmen lazım.
Serbestiyet; Türkiye'nin gri alanı. Siyah ve beyazlar içinde bu gri alanı korumalıyız. Herkese bir gün gri alanlar lazım olur.