Anasayfa / GÜNÜN YAZILARI / En akıcı Hint dizisi: Gandhi’ler neden yerde sürükleniyor?

En akıcı Hint dizisi: Gandhi’ler neden yerde sürükleniyor?

Hindistan’da yüz binler Modi hükümetinin 130 milyon kişiyi seçmen kütüklerinden silmesini protesto ediyorlar.Gösterilerin lideri ise Gandhi kardeşler.Ellerinde anayasa yerlerde sürükleniyor, gözaltına alınıyor, barikatlara tırmanıyorlar.
22

İngilizlere karşı bağımsızlık mücadelesi veren kurucu bir partinin dindar bir ülkede seküler bir demokrasi kurma çabası. Kurucu kadronun otoriter uygulamalarına tepkili sağ muhafazakârların yıllar içinde güçlenip büyük seçim zaferleri kazanması. Akabinde, geçmişte eleştirdikleri ne varsa aynısını yapması.

Bir zamanlar ülkenin “sahibi” olan kurucu kadronun, muhalefete düşünce neye uğradığını şaşırması. Halktan kopuk oldukları için seçimleri bir türlü kazanamayınca çareyi özeleştiri ve zihniyet değişiminde bulması. Muhalefet liderinin ülkeyi baştan sona yürümesi, çok parçalı muhalefeti birleştirmeye çalışması.

Asla bitmeyen bir seküler-dindar tartışması. Muhaliflerin ajanlıkla suçlanması, protestoların dış güçlere bağlanması, yargı ve kamu kurumlarına taraflı isimlerin atanması, gençlerin yalnızca gösteri ve yürüyüş hakkını kullandıkları için gözaltına alınması.

Ülkede sopanın bir türlü kırılamaması, sadece el değiştirmesi.Ve “Indira Gandhi” denince ortamın buz kesmesi.

Tabii büyük bir farkla. Türkiye’de “indiragandi” para çalmak, yolsuzluk yapmak anlamına gelen bir deyim. Aslında Hindistan’ın ilk kadın başbakanının isminin yolsuzlukla anılması aslında 1970’li yılların ilginç bir medya “operasyonu”.  

İlginç, çünkü her ne kadar Türkiye’deki basının ilgisini çekmese de Indira Gandhi’nin en büyük suçu, yolsuzluk değildi.

Babasının uğruna yıllarını verdiği bir anayasayı koltuk hırsı uğruna askıya almasıydı.

Herhalde iki darbe arası, bir muhtıra sonrası 70’li yıllarda Türkiye’den Hindistan’a bakanlar için anayasanın askıya alınması manşetleri dolduracak kadar büyük bir skandal olarak görülmemiş olsa gerek ki Indira Gandhi skandalı yolsuzluk suçlamalarıyla da süslenmişti.

Bir o kadar yakın, bir o kadar da uzak iki ülke arasındaki benzerliklerden belki de en ilginci olan Indira Gandhi hafızası da işte böyle oluşmuştu.

Türkiye’deki “indiragandi” deyimine etkisi olur mu meçhul; ama Indira Gandhi’nin torunları bugünlerde babaannelerinin kötü hafızasını temizlemek için bir zamanlar ninelerinin üzerinde tepinerek bizzat çiğnediği anayasayı korumak için yerlerde sürükleniyor, barikatlara tırmanıyor, bir hobi olarak günaşırı gözaltına alınıyor, karakola götürülüyor.

Bir zamanların elit siyasetçileri, dünyanın en kalabalık demokrasisinin fişini çekmek isteyen Modi hükümetine karşı büyük bir mücadele veriyor.

Hem de sokaklarda sürüklene sürüklene.

Gandhi hanedanı, Mahatma olan değil

Her ne kadar Mahatma Gandhi Hindistan’ın bağımsızlık hareketinin lideri olarak bilinse de, bağımsız ve modern Hindistan Cumhuriyeti’nin ilk başbakanı Jawaharlal Nehru’ydu. Nehru da Gandhi gibi Hindistan’ın İngiliz sömürgeciliğine karşı direnişini örgütleyen liderlerden biriydi. Bağımsızlığın ardından yeni modern devletin temellerini atmış seküler sol partinin lideriydi: Ulusal Hint Kongresi.

Gandhi 1948 yılında, ülkedeki Müslüman azınlığa destek verdiği için bir Hindu milliyetçisi tarafından öldürüldü. Nehru ise 1947’de ülkenin başbakanlığını üstlenmiş, suikastın ardından ülkenin en karizmatik kurucu lideri olmuştu.

Sosyalist fikirlere yakın olan Nehru, ülkede ciddi sosyal reformlar uyguladı, neredeyse bütün yasaları yeniden yazdı, yeni bir devlet düzeni ortaya koyan bir anayasayı kabul ettirdi, katı din kurallarının ve kast sisteminin kamusal alan üzerindeki etkisini kırdı, dengeli bir dış politika benimsedi ve ekonomik yatırımları hızlandırdı.

1964 yılında hayatını kaybettiğinde, ülkesine “Hindistan’ın kurucusu” sıfatıyla veda etti.

Nehru’dan sonra göreve gelen yeni başbakan Lal Bahadur Shastri de 18 ay sonra hayatını kaybedince, ülkenin kurucu partisinin liderliğine iki kişi aday oldu: Nehru’nun kızı Indira Gandhi ve Ekonomi Bakanı Morarji Desai.

Indira Gandhi, Mahatma Gandhi’nin bir akrabasıyla evli değildi. Eşi Feroze, Gandhi’den etkilendiği için soyadını değiştirmişti. Seçimleri Nehru’nun kızı Indira Gandhi kazandı. Parti elitleri siyasi konularda naif buldukları genç bir kadını kukla gibi yönetebileceklerini düşünmüştü.

Fakat yanıldılar. Indira Gandhi, parti yönetimini öyle bir eline alacaktı ki babadan kızına geçen partinin liderliği uzun bir süre aile dışından birine nasip olmayacaktı.

Gandhi hanedanlığı resmen kurulmuştu.

Babasından koltuğu devralan Indira Gandhi, başbakan olarak girdiği ilk seçimlerde ciddi bir oy kaybı yaşadı. Seçim yenilgisinin ardından uygulamaya başladığı sol politikalar partisindeki sağcı isimlerin tepkisini çekti. Bu kişilerin başında, liderlik koltuğu için yarıştığı Desai geliyordu. Gandhi, parti disiplinine uygun hareket etmediği için kendi partisinden ihraç edildi ve sol kanatla birlikte aynı adla yeni bir parti kurdu.

1971 seçimlerini büyük bir farkla kazandı. En yakın rakibi %10, Gandhi’nin aynı adı taşıyan yeni Kongre Partisi %41 oy almıştı.  

Fakat seçimlerden dört  sene sonra, Gandhi’nin seçim bölgesindeki bir mahkeme ilginç bir karara imza attı. Gandhi’nin seçimi kendi seçim bölgesindeki sandıklarda başbakan olmasının getirdiği kolaylıklarla kazandığına hükmetti. Seçim usulsüzlükleri nedeniyle milletvekilliğinin iptal edilmesine, altı yıl siyaset yasağı uygulanmasına karar verdi. 

Yasalar, Hindistan başbakanının aynı zamanda milletvekili olmasını zorunlu kılıyordu. Bu nedenle Gandhi’nin başbakanlıktan da istifa etmesi gerekiyordu. Gandhi mahkeme kararına uymadı, istifa etmedi, Cumhurbaşkanı ile görüştü ve ülke çapında OHAL ilan edildi.

Gandhi, 1977 seçimlerine kadar ülkeyi OHAL ve kararnamelerle yönetti. Sol ekonomi politikalarını yaygınlaştırdı, oğlu Sanjay Gandhi’yi ön plana çıkardı. Fakat OHAL boyunca ülke çapında insan hakları ihlalleri ile muhalifler ve medya üzerindeki baskılar arttı; en çok oğlu Sanjay Gandhi’nin yürüttüğü zorla kısırlaştırma politikaları tepki çekti. Hukuki denetimsizlikten faydalanan güvenlik güçleri, yoksul erkekleri sokaktan zorla toplayıp kısırlaştırıyor, nüfus kontrolü adı altında işkence uyguluyordu. Sadece bir sene içerisinde 6 milyon Hint erkek zorla kısırlaştırılmıştı.

1977 seçimlerinde Gandhi’nin eski rakibi Morarji Desai 81 yaşında kendisine yeniden rakip oldu. Desai sosyalistleri, milliyetçileri, komünistleri, sağcıları, eski Gandhi destekçilerini birleştirerek ortak bir ittifakla seçimlere girdi, Indira Gandhi’yi sandıkta yendi. Ülkenin kuruluşundan beri ilk kez yönetimdeki parti değişmişti.

Sessiz devrim Hindistan’ı bir süreliğine rahatlatmıştı.

Yine de Desai’nin kurduğu ittifak pek başarılı olamadı; koalisyondaki radikaller Indira Gandhi’den intikam almak istedi, soyut iddialarla önce milletvekilliği düşürüldü, sonra tutuklandı. Indira Gandhi bu haksızlık karşısında halkın sempatisini sırtladı. 1980’de tekrar seçimleri kazanarak başbakan oldu. Aynı yıl halefi olarak gördüğü deccal oğlu Sanjay Gandhi bir uçak kazasında öldü.

Indira Gandhi ise dört yıl sonra radikal Sih militanlarına karşı askeri operasyon düzenlediği ve askerlere bir Sih tapınağını basma emri verdiği için kendi Sih korumalarının suikastına uğradı ve hayatını kaybetti.

Indira Gandhi’nin öldürülmesinin ardından parti liderliğine ve başbakanlığa Rajiv Gandhi seçildi. Rajiv hemen seçimlere gitme kararı aldı ve annesinin ölümünün etkisiyle %50 oy aldı. Fakat sonraki seçimlerde oyu düştü ve ana muhalefete geçti. Nihayetinde bahtsızlıklarıyla Hindistan’ın Kennedy ailesine dönüşen Gandhi’lerin kader motifi yeniden kendisini gösterdi.

Rajiv Gandhi 1991 yılında Sri Lanka hükümetinin ayrılıkçı Tamil militanlarıyla çatışmalarına müdahil olduğu için bir Tamil militanının bombalı saldırısına uğradı, annesinin kaderini paylaştı, öldürüldü.

Rajiv Gandhi’den sonra sıra gelin hanıma geldi. Indira Gandhi’nin İtalyan gelini Sonia Gandhi ilk başta teklifleri reddetse de 1998’de ısrarlar üzerine kolları sıvadı ve Kongre’nin yeni lideri oldu. Hindistan’ın İtalyan bir başbakana hazır olmadığını düşünmüş olsa gerek ki kendisini geri planda tuttu, aile dışından bir partili olan Manmohan Singh’in ilk Sih başbakan seçilmesini sağladı.

Fakat aile dizilimi gelin hanımı da etkiledi ve 2004’te yurtdışındaki eğitimi tamamlayan Rahul Gandhi’yi siyasete sokup, kızı Priyanka Gandhi’yi sağ kolu yaptı. Rahul annesinin desteğiyle parti içinde hızla yükseldi. 2013’te partinin kampanyalardaki yüzü oldu.

Kurucu partinin yıllar süren aile saadetine ise Modi son verdi. Hem de büyük bir zaferle.

Aile saadetine Modi arası

Gandhi’lerin Kongre Partisi 2014’te çok ağır bir yenilgi yaşadı. Genel seçimlerde %19 oy aldı ve 162 sandalye kaybetti. Sağ muhafazakâr ve Hindu milliyetçisi BJP partisi, karizmatik yeni lideri Narendra Modi ile büyük bir zafer kazanmıştı.

Modi, Gujarat eyaletinin 13 sene başbakanlığını yapmış yerel bir siyasetçiydi. Kampanyasında Gandhi ailesinin nepotizmini, Kongre partisinin yolsuzluklarını merkeze aldı, yaptığı yerel hizmetleri anlattı, kalkınmacı ve kapsayıcı bir kampanya yaptı, seküler olmayan dindar seçmene seslendi.

Seçim sonuçları Kongre Partisi için hezimetti. Modi, 2019 seçimlerini de büyük bir farkla kazandı ve oylarını 6 puan artırdı. %37 ile iktidara gelen Modi ve BJP Partisi, zamanla otoriterleşmeye başladı. Mahkemeler üzerinde baskı kuruluyor, denetim kurumlarındaki eleştirel isimler görevden uzaklaştırılıyor, hükümeti tenkit eden akademisyenler kovuluyor, Modi’ye yakın iş insanları medya sektörüne girerek yandaş bir basın oluşturuyordu. Modi geçmişte Gandhi’leri neyle suçladıysa aynısını yapıyordu. Gandhi vesayetinin yıkılması ülkeyi demokratikleştirmeye yetmemişti. Modi dogmaları ve devlet baskısını yıkmamış, sadece vitrini değiştirmişti.

İşin kötüsü, Modi hükümeti ülkedeki %10’luk Müslüman azınlığa savaş açmış, vatandaşlık kimliklerinin iptal edilmesine sebep olabilecek yasaların dahi tartışıldığı, siyasetçilerin Müslümanları hedef alan bir dil kullandığı bir atmosfer doğmuştu. Dindarlık ile milliyetçiliği birleştiren Modi’nin körüklediği Hindu radikalliği farklı dillerin, grupların olduğu Hindistan’da geniş kitlelere ulaşmanın en kolay yolu olmuştu.

Modi’nin art arda kazandığı seçim zaferleri, Hindistan’ın hem kimliğini birleştiriyor hem de altta kalanın canının çıktığı çoğunlukçu bir düzeni pekiştiriyordu.Rahul Gandhi 2019 seçimlerinden sonra istifa etmiş, parti liderliğini yine annesine bırakmıştı.

2022 yılında ekonominin kötüye gitmesi, enflasyonun yükselmesi ve toplumda Modi’nin otoriterleşmesinden rahatsızlık duyan kesimlerin artması nedeniyle Rahul Gandhi, tekrar küllerinden doğmaya karar verdi.

Modi’yi yenmek için kolları sıvamadan önce, spor ayakkabılarını çıkardı ve binbir parçalı muhalefeti birleştirmek için tüm ülkeyi boydan boya yürümeye başladı.

Rahul Gandhi, 136 gün boyunca ülkenin bir ucundan bir ucuna 4 bin kilometre yürüdü. Bu yürüyüş sırasında annesinden parti liderliğini bırakmasını istedi ve genel başkan olarak 24 senenin ardından ilk kez aile dışından bir ismin parti başkanı seçilmesini sağladı. Yürüyüşe gittiği eyaletlerdeki sivil toplum örgütlerini, yerel kabileleri, partileri çağırarak her biriyle iletişim kurdu, Modi’ye karşı muhalefet cephesini genişletmeye çalıştı. Hindu tapınaklarını ziyaret etti, Modi’nin hedef gösterdiği Müslümanlarla dayanışmak için camileri ziyaret edip dua etti. Bazı muhalifler Modi’nin üniversite diplomasının sahte olduğunu ana gündem haline getirirken, Rahul Gandhi bu eleştirinin eğitimsiz kitleleri rahatsız edeceğini düşündü; söylemlerini ekonomi, hukuk ve insan hakları üzerine kurdu.

Yürüyüş bittikten sadece üç ay sonra, bir mahkeme Rahul Gandhi’nin “bütün hırsızların soyadı Modi” sözünü iftira olarak değerlendirdi ve Gandhi’ye 2 sene hapis cezası verdi. Rahul Gandhi’nin cezasının ardından milletvekilliği düşürüldü. Her ne kadar sonrasında Yüksek Mahkeme’den bir ceza erteleme kararı alsa da Rahul Gandhi’nin meclisten çıkarılması muhalefeti birleştiren en önemli anlardan biri oldu.

Gandhi ailesi, bu 136 günlük yürüyüşün ardından veliahtlarının koltuğunu feda ederek muhalefeti birleştirmeyi başardı. 2024 seçimlerini her ne kadar yine Modi ve ittifakı kazansa da, Modi’nin partisi sandalye kaybetti. Kongre Partisi, ana muhalefet lideri çıkarabilecek sayıya ulaştı. Kongre Partisi’nin kurduğu INDIA ittifakı %42 alırken, Modi’nin ittifakı %44 aldı. Binbir parçalı muhalefet popüler Gandhi soyadı etrafında birleşerek oylarını yükseltmişti.

Modi’nin Hindu köktendinciliği ve milliyetçiliği ekonomik kalkınma ve Müslüman düşmanlığı etrafında birleştirdiği Hindutva ideolojisi dışında ilk kez Hindistan’ın binbir bölgesini birleştiren bir ittifak kurulmuştu. Kongre Partisi bölgesel partilerle de işbirliği yaparak başka siyasetçilere de yer açmayı öğrenmiş, her eyalette farklı bir strateji uygulamayı tercih etmişti.

Rahul Gandhi artık sadece bir aile davasının mirasçısı değildi.

Bir zamanların ayrıcalıklı şımarık prensi, artık bedel üstüne bedel ödeyen bir ana muhalefet liderine dönüşmüştü.

Annesinin köri soslu kuzusu, Hindistan’ın demokrasi neferi olmuştu.

Tabii ki Gandhi ailesinin geleneklerini sürdürerek, direnişte bile nepotizmden vazgeçmeyip yanından kız kardeşini ayırmadan.

Abi kardeş el ele barikatta

Elbette Gandhi kardeşlerin siyasi kariyerleri gibi demokrasi mücadeleleri de havada pişip ağızlarına düştü.

Hindistan’da aylardır süren eylemleri başlatan Gandhi kardeşler değil, kendisini hiçbir partiye yakın hissetmeyen gençler.

Geçtiğimiz yaz Hindistan’daki en büyük muhalefet partisi “Hamamböcekleri Halk Partisi”ydi. Yüksek Mahkeme Başkanı’nın işsiz gençlere “hamamböceği” demesi, tıp fakültelerine giriş sınav sorularının çalınması ve gençlerin tekrar sınava girme stresi altında intihar etmesi üzerine çıkan büyük gösteriler sonucu Hindistan’da bir ilk yaşanmış ve Eğitim Bakanı istifa etmişti.

Bu büyük halk gösterileri sürecinde ise genç aktivistler liderliğinde gayriresmi bir protesto partisi kurulmuş, sosyal medyada kısa sürede ülkenin en etkili gücü haline gelmişti.

Bu hareketin lideri ise kast sistemindeki “dokunulmaz” Dalit’lere mensup Abhijeet Dipke’ydi. Dipke ve arkadaşlarının zekice kurguladığı gösterilere ve sloganlara ortak olan Gandhi ailesi, aktif bir şekilde Z kuşağına yanaştı.

Gösterilere katıldı, gençlere uygulanan şiddeti belgeledi, tartışmaları meclise taşıdı ve gençlere mikrofon uzattı. Eylemlerde yerlerde sürüklendiler, gözaltına alındılar.

Böylece Gandhi ailesi ve göstericiler arasında bir güven oluştu. Gençler bir zamanların elit prens ve prenseslerinin kendileri için yerlerde sürüklenip gözaltı otobüslerine yaka paça götürüldüklerini görünce ana akım muhalefete bir şans verdi.

Eğitim Bakanı’nın gösteriler sonucu istifa etmesi hiçbir yoldaşını feda etmeyen başbakan Modi için büyük bir eşik, göstericiler için büyük zaferdi.

Rahul Gandhi siyasetçileri, hamamböceği hakaretini benimseyip bir sokak hareketi başlatan gençler ise toplumsal muhalefeti birleştirmiş; bu iki güç Modi karşısında belki de ilk kez omuz omuza vermişti.

Eğitim Bakanı’nın istifasının ardından ikinci mücadele ise Seçim Komisyonu’na karşı başladı.

Seçim Komisyonu, özellikle önemli eyalet seçimleri öncesinde seçmen listelerindeki ölü ve sahte isimleri ayıklamak iddiasıyla 977 milyon seçmenin olduğu Hindistan’da 130 milyon seçmeni listelerden sildi.

Medyada çıkan kulis haberlerine göre Komisyon başkan yardımcıları bu süreçte ortak karar alınması gerekirken itiraz etti, fakat bu itirazlara rağmen Komisyon başkanı Gyanesh Kumar’ın talimatları uygulandı.

Özellikle bu seneki seçimlerde ilk sağcı bir hükümetin başa geçtiği Batı Bengal eyaletinde sol ittifakın kaybetmesi ve Modi’nin partisinin kazanması da seçmen listesinin %10’unun bu şekilde temizlenmesine bağlanıyor.

Muhalefetin iddiasına göre Modi hükümeti kendisine oy vermeyen Müslüman ve yoksul kesimleri seçmen listelerinden çıkarıyor. Halihazırda sistemden dışlanmış bu seçmen gruplarının süreçlerde itiraz etmesi de oldukça zor, hatta imkansız. Dünyanın en kalabalık demokrasisinde bu tür bürokratik işlemler başlı başına büyük bir hukuki savaş.

Rahul Gandhi ve muhalif liderler de Seçim Komisyonu başkanı Kumar’ın görevden alınması, seçmen kayıt listelerinin bu işlemlerden öncesine döndürülmesi ve haksız yere listeden çıkarılan seçmenlerin yeniden eklenmesini savunuyor. Bunun için sokağa çıkıyor.

Herkesin eşit oy hakkı olduğunu vurgulayan anayasayı ellerinde taşıyan muhalif liderler, halkın katılımıyla Yüksek Mahkeme’ye yürüyor ve yine toplu bir şekilde gözaltına alınıyor.

Hindistan’da Türkiye’nin aksine vekillerin yasama dokunulmazlığı yok. Bu nedenle meclis dışındaki faaliyetleri nedeniyle gözaltına alınmaları mümkün. Modi hükümeti ise daha eylemler başlamadan eylem alanına giden siyasetçileri ve vekilleri sık sık topluca gözaltına alıyor, “kamu düzenini bozmak” gibi soyut suçlamalarla tedbir işlemleri uyguluyor. Günün sonunda siyasetçilere dava açılmasa bile kamu düzeninin bozulması gibi soyut nedenlerle vekilleri ve muhalif liderleri toplu bir şekilde gözaltına alıp otobüslerle karakollara götürüyor, ertesi gün de serbest bırakıyor. Böylece gösterilerin heyecanını ve etkisini azaltmaya çalışıyor.

Yüz binlerce kişi eyalet başbakanları ve birleşik muhalefetin liderleriyle, en önemlisi öğrenci hareketinin önde gelen isimleriyle Yüksek Mahkeme’ye yürüdü ve Seçim Komisyonu’nun işlemlerinin durdurulması, bağımsız bir komitenin bu işleri devralmasına yönelik önemli bir başvuru yaptı.

Fakat tüm bu gösterilerde en önemli detaylardan biri bu hukuki başvurular değil, hukukun ayaklar altına alındığı anlar.

Priyanka Gandhi’nin yerde ne işi var?

Modi’ye bağlı Delhi polisi göstericilere ve bu gösterilere liderlik yapan siyasetçilere çok sert davranıyor. Özellikle Gandhi ailesini yerlerde sürüklüyor, kıyafetlerinden çekiştiriyor, tüm geçmişin hıncını alırcasına hırpalıyor.

Priyanka Gandhi ise elinde anayasa polisi protesto etmek için sokaklara yatıyor, gözaltı otobüsüne bir geçit töreni edasıyla götürülüyor, her seferinde gülümseyerek sürükleniyor. Her bir gözaltına alınışını ayrı bir protestoya çeviriyor.

Abisi Rahul Gandhi gözaltına alınıp karakola götürülünce çitlere tırmanıp atlıyor, kapıları zorluyor.

Yeri geldiğinde göstericilerle dans ediyor, genç göstericileri evinde ağırlayıp onlarla tanışma kahvaltıları düzenliyor.

Elit bir siyasetçinin yapmayacağı ne varsa hepsini geçmişin hesabını ödercesine bir performans edasıyla sergiliyor.

En önemlisi elinden anayasayı hiçbir şekilde bırakmıyor. Gözaltı otobüsüne sürüklenilerek götürülürken anayasayı sallıyor ve gururla gösteriyor. Yerde yatarken anayasayı kalbine bastırıyor.

Gandhi ailesi bir zamanlar ayaklar altına aldıkları anayasa uğruna ayaklar altına alınıyor.

Ninelerinin açık bıraktığı hesabı torunları kapamaya çalışıyor. Gandhi ailesinin sadece lafta kalmayan bu özeleştirisi işe yarayacak mı, Hindistan’daki Modi faşizmini yenecek mi, meçhul.

Fakat dünyanın en kalabalık demokrasisinin yeni bir aşamaya geçtiği kesin.

Hindistan’ın artık gerçek bir muhalefeti var.

Gandhi ailesi isterse rahat koltuklarında muhalefetçilik oynayıp tüm ayrıcalıklarını devam ettirebilir, keyfine bakabilirdi.

Gandhi’lerin genç prens ve prensesi bu imkanları ellerin tersiyle itti ve yerlerde sürüklenmeyi tercih etti.

145 bin sözcük, 395 maddeyle Alabama eyaletinden sonra dünyanın en uzun anayasası olan Hindistan Anayasası da böylece ilk kez uzun bir aradan sonra nefes aldı. Hayat buldu. Yerlerde sürüklenen siyasetçilerin, gözaltına alınan gençlerin alın teriyle geri döndü. Yaşayan gerçek bir anayasaya dönüştü. Anayasa aradığı ruhuna yıllar sonra kavuştu.

Hindistan bir anayasayı anayasa yapan şeyin uzun maddeler, metinler, kurallar, kurumlar değil; tüm anayasasına sahip çıkan bir halk, yeri geldiğinde bu uğurda yerlerde sürüklenmeyi göze alan siyasetçiler olduğunu tüm dünyaya bir kez daha gösterdi.

Belki Gandhi ailesi itibarını toparlar ve “indiragandi” deyiminin yeni manası “gandilemek; yani demokrasiyi, anayasayı canla başla korumak, sahici bir siyasetçi olmak” olur, ne dersiniz?

Gandhi’ler bu mücadeleyi kazanıp Müslüman azınlık dahil tüm ezilenlere rahat bir nefes aldırırsa bu küçük jesti düşünsek iyi olur.

Indira Gandhi’nin yüzü suyu hürmetine değil. Priyanka ve Rahul kardeşlerin bu azimli mücadelesinin hatırına elbette.

Yazıyı beğendiysen, patronumuz olur musun?

Evet, çok ciddi bir teklif bu. Patronumuz yok. Sahibimiz kar amacı gütmeyen bir dernek. Bizi okuyorsan, memnunsan ve devam etmesini istiyorsan, artık boş olan patron koltuğuna geçmen lazım.

Serbestiyet; Türkiye'nin gri alanı. Siyah ve beyazlar içinde bu gri alanı korumalıyız. Herkese bir gün gri alanlar lazım olur.

Bu Sayfayı Paylaşın