Anasayfa / GÜNÜN YAZILARI / Isırmadan konuşabilir miyiz?

Isırmadan konuşabilir miyiz?

Sokak köpekleri tartışmasında taraflar bir mıknatısın eş kutupları gibi ötekinden uzaklaşma yolunu izliyor. Tartışma genişledikçe taraflar daha da radikalleşiyor. Yaklaşsalar birbirlerini ısıracak gibiler.

Türkiye’de artık sokak köpekleri gibi gündelik hayata dair bir meselenin bile nefretle kutuplaşmadan konuşulmasına imkan kalmamış görünüyor. Geleceğin sosyolog ve tarihçileri için bugünlerin köpek tartışması merak uyandıran bir araştırma alanı olacak- hatta belki birileri bilgisayarın başına geçmiş, tez yazmaya başlamıştır.

Elbette belli bir kesimi ya da anlayışı eleştirmek üzere yazılıyordur o tez! Başka nasıl olsun?

Sokak köpeklerinin itlafı, barınaklara toplanması ya da sokakta kalması yönünde görüş sunacak değilim. Sadece şuna dikkat çekmek istiyorum: Sonuç üretebilecek bir tartışmada beklenen, tarafların bir orta noktaya yaklaşma iradesi göstermesidir. Bu irade, taviz vermeyi, yani karşı tarafın taleplerini de göz önüne almayı içeren bir pazarlık süreci yaratır.

Halbuki sokak köpekleri tartışmasında taraflar bir mıknatısın eş kutupları gibi ötekinden uzaklaşma yolunu izliyor. Tartışma genişledikçe taraflar daha da radikalleşiyor. Yaklaşsalar birbirlerini ısıracak gibiler.

Örneğin bir ara ‘barınak’ makul bir ortak çözüm gibiydi, şimdi bir taraf köpeklerin sokaklarda kalmasını dayatmak derdinde, öteki taraf barınağın da ekonomiye yük olduğunu söylüyor. Bir taraf ‘kendine köpek annesi diyemezsin!’, öteki tarafsa ‘çocukların sokak köpeklerini kışkırtıyor’ diyecek kadar zıvanadan çıkabiliyor. Bir taraf meseleyi sadece ‘hayvan hakları’ açısından görmek ve örneğin son yıllarda köpek saldırılarında kaybedilen çocukları bile hesaba katmama derdinde. Diğer taraf için masum haliyle bile hayvan sevgisi dayatılmış bir proje, kültürümüzden silip süpürülmesi gerek bir manyaklık.

Siyasetçiler de bu çarpık tartışmadan bir pay çıkarmak adına zaman zaman tonu yükselterek puan toplamayı deniyor. Tartışma kendi kendinin karikatürü haline geliyor; mesela köpeklere hakaret etmek tartışmanın ilginç bir yönü oldu. Köpek yerine ‘it’ denip denemeyeceği artık bir uygarlık göstergesi. Tuhaf olan şu: İt sözcüğünün pejoratif bir anlam kazanmasını insanlara it denerek hakaret edilmesine borçluyuz. Yani bir insana ‘it’ demek hakaret olmasaydı muhtemelen köpeklere gönül rahatlığıyla ‘it’ diyebilecektik. Aslında ‘it’ tıpkı ‘at’ gibi, Türkçe’nin kökünden bir sözcük. Gerçi bazen şakayla karışık övgü niyetiyle bile söylenebilir; sahanın en çalışkan oyuncusuna ‘it gibi koşuyor…’ diyenler olmuyor mu?

Kimileri de tartışmanın muhafazakar-mukaddesatçı kesim ile seküler kesim arasında yaşandığı görüşünde. Meseleyi kızıştıran, tonu yükselten taraflara bakınca gerçekten öyle görünüyor; ötenazi gibi radikal tedbirleri savunanlar muhafazakar siyasete daha yakın, köpeklerin sokaklarda yerinde bakılmasını isteyenlerse daha çok seküler kesimden ses buluyor.

Halbuki toplum içindeki ayrım böyle görünmüyor. Muhafazakar kesim içinde köpeklerin sokaklarda yaşamaya devam etmesini isteyen az değil; öte yandan sokak köpeklerinin toplanması için belediyelere şikayet gönderenler arasında ‘seküler’ kabul edeceğiniz kişi ve semtlerden gelen talebe inanmakta zorlanırsınız. Hatta kimi köpek sahipleri sokaklarda kendi köpeklerini rahatça gezdirebilmek için sokak köpeklerinin uzaklaştırılmasını istiyor.

Ama sosyal medyayı gürültüye boğan ton yüzünden kanaatler doğru dürüst yansımıyor. Örneğin köpeklerin sokakta yaşamasını savunmak bugün ‘sol’ görüşün değişmez ilkelerindenmiş gibi dile getiriliyor. TİP’in en öncelikli değerlerinden biri. Ama sol ya da muhalif kesim için sahipsiz köpeklerin sokaklardan toplanmasını isteyenler, bu konudaki ısrarı ‘woke’ laçkalığı olarak görenler hiç de az değil; ama tahmin edeceğiniz gibi ötekinden gibi görünmek ve yüzüne baktığı dostuna ‘itperver’ demiş gibi olmamak için sessiz kalıyorlar.

Tam tersi de var. Sağ partilerin seçmenleri arasında sokak hayvanlarını Allah’ın bir emaneti olarak görenler yok mu? Hatta bu tartışmada zaman zaman Hanefi mezhebinde evin kedisine ayrılan bir pay bile olduğu söyleniyor.

Böyle giderse çok ses çıkacak ama hiçbir çözüm ortaya konmayacak. Belki de taraflar şunu düşünmeye başlamalı: Evet, karşı tarafa ne kadar yaklaşabilirim?

Yazıyı beğendiysen, patronumuz olur musun?

Evet, çok ciddi bir teklif bu. Patronumuz yok. Sahibimiz kar amacı gütmeyen bir dernek. Bizi okuyorsan, memnunsan ve devam etmesini istiyorsan, artık boş olan patron koltuğuna geçmen lazım.

Serbestiyet; Türkiye'nin gri alanı. Siyah ve beyazlar içinde bu gri alanı korumalıyız. Herkese bir gün gri alanlar lazım olur.

Bu Sayfayı Paylaşın