Başkent ailem uygulamasıBaşkent ailem uygulaması
Anasayfa / GÜNÜN YAZILARI / ABD ara seçim rehberi: Dünyanın kaderini Alaskalı balıkçılar mı belirleyecek?

ABD ara seçim rehberi: Dünyanın kaderini Alaskalı balıkçılar mı belirleyecek?

Amerika, Salı günü sandık başında. Bu sefer başkan değil, Senato ve Temsilciler Meclisi’ni seçecek.Anketlere göre Demokratlar Kansas, Texas, Iowa gibi eyaletlerde bile favori. Amerika’da birkaç gün sonra her şey değişebilir, Trump büyük bir hezimete uğrayabilir.Tabii anketler yanılmazsa.
18

Balık, Aile, Özgürlük.

Belki inanması zor. Fakat Türkiye’nin F-35 programına dönüşünü, İran Savaşı’nın kaderini, İsrail-ABD ilişkilerinin seyrini, NATO’nun ve Ukrayna’nın geleceğini belirleyecek slogan bu.

Orutsararmiut Yerli Konseyi Kabile Mahkemesi yargıcı, Kuskokwim Nehri Kabilelerarası Balık Komisyonu direktörü.

ABD Senatosu’nu hangi partinin kazanacağını belirleyecek olan senatör adayının özgeçmişi de bu.

Amerikan ara seçimlerinde Kongre’nin alt kanadı Temsilciler Meclisi’nin 435 vekili ve 100 sandalyeli üst meclis Senato’nun 35 senatörü yeniden seçilecek. Bunun yanında birçok eyalette valiler ve üst düzey yetkililer belirlenecek.

Halihazırda Temsilciler Meclisi’nde Cumhuriyetçiler 219, Demokratlar 214 vekile sahip. Demokratların çoğunluk olması için 218 vekil lazım. Yani 4 yeni vekil daha kazandıkları anda çoğunluk oluyorlar.

Trump’ın görev onayının tarihi seviyede düşük olması, enflasyon ve benzin fiyatlarının artması ve İran Savaşı’nın etkisi nedeniyle Demokratların Temsilciler Meclisi’ni kazanmasına kesin gözüyle bakılıyor. Trump pusulada olmadığı için ara seçimlerde Cumhuriyetçilerin performansı düşecek.

Bu noktada, ara seçimlerde esas merak konusu Senato’nun geleceği.

Senato’da ise halihazırda 100 senatörden 53’ü Cumhuriyetçi. Demokratların kendileriyle iş birliği yapan 2 bağımsız dahil olmak üzere 47 senatörü var. 50-50 bir eşitlik olduğu zaman, ABD başkan yardımcısı Senato başkanı olarak oy kullanabildiği için Demokratların çoğunluk olmak için 51 senatöre ihtiyacı var. Bunun için de ellerindeki hiçbir senatörlüğü kaybetmeyip üstelik 4 yeni yarış kazanmaları şart.

2026 ara seçimlerinde aslında Demokratların Senato için pek bir umudu yoktu. Zira her iki senede bir 1/3’ü yenilenen Senato’nun 2026 ara seçimlerine düşen payındaki eyaletler Cumhuriyetçilerin oldukça şanslı olduğu yerlerdi: Kansas, Alaska, Montana, Texas, South Carolina, Nebraska, Mississippi, Iowa, Ohio. Hatta Trump’ın 2024 seçimlerinde kazandığı Michigan gibi eyaletler bile Cumhuriyetçilerin kazanmak için umutlandığı yarışlardı.

Fakat Trump’ın büyük bir zafer kazandığı 2024 başkanlık seçimlerinin ardından hem İran Savaşı, ekonomi, Epstein skandalı derken dibi görmesi hem de Demokratların şaşırtıcı bir şekilde çok iyi adaylar çıkarması tabloyu değiştirdi.

Demokrat Parti’nin birbirinden ilginç senatör adayları, on yıllardır her seçim haritasında Cumhuriyetçi kırmızısına boyanan eyaletlerde anketlere göre kazanmaya ilk kez çok yakınlar. Demokratlar Cumhuriyetçilerin kalelerinin kapılarına dayandı. Koçbaşıyla zorluyorlar.

İşte bu sürpriz adaylardan biri de Alaskalı balıkçı Mary Peltola.

Alaska yerlisi balıkçı bir ailenin kızı olan Mary Peltola, Alaska’nın Temsilciler Meclisi’ndeki eski vekili. Alaska eyaletinde seçim kazanan nadir Demokrat Partililerden. Biraz yakından bakınca bu başarı pek de tuhaf değil. Peltola, New York, California’daki Demokrat Partililerden kendisini ayıran biri.

Kültürel tartışmalara, medyanın dikkatini çeken polemiklere girmiyor. Geçmişten bu yana Alaska’nın en önemli geçim kaynaklarından biri olan balıkçılıkla ilgileniyor. Hayat pahalılığını ve benzin fiyatlarını konuşmalarına taşıyor. En önemli vaatlerinden biri trol balıkçılığının yasaklanması. Normalde Cumhuriyetçilere yakın olabilecek birçok muhafazakâr, milliyetçi seçmen bu vaadi nedeniyle Peltola’yı seviyor.

Peltola, Demokratların senatör adayı olarak 2015’ten beri görev yapan Cumhuriyetçi Alaska Senatörü Dan Sullivan’a karşı yarışıyor.

Yapılan tüm anketlere göre rakibinin 3-4 puan önünde. Bir zamanlar Cumhuriyetçilerin kalesi görülen Alaska, yerel sorunları kampanya önceliği yapan Peltola’nın sayesinde çoğu seçim tahmininde Demokrat mavisine boyanabilir.
Bir senatörlüğün bile hayati olduğu bu ara seçimlerde Alaska, ABD’nin kaderini belirleyecek eyaletlerden biri.

Sanırım en önemli eyalet.

Hatta Trump’ın talimatıyla Adalet Bakanlığı, şimdiden Cumhuriyetçi Dan Sullivan’ın seçimleri kaybetmesi durumunda seçim sonuçlarının onaylanmaması ve Peltola’ya mazbata verilmemesi için mahkemeye başvurdu bile.

Peltola’nın kazanması durumunda seçim sonuçlarının iptalini talep etmek biraz abes durabilir, fakat Cumhuriyetçilerin öfkesi haksız sayılmaz.

Zira Alaska senatörlüğü pusulasında iki “Dan Sullivan” var. Biri Cumhuriyetçi Dan S. Sullivan, diğeri Dan J. Jr. Sullivan.

Senatör olmayan Dan Sullivan, Alaska’nın sadece deniz ve hava yoluyla ulaşılabilen bir balıkçı köyünde yaşayan emekli bir öğretmen. Siyasetle uzaktan yakından alakası yok. Demokrat Parti’yi desteklemiş bir Alaskalı.

Mary Peltola’nın New York Times’a konuşan eski kampanya direktörü Elisa Rios’a göre, Demokratların, senato yarışı başlamadan önce rakipleri Cumhuriyetçi Dan Sullivan’ın seçmenlerinin kafasını karıştırmak ve oyları bölmek için aday yaptırdığı biri. Demokratlar seçimlerden bir süre önce Alaska’da yaşayan tüm Dan Sullivan’ları araştırmış ve seçmenin oyunu bölmek için bu kendi hâlindeki emekli öğretmeni ikna ederek bağımsız senatör adayı yapmış.

Cumhuriyetçiler de bu iddialar üzerine, şimdiden seçim sonuçlarına itiraz etti. Peltola, bağımsız Dan Sullivan’ın aldığı oydan daha az bir farkla kazanırsa seçim sonuçlarının iptal edilmesini istiyorlar. Tercihli oy sisteminin kullanılmasına rağmen seçmenin kafasının karışacağını iddia ediyorlar.

Haksız sayılmazlar, fakat bu taktik ABD’de geçmişten bu yana Demokratların ve Cumhuriyetçilerin kullandığı bir strateji. Ayrıca pusulada karışıklığı önlemek adına Cumhuriyetçi Sullivan’ın ismi farklı yazıldı, görevdeki senatör ve Cumhuriyetçi olduğu özellikle belirtildi.

Belki dürüst değil, ama hukuka aykırı da denemez.

Mary Peltola’nın bu tartışmaları kapamak ve seçimi mahkemede bitirmemek için büyük farkla senatörlük yarışını kazanması şart.

Tüm dünyanın Alaska’daki bu “Dan Sullivan” iç savaşına kilitlenmemesi için de Demokratların, Alaska’ya muhtaç kalmadan Senato’yu kazanması lazım.

Bunun içinse diğer eyaletlerdeki yarışlara bakmak gerekiyor.

Kemerlerinizi takın.

Minnoş balıkçı Yerli Amerikalıların bile masum olmadıkları kıran kırana bir yarış bu.

Kazanmak için her şey mübah.

Yazı mı, tura mı?

35 senatörlük yarışından bazılarını kimse merak etmiyor. Bu eyaletler hem iki partiden birinin kalesi hem de anketlere göre adaylardan biri açık ara önde. Sürpriz ihtimali yok. Seçimlerin baş başa geçmeyeceği beklentisi hâkim. Bu nedenle ne miting ne de para harcama telaşı var.

Cumhuriyetçiler için Alabama, Arkansas, Idaho, Kentucky, Louisiana, Oklahoma, South Dakota, Tennessee, West Virginia ve Wyoming; Demokratlar içinse Colorado, Delaware, Illinois, Massachusetts, New Jersey, New Mexico, Oregon, Rhode Island, Virginia garanti.

Yani 35 seçimin 10’u Cumhuriyetçiler, 9’u Demokratlar için garanti. Kimse 35 senatörlük yarışından 19’unun sonucunu merak etmiyor, ilgilenmiyor. Herkes çoktan kazananın kim olduğunu biliyor.

Dananın kuyruğu ise kalan 16 senatörlük yarışında kopuyor. Buralarda iki parti de kazanmak konusunda farklı düzeylerde hevesli.

Yarışın anketlere ve beklentilere göre en çok başabaş geçtiği, farkın 1-2 puanla sonuçlanmasının beklendiği ve en önemlisi adayların en çok para ve zaman harcadığı eyaletlere ise “Toss-up” deniyor. Yani yazı-tura. Hangi partinin kazanacağı belirsiz. İki parti de iddialı. Bu nedenle tüm medyanın da ilgisi bu eyaletlerde.

Bir de aslında seçimlerin başabaş geçmesinin beklendiği, fakat adaylardan birinin çok iyi bir seçim performansı sergileyip anketlerde farkı 5-10 puanlara çıkardığı eyaletler var. Bunlardan ilki North Carolina. Normalde Cumhuriyetçilerin favori olduğu bir eyalet olan North Carolina’da senatörlük de uzun süredir Cumhuriyetçilerdeydi. Fakat eyaletin Demokrat Partili popüler valisi Roy Cooper senatör adayı oldu ve yarışı adeta kilitledi. Farkı 10 puana çıkardı. Cumhuriyetçiler kampanya yapmayı ve para harcamayı bile bıraktı. Bu nedenle Demokratlar kazanmaları gereken yeni bir senatörlüğü adeta garantiledi.

North Carolina’ya benzeyen diğer bir eyalet de Georgia. Değişen demografisi nedeniyle giderek güçlenen Demokratların Georgia’da, Demokrat Partili senatör Jon Ossoff çok yetenekli bir siyasetçi. Cumhuriyetçilerin kazanmayı umdukları bir seçim olması beklenirken, Ossoff büyüleyici performansıyla yarışı bir üst aşamaya taşıdı. Binlerce kişilik mitinglerle 2028 başkan adaylığı için bile potaya girdi. Demokratlar eyalette yoğun bir kampanya yürütmeye devam ediyor. Fakat bunun nedeni valilik seçimlerini de kazanmak istemeleri. Bu nedenle Georgia’ya da “yazı tura eyaleti” demek pek mümkün değil.

2026 ara seçimlerinin yazı tura eyaletleri ise: Alaska, Michigan, Maine, Texas ve Ohio.

Alaska’da durum malum: balıkçı masum yerlileri bile Aşk-ı Memnu Firdevs Hanım’a dönüştürecek kadar kıran kırana bir yarış.

Diğerlerinin de aşağı kalır yanı yok.

Dananın kuyruğunun koptuğu yer Michigan.

İsrail ve Filistin destekçisi Demokratların başabaş yarıştığı bir önseçimi kazanan Filistin destekçisi Müslüman solcu aday Abdul El-Sayed, anketlere göre rakibi Cumhuriyetçi Mike Rogers’ın 3-4 puan önünde.

Fakat Michigan her seçimde başka bir partinin kazandığı kritik bir eyalet. Mike Rogers daha önce kıl payı senatörlük yarışını kaybetmiş makul bir Cumhuriyetçi. Son dönemlerde Trump’ın sıkı bir destekçisi olsa da, diğer senatör adaylarına kıyasla daha sevilen biri. Eyaletin %1’ini oluşturan Yahudi seçmen ise El-Sayed’e mesafeli. Özellikle El-Sayed’in İsrail’i eleştirmesi, merkez kanat Demokratların seçime günler kala bile yoğun destek vermemesi önemli etkenler. Fakat El-Sayed, Obama-Sanders gibi isimlerin desteğini alarak son bir aydır ciddi bir kampanya yapıyor. Çok etkili bir hatip. Seçimleri kaybetse bile bundan sonra Amerikan siyasetindeki en önemli isimlerden biri olacağı kesin.

Seçimleri kazanması durumunda Amerika’nın kaderi değişebilir. Michigan gibi seçimlerin kıl payı belirlendiği bir eyalette solcu bir Müslümanın kazanması Zohran Mamdani’nin zaferinden çok daha önemli. Abdul El-Sayed, Trump ve Cumhuriyetçilerin İslamofobik kampanyasına rağmen solcu bir Filistin destekçisi olarak kazanırsa, Alexandria Ocasio-Cortez gibi sosyalistler 2028 başkan adaylığı kampanyasını başlatabilir.

“Michigan’da bile sol kazanabiliyorsa, tüm ABD’de kazanır” fikri tüm partiye yayılabilir.

Abdul El-Sayed’in Türk sosyalist Hasan Piker’in desteğiyle seçimleri kazanması aynı zamanda Hasan Abi’nin 2028’deki rolünü de pekiştirir.

Bu yüzden Michigan seçimleri sadece Michigan’ı ilgilendirmiyor. İsrail lobisinin de ölüm kalım savaşı. Abdul kaybederse, solcu fikir ve adayların “kazanacak aday biziz” argümanı sallantıya girebilir ve İsrail lobisi kutlamalara başlayabilir. En azından kısa bir süreliğine kendini avutabilir.

Texas senatörü Cumhuriyetçi Ted Cruz’un bu senaryoları dillendirmesi de tesadüf değil. Cruz’a göre Abdul kazanırsa, Cortez de 2028’de ABD başkanı seçilebilir.

Texas senatörü Ted Cruz’un aslında Michigan seçimleri hakkında orada burada konuşması da tuhaf. Kendi eyaletindeki çetin yarış hakkında pek fikir beyan etmiyor.

Zira Cumhuriyetçiler ilk kez Texas’ı kaybetmeye bu kadar yakın.

Daha önce de Texas, özellikle Hispaniklerin nüfusunun artmasıyla Demokratların potaya aldığı eyaletlerden biriydi. Fakat Hispaniklerin nüfusu arttıkça Cumhuriyetçi Parti’ye verdikleri destek de arttı. Çoğu Hispanik aile ve kültürel konularda muhafazakâr.

Bu durum, Hispaniklerin çoluk çocuk maskeli adamlarca sokaktan toplanıp kamplara kapatılıp sınır dışı edilmesiyle biraz bozdu. Trump, Hispanik destekçileri arasında ciddi bir oy kaybı yaşıyor.

Texas, bu eğilimin ilk kez test edildiği eyalet olabilir.

Texas’ın yazı tura eyalet olmasının başka sebepleri de var.

Cumhuriyetçilerin adayı Eyalet Savcısı Ken Paxton, berbat bir aday. Kendi partisindeki birçok muhafazakâr isim Paxton’ı desteklemiyor. Görevdeki mevcut Cumhuriyetçi senatör, önseçimleri hem kaybetti hem de tüm bu süreçte itibarsızlaştırıldı. Parti genel seçimlere parçalanmış bir şekilde giriyor.

Bundan daha önemlisi, Demokratların adayı çok olağandışı biri. 37 yaşında solcu bir öğretmen. Aynı zamanda dindar bir vaiz. İnsan haklarını savunan, Hz. İsa ve İncil’e atıflarla göçmen, azınlık haklarını anlatan, Pazar vaazlarında Trump’a karşı dindar bir muhalefet yapan özgün biri. Her konuşmasında ilkelerinden ve siyasi duruşundan taviz vermeden dindar seçmene sesleniyor, dini yorumunu çekinmeden kamuoyuyla paylaşıyor. Solcu bir Hıristiyan. James Talarico, hem binlerce insanı kalabalık mitinglere topluyor hem de hayat pahalılığı gibi sorunları çok etkili bir şekilde anlatıyor.

Daha önce hiçbir Demokratın sahada gösteremediği ilginç bir performans bu. Bu nedenle anketlere göre 4-5 puan önde görünüyor.

Yine de Texas’ta Demokrat bir senatörün seçim kazanması uzun yıllardır görülmemiş bir durum. Bu yüzden seçim gününe kadar kazananı kestirmek zor. Yine de Texas’ın potaya girmesi çok tuhaf ve ilginç.

Demokratların seçim gecesi gerçeklik testine sokacakları ilk umutları.

Aslında bir diğer umutları da Maine eyaletiydi. 30 senedir seçim kaybetmeyen Cumhuriyetçi senatör Susan Collins, Senato’nun demirbaşlarından. Susan Collins, Demokratların çok güçlü olduğu Maine eyaletinde yeri geldiğinde Demokratların savunduğu fikirleri de benimseyen “merkez” bir senatör. Trump’ın azledilmesi için bile zamanında oy kullanan biri. Fakat kürtaj haklarını savunmasına rağmen kürtaj hakkının kısıtlanması için oy kullanan Yüksek Mahkeme yargıçlarını onaylaması, İran Savaşı ve İsrail’i desteklemesi başkanlık seçiminde Demokratlara, senatörlükte Collins’e oy veren Demokratlar için bardağı taşırdı. Maine senatörlük seçimlerinde Demokratların Filistin destekçisi solcu bir Irak gazisi ve istridye yetiştiricisi Graham Platner’ı aday göstermesi dengeleri değiştirmişti. Platner’in karizması, siyasette yeni bir soluk olması heyecan yaratmıştı.

Platner, anketlerde öndeyken, hakkındaki tecavüz suçlamaları nedeniyle kampanyasını yarı yolda sonlandırdı ve adaylıktan çekildi. Yerine, eyalet senatosunun eski lideri Troy Jackson aday gösterildi.

Troy Jackson da tüm konularda Graham Platner ile aynı sayfada. Kağıt üzerinde fark da, bir tecavüz veya taciz iddiası da yok. Fakat çok yetenekli biri değil. Platner gibi akıcı konuşmuyor, Filistin mevzusunu vurgulayamıyor. Susan Collins de yetenekli bir hatip değil, çok yaşlı. Yine de Troy Jackson, anketlere göre farkı açamıyor; hata payı içerisindeki 2-3 puanla yarışı göğüslüyor.

Susan Collins daha önceki seçimlerde de anketlerde gerideyken çok büyük farkla seçimleri kazanmıştı.

Bu yüzden Maine senatörlük seçimleri de belki Cumhuriyetçilerin bir tık daha şanslı olduğu bir yazı tura yarışı. Yine de Demokratların tüm ülkede silip süpürdüğü bir fırtına koparsa, rüzgâr yetenek yoksunu Troy Jackson’ı da Senato’ya sürükleyebilir.

Her şeye rağmen karizma çok önemli.

Troy Jackson’da olmayan karizma ise Ohio’daki Demokrat Partili senatör adayı Sherrod Brown’da fazlasıyla var.

Sherrod Jackson, tıpkı Trump gibi Irak Savaşı ve ekonomi nedeniyle halk desteğini kaybeden Cumhuriyetçi George W. Bush’un 2006 ara seçim hezimetinde büyük farkla Ohio senatörü seçilmiş biri. 2024 senatörlük seçimlerinin Trump’ın başkanlık seçimleriyle aynı zamana denk gelmesi nedeniyle koltuğunu kaybetmişti. İki sene sonra partisi için yeniden aday oldu. İşçi sınıfının sevdiği, yerel aksanıyla gündelik sıkıntıları anlatabildiği için dikkat çeken biri. JD Vance, ABD başkanı seçilmesi üzerine vali tarafından senatörlüğe atanan yerel siyasetçi Jon Husted ile yarışıyor.

Anketlere göre Brown önde. Özellikle Ohio valilik yarışında berbat performans gösteren Vivek Ramaswamy’nin tüm Cumhuriyetçilere yük olması Sherrod Brown’ın şansını yükseltiyor. Yine de Cumhuriyetçilerin genel olarak güçlü olduğu bir eyalet olduğu için seçim gününe kadar sonuçları tahmin etmek riskli.

Seçim günü Ohio merak edilecek eyaletlerden sonuncusu olmalıydı.

Fakat Demokratların başarısı, Trump’ın kötü performansı nedeniyle seçim günü bakılacak eyaletlerin sayısı az bir süre kala arttı.

Cumhuriyetçiler, hiç beklemedikleri eyaletlerde para harcamaya ve miting yapmaya başladı.

Demokrat Parti’nin sürpriz yarış atları vites artırdı.

Özellikle de güneyde.

Güney’in tezenesi: Kansas’ın papazı, South Carolina’nın çocuk doktoru

Demokrat Partili bir senatör adayı, Kansas’ta en son 1932’de, Mississippi’de 1982’de, South Carolina’da ise 1998’de seçim kazanmıştı.

Bu üç güney eyaletinde yıllar sonra Demokratları potaya sokan formül aynı. Cumhuriyetçilerin kötü adayları, Demokratların sanki o eyaletin özel koşullarına uygun şekilde seçilmiş “yıldız” adayları.

Kansas’ta Cumhuriyetçi senatör Roger Marshall’ın Demokrat Partili rakibi, Amerika’daki en büyük Metodist kiliselerinden biri olan Diriliş Birleşik Metodist Kilisesi’nin kurucu papazı ve ruhani lideri Adam Hamilton. Cumhuriyetçilere seslenen birleştirici bir dille ve sakin bir üslupla Marshall’ı eleştiriyor. Ülkeyi bölen mevzulara girmeden yerel bir kampanya yapıyor. Anketlere göre 3-4 puan önde.

South Carolina’da ise Cumhuriyetçi Parti’nin ilginç isimlerinden Lindsey Graham’ın ölmesi üzerine senatörlüğe atanan kız kardeşi Darline Graham yarışıyor. Darline Graham siyasetçi değil. Sadece soyadı nedeniyle senatörlüğe atandı ve geçici senatörlüğün ardından aday oldu. Rakibi ise 45 yaşındaki çocuk doktoru Demokrat Partili Annie Andrews. Andrews, inanılmaz iyi konuşan, sahadan inmeyen, kapı kapı gezen bir Demokrat. Darline Graham ne kadar sentetikse o kadar sahici. Çocuk doktoru olması gündelik hayat ve geçim sıkıntılarını anlattığı kampanyasıyla da uyumlu. Son düzlükte anketlerde South Carolina “yazı tura” ya döndü. Sebebi bu.

Mississippi’de ise Trumpçı Cindy Hyde-Smith’in rakibi eyalette sevilen bir Demokrat olan Scott Colom. Mississippi, Cumhuriyetçilerin kalesi. Fakat eyaletin %40’ı siyah. Colom, siyah seçmeni sandığa rekor seviyede götürerek arkasına Demokrat Parti’nin rüzgarını almak istiyor. Bu yüzden seçime günler kala medyanın ilgisini çekti bile.

Bu üç eyalette de Demokratların seçimleri kazanma şansı, anketlere rağmen pek yüksek olmayabilir. Ama yine de Demokrat senatör adayları bu eyaletlerde vites yükselterek Cumhuriyetçilerin cephaneliğini daha fazla eyaletle paylaşmasına sebep oldu. Cepheyi genişletti. Trump durduk yere South Carolina’da miting yapmak zorunda kaldı, Mississippi için reklam bütçesi ayrıldı.

Bu durum diğer eyaletlerdeki Cumhuriyetçi adayları sinirlendiriyor. Zira Demokrat Parti’nin diğer eyaletlerdeki adayları bu eyaletlere ayrılan pay nedeniyle daha da öne geçebilir.

Seçimin bu tarzda yakın geçtiği diğer eyaletlerden biri de Iowa. Iowa bir tık istisna bir eyalet. Bu sene Cumhuriyetçilerin en düzgün senatör adayı Iowa’da Ashley Hinson. Fakat Hinson’ın rakibi Josh Turek de oldukça başarılı.

Tekerli sandalyesiyle tüm eyaleti kapı kapı geziyor. Çok başarılı bir saha kampanyası yapıyor. İran Savaşı’nı ve gündelik sorunları kişisel hikâyesiyle ilişkilendiriyor. Bu yüzden Iowa yıllar sonra ilk kez potaya girdi. Uzun zamandır Trump’ın kalesi olan Iowa artık anketlere göre baş başa.

Bir zamanların meşhur “salıncak eyaleti” Florida, Trump ile birlikte Cumhuriyetçilerin kalesi oldu. Seçimlere ilgi az. Fakat Demokratların adayı Angie Nixon, sürpriz bir önseçim kazandı ve Cumhuriyetçilerin kalesinde sosyalist siyah bir kadın olarak aradaki farkı anketlere göre 4-5 puana indirdi. Florida’yı Cumhuriyetçilerin kaybetme şansı düşük. Yine de Cumhuriyetçilerin eli 4-5 ay öncesine göre pek rahat değil.

Kendi kalelerinde zorlananlar sadece Cumhuriyetçiler değil. Demokratlar, şanslı oldukları New Hampshire ve Minnesota eyaletlerinde görevdeki senatörlerin bir daha seçime girmemesi nedeniyle bir tık gergin. İki eyalette de adaylar iyi. Fakat Cumhuriyetçiler yeri geldiğinde Trump ile mesafe koyabilen ılımlı siyasetçileri aday gösterdi. Özellikle Minnesota’da Somalili göçmenler ve eyalet yönetimi arasındaki yolsuzluk skandalı Demokrat Parti’nin imajını zedeledi. Yine de anketlere göre Demokratlar şimdilik rahat görünüyor.

Ama bu iki eyaletten birini bile kaybetmeleri durumunda Senato’nun çoğunluğunun Demokratlara geçmesi çok zor olacağı için yine de bu eyaletlere odaklanmak ve para harcamak zorunda kaldılar.

Seçimlerin Demokratlar ile Cumhuriyetçiler arasında geçmediği yerler de var. Belki de bu seçimlerin en ilginç yarışları da bunlar. Cumhuriyetçilerin kalesi Montana ve Nebraska’da bağımsız adaylar muhalefetin yıldızı. Geçmişte de yüksek oy alan Dan Osborn, eyalette sevilen biri. Demokratlar da aday çıkarmadı ve Osborn’u destekledi. Anketlere göre Dan Osborn’un şansı var. Kazanırsa yeri geldiğinde Cumhuriyetçilerle, yeri geldiğinde Demokratlarla işbirliği yapabilecek biri. Fakat özellikle temel konularda Demokratlarla hareket etmesi bekleniyor.

Montana’da ise Cumhuriyetçileri yenme şansı olan bağımsız aday Seth Bodnar, anketlere göre 2. sırada. Fakat bu eyalette Demokratların senatör adayı baskıya rağmen yarıştan çekilmedi. Bu nedenle oyların bölünmesi muhtemel. Halbuki Montana geçmişte Demokratların iyi adaylarla seçim kazanma geçmişi olan bir yer. Montana’daki yerel Demokrat Parti’nin ısrarı ve adaylarına baskı kuramaması Seth Bodnar’ın önünü tıkayabilir.

Bu iki bağımsız isim de çok başarılı kampanya yapan, halkın dilini iyi konuşan siyasetçiler. Kazanmaları durumunda, ABD’nin ciddi bir şekilde ilgisini çekecek bir başarı elde edecekler.

Tabii ki anketler yanılmazsa.

Ya tutarsa?

Anketlerin yanılması ABD için normal. Yine de ara seçimlerde başkanın partisinin kaybetmesi olağan bir durum ve anketler arasındaki fark hata paylarının biraz ötesinde.

Örneğin, Washington Post’un Kansas anketine göre Demokratlar 9 puan önde. Bu inanılmaz bir rakam. Fakat anketin sonunda özel bir not var. Washington Post, Demokrat seçmenin anket sorularını yanıtlama konusunda Cumhuriyetçilere göre iki kat daha fazla istekli olduğunu belirtmiş. Cumhuriyetçilerin önemli bir kısmı kime oy vereceklerini belirtmemiş. Trump’ın ülkeyi İran Savaşı’na sürüklediği, ekonomiyi düzeltemediği ve en büyük vaadini paramparça edip Epstein listesini açıklamadığı bir dönemde her şeye rağmen Trump’a oy vermek isteyenlerin tercihlerini saklaması olası.

Bu durumda sessiz Trump seçmeni beklenen “mavi tsunamiye” sandığa giderek set çekebilir. Demokratlara kültürel konularda mesafeli oldukları için yaşanan her türlü ekonomik soruna rağmen yine de “Trump” diyebilirler.

Üstüne üstlük, seçim için kritik eyaletlerden Michigan’da İsrail destekçisi Demokratlar sandığa 3 gün kala ortalığı karıştırdı.

Abdul El-Sayed’in önseçimdeki İsrailci rakibi Haley Stevens Sayed’in haberi olmadan verilen Filistin reklamlarını eleştirdi, Sayed’i televizyonda kınadı. İsrail destekçisi Demokrat vekiller medyaya konuşarak El-Sayed’in antisemit içeriklere karşı harekete geçmesini istedi. Önseçimden sonra İsrail lobisinin Cumhuriyetçilere para aktarması yetmedi. Şimdi kampanyayı açıkça sabote etmeye başladılar.

Obama’nın, Clinton’un El-Sayed’e açıkça destek verdiği bir atmosferde; Michigan’daki birlik havası seçime günler kala bozuldu.

Bu durum anketlere ne kadar yansıyacak? Belirsiz.

Michigan kaybedilse bile bir çıkış yolu var.

Ama Demokratların nerede ve hangi adayla kaybettiği de zaferden daha önemli.

Demokratların her yerde seçim kazanırken solcu bir adayla Michigan’ı kaybetmeleri Demokrat Parti’deki merkez ve İsrailci isimlerin en iyi senaryosu. Çoğu seçimi kazanıp Filistin’in merkezde olduğu bir kampanyanın kaybetmesi, “seçmen solu, Filistin’i sevmiyor” demeleri için bir bahane. Bu nedenle El-Sayed’in özellikle kaybetmesi için seçime az kala tüm tuşlara basıyorlar.

Buna karşılık solcuların da eli boş değil.

Solcuların en büyük kozu Temsilciler Meclisi.

Demokratlar eğer 4-5 vekille çoğunluk olursa, özellikle Zohran’ın etkisiyle sayıları yeni dönemde artan sosyalist vekiller 15-20 kişiyle Demokrat Parti üzerinde inanılmaz bir şantaj gücüne sahip olacak.

Demokratların çoğunluğunda olan Temsilciler Meclisi’nin başkanı olmasına kesin gözüyle bakılan Hakeem Jeffries, bu durumda yeri geldikçe Cumhuriyetçilerden destek alabilir. Fakat bu sürdürülebilir değil.

Hakeem Jeffries’in en büyük arzusu sosyalist vekillerin sayısından çok daha fazla bir rakamla çoğunluk olmak. Komisyon başkanlarını, üyelerini kendi keyfince belirlemek. İsrail gibi konularda taviz vermek zorunda kalmamak.

Solcular ve merkez kanat Demokratlar, bu senaryoların da etkisiyle son günlerde toplanıyor ve elde edilecek olası zaferin ardından neler yapacaklarını planlıyor.

Pek de haksız sayılmazlar. Çok hayati bir mesele bu.

Bu zaferin büyüklüğü, coğrafyası, kimliği, yoğunluğu Demokratların, Cumhuriyetçilerin, ABD’nin ve dünyanın kaderini belirleyecek.

ABD ara seçimleri bizim neyimiz olur?

Demokratlar Senato’yu kazanamasa bile Temsilciler Meclisi’ni almaları durumunda Trump “topal ördek” olacak. Bir yasanın geçmesi için her iki meclisin de onayı şart. Trump, belki veto gücüyle Demokratların önerdiği yasa tekliflerini reddedebilir, ama bir yasa geçirmek için olumlu oylara muhtaç.

Bu nedenle damadı Jared Kushner ile Hakeem Jeffries’in uzun zamandır görüştüğü söyleniyor. Trump ve Demokratlar bütçe gibi konularda orta yolu bulabilir.

Trump’ın birçok konuda taviz vermek zorunda olması ilk büyük değişimlerden biri niteliğinde.

Yine de Senato’nun kaybedilmesi rengi değiştirebilir. Özellikle anketler tamamen doğruysa Demokratların 54-55 ile çoğunluk olması Trump’ın sonuçları reddetmeye, kesinleşmesini geciktirmeye çalışmasına sebep olabilir. Bunu başarması zor. Fakat ardından Senato ve Temsilciler Meclisi’nin baskısından ve kısıtlamalarından kurtulmak, son başkanlık döneminde miras bırakmak için sıkıştığı iç politika kıskacını dış politikada krizler yaratarak aşabilir.

Yeni bir İran Savaşı, hem Siyonist muhalefetin Araplarla koalisyon kuramadığı İsrail’de yeniden düzenlenebilecek seçimlerde Netanyahu’yu hem de savaştaki yetkileriyle hareket alanına kavuşacak Trump’ı rahatlatır.

Trump bütçe yaparken bile Demokratları “savaştayız ama orduya para vermiyorsunuz, hainler” diyerek kıstırabilir. Demokratların bu konularda Trump’a baskı kurması için İsrail, İran gibi meselelerde birlik olması ve büyük rakamlarla ara seçimleri kazanması şart.

Şu anda böyle bir tablo net değil.

Yine de Senato’daki Demokrat Partili sayısı 55’e çıkarsa, birçok Cumhuriyetçi senatör de özgürlüklerine kavuşabilir. Trump’ın ve onun desteklediği siyasetin iflas etmesi, bir sonraki seçimlerde koltuklarını düşünen Cumhuriyetçileri de Demokratlarla bazı konularda hareket etmeye, İran Savaşı’na karşı çıkmaya, bazı bakanları eleştirmeye zorlar.

Hatta Demokratların olası bir azil süreci başlatmasına bile destek verebilir.

En büyük tartışmalardan biri de bu. Demokratların 2028 seçimlerine iki sene kala önceliği ne olacak? Senato ve Temsilciler Meclisi’ni almaları durumunda, yeni yasa teklifleriyle Trump’ı İran, sağlık sigortası, ekonomi ve yapay zekâ düzenlemeleri gibi konularda zorlaması; halka olası bir Demokrat Parti iktidarının fragmanını göstermesi mi, yoksa enerjilerinin tamamını Trump’ın azil sürecine harcamaları mı?

İlla Trump olmak zorunda değil. Temsilciler Meclisi Demokratlara geçtiği anda, meclis komisyonları istedikleri yetkilileri yeminli ifadeye çağırabilecek. Bu ifadelere gelmemek suç olduğu için herkes gelecek ve kameralar önünde her soruyu yanıtlayacak.

Demokratlar bu tür süreçlerle gündemi belirleyebilir, yeni skandalları ortaya çıkarabilir. Ya da bunlarla uğraşmak yerine yeni yasa teklifleriyle Trump’ı birçok konuda makul hale çekmeye çalışabilir.

Bu bir tercih.

Fakat bu tercihin çıkacağı kapı 2028 seçimleri.

2026 ara seçimleri, 2028’in fragmanı olacak.

Solcu isimlerin zafer kazanması, Demokrat Parti’nin 2028’de solcu bir aday çıkarmasını isteyenleri sevindirecek.

Solcuların kaybetmesi de İsrail’i.

Cumhuriyetçilerin büyük bir hezimete uğraması, Trump’ın 2028’de partisinin başkan adayını belirleme gücünü azaltacak. JD Vance, Marco Rubio gibi isimlerin yanında Trump’a mesafeli yeni adayları da görebileceğiz.

Minimal bir hezimet veya zafer ise, son sözü yine Trump’a söyletecek. Trump kendi veliahtını kendi seçecek.

İran’dan Ukrayna’ya, Türkiye’den İsrail’e birçok ülkenin gözü kulağı salı günü Amerika’da kurulacak sandıkta.

Ne yazık ki, Ukrayna’nın, İran’ın, Gazze’nin, Tayvan’ın kaderini yerlerini haritada muhtemelen göstermekte zorlanacak Alaskalı balıkçılar belirleyecek.

Özellikle de yanlış Dan Sullivan’a oy veren Alaskalıların sayısı.

Denecek pek bir şey yok. Bize vay hâlimize, Alaskalılara ise bol akıl fikir.
İlgilisine duyuru- ABD ara seçimlerini sandıklar açılırken canlı bir şekilde kahvaltı eşliğinde birlikte yorumlamak isterseniz kaydolabilirsiniz- https://www.biletimgo.com/etkinlik/secim-gecesi-degil-secim-sabahi-yunus-emre-erdolen-ile-abd-secimleri-kahvaltisi-32663

Rasyo Community, Levent’te.

Yazıyı beğendiysen, patronumuz olur musun?

Evet, çok ciddi bir teklif bu. Patronumuz yok. Sahibimiz kar amacı gütmeyen bir dernek. Bizi okuyorsan, memnunsan ve devam etmesini istiyorsan, artık boş olan patron koltuğuna geçmen lazım.

Serbestiyet; Türkiye'nin gri alanı. Siyah ve beyazlar içinde bu gri alanı korumalıyız. Herkese bir gün gri alanlar lazım olur.

Bu Sayfayı Paylaşın