Onu bir de CHP Erzurum İl Başkanına sorun

Hoşunuza gitsin ya da gitmesin siyasi oy verme davranışlarının temelini kimliklerin oluşturduğu bir ülkeden bahsediyoruz. Bu yüzden 30 senedir HDP gibi bir parti var, bu yüzden laikler ve Aleviler CHP’ye dindarlar AK Parti’ye, milliyetçiler MHP ve İYİ Parti’ye oy verirken çok düşünmüyor. Bu gerçeği teoriye uymadığı, sevmediğiniz için değiştiremiyor, bununla kavga etmek gibi deneyenlerin hepsinin yenik çıktığı beyhude savaşlara da girmiyorsanız yapacağınız tek bir şey var: Esnemek, değişmek, kendini sorgulamak. Kılıçdaroğlu belki büyük bir siyasi deha, bir düşünce adamı, teorisyen değil ama bu açık gerçeği görecek kadar siyasetin içinde ve seçim matematiği anlayacak kadar seçime girmiş ve tabii pek çok partidaşı gibi köşeli bir ideolojik katılığın içinde olmayan pragmatik bir siyasetçi.

Kılıçdaroğlu’nun başörtüsü açılımına partiye yakın muhalif medyadan eleştiriler gelirken, CHP’li parti yöneticileri ve milletvekillerinin de çoğu sessiz kalmayı tercih etti.

En erken desteklerden biri ise CHP Erzurum İl Başkanı Suat Dülger’den geldi.

Dülger şöyle bir tweet attı:

“Özgürlüklerden korkmamalıyız ve özgürlükleri güvence altına almalıyız, sosyal demokrat bir parti olarak bu konuda en büyük görev bizimdir, bu bağlamda Genel Başkanımız Sn. Kemal Kılıçdaroğlu’nun başörtüsü konusundaki açıklaması çok önemlidir.”

Dülger, aslen Ardahanlıymış. Kars’ta büyümüş. Mimar Sinan Üniversitesi’nde felsefe okumuş ve felsefe öğretmeni olmuş. Erzurum’da Socrates Akademi adlı sınavlara hazırlayan bir dershane sahibi. 2009’da üye olduğu CHP’nin geçen aydan beri il başkanıymış. Bir önceki başkan yanında çalışan çaycı kızı tacizden 9 yıl hapis cezası alınca bu göreve gelmiş.

Erzurum’da felsefe öğretmeni, Socrates adlı dershane sahibi bir Ardahanlı olarak, üstelik bir taciz skandalının üzerine gölgesi düşmüş bir partide, işi hiç kolay değil.

Ama işini bütün bunlardan daha fazla zorlaştıran, CHP il başkanı olması.

500 bin seçmenin oy verdiği altı milletvekili olan Erzurum’da CHP’nin 2018’deki oy oranı yüzde 4.4. Son yerel seçimlerdeki oy oranı ise yüzde 2.42.

CHP 2015’deki çifte seçimlerde 7 Haziran’da yüzde 3.07, 1 Kasım’da yüzde 3,3 oy almış.

Yani CHP istikrarlı biçimde Erzurum’da yüzde 5’in altına demirlenmiş bir parti.

Bu sadece son 21 yıllık AK Parti iktidarı dönemindeki seçimlerde böyle değil.

CHP Erzurum’da 2002’de yüzde 5,8, 1995’de yüzde 4,5 oy almış.

Ama bu kaçınılmaz tarihsel bir durum da değil.

Örneğin CHP’nin Cumhuriyet tarihinde bir demokratik seçimde en yüksek oyu gördüğü (yüzde 41.4) 1977 seçimlerinde Erzurum’dan yüzde 21,7 oy almış.

Yani Erzurum ne kadar sağın kalesi olsa da CHP’ye eli oy vermeye gitmiş insanların da yaşadığı bir şehirdi.

Ama 90’lardan sonra muhtemelen laiklik krizlerinde CHP’nin aldığı tavırlar sonrası şehirde CHP silindi.

Sadece Erzurum’da değil.

2018 genel seçimlerinde CHP Doğu ve Güneydoğu Anadolu’daki 14 ilde yüzde 5’in altında bir parti.

Doğu, Karadeniz ve İç Anadolu’daki 6 ilde yüzde 10’un, 17 ilde yüzde 15’in altında bir parti.

En yüksek oylar aldığı Batı’da da Sakarya, Afyon, Kütahya gibi illerde yüzde 15 civarlarında oy alabilen bir parti.

Yani Türkiye’nin 40 şehrinde CHP seçimlere milletvekili şansı olmadan giriyor.

Ankara’nın doğusunda CHP’nin yüzde 20’yi geçebildiği Artvin, Ordu, Sinop dışındaki illerin ortak özelliği ise Alevi nüfusa sahip olmaları (Amasya, Çorum, Tokat, Erzincan, Kırşehir)

Bu sadece bu son seçimde böyle olmuş değil.

90’lardan bu yana son 10 seçimdir manzara böyle.

2007, 2011, 2015 seçimlerinde neredeyse oyları sabit kalan CHP, 2015 7 haziran seçimlerinde 23 ilde yine yüzde 10’un altında kalmış, bu illerin 13’ünde yüzde 3’ü bile geçememişti.

Yani ortada matematiksel, sosyolojik bir hakikat var.

CHP çok uzun süredir bir Türkiye partisi değil. Belli bölgelere sıkışmış ve buralardan aldığı oylarla ana muhalefet olan ama her seçimde ülkenin en az 30 şehrindeki seçimlere kazanamayacağını bilerek giren bir parti.

Toplumu kutuplaştırdığı, siyasal İslamcılığa doğru çekildiği söylenen AK Parti ise Türkiye’de en düşük oy aldığı Tunceli’de bile yüzde 15’i zorlayan CHP ve HDP’nin gerisinde kaldığı illerde yüzde 20’nin üzerinde oylar alabilen gerçek bir Türkiye partisi.

Tarihsel olarak böyle bir yükün üzerinde olduğu CHP gibi bir partinin lideri olsaydınız, elinizde iki seçenek vardı.

Birincisi Baykal gibi yapmaktı.

Durduğu yerde en keskin biçimde durup yüzde 25 ve Ankara sivil-asker bürokrasisindeki müttefiklerle iktidar olmaya çalışmak.

Ya da size ısrarla oy vermeyen yüzde 75’e neden ulaşamadığınız ve nasıl ulaşabileceğiniz üzerine düşünmek.

Birincisinde ideolojik huzur, süper ve tarihüstü bir haklılık iddiasıyla teselli bulmak mümkün.

İkincisinde ise çileli, baş ağrıtacak ama sonunda selamete çıkmayabilecek bir yol var.

İkinci yol için ne yapılması gerektiğini anlamak için siyasetin pratiği dışında herşeyini bilen siyaset bilimci, yanılmaz anketçi, büyük mütefekkir olmaya gerek yok.

Sadece Türkiye seçim haritasına bir kez bakmak yeterli.

O haritada nerede Kürtlerin, nerede Alevilerin, nerede dindarların nerede laiklerin yaşadığını çıplak gözle 10 saniye içinde görmek için de bir ay Türkiye’de yaşamış olarak yeterli.


Hoşunuza gitsin ya da gitmesin siyasi oy verme davranışlarının temelini kimliklerin oluşturduğu bir ülkeden bahsediyoruz.

Bu yüzden 30 senedir HDP gibi bir parti var, bu yüzden laikler ve Aleviler CHP’ye dindarlar AK Parti’ye, milliyetçiler MHP ve İYİ Parti’ye oy verirken çok düşünmüyor.

Bu gerçeği teoriye uymadığı, sevmediğiniz için değiştiremiyor, bununla kavga etmek gibi deneyenlerin hepsinin yenik çıktığı beyhude savaşlara da girmiyorsanız yapacağınız tek bir şey var: Esnemek, değişmek, kendini sorgulamak.

Kılıçdaroğlu belki büyük bir siyasi deha, bir düşünce adamı, teorisyen değil ama bu açık gerçeği görecek kadar siyasetin içinde ve seçim matematiği anlayacak kadar seçime girmiş ve tabii pek çok partidaşı gibi köşeli bir ideolojik katılığın içinde olmayan pragmatik bir siyasetçi.


Ama aynı zamanda kendi tabiriyle Türkiye’nin en muhafazakar partisinin lideri.

Muhafazakarlara ve Kürtlere ulaşmaya çalışırken, karşısında CHP’nin eski bagajı kadar, değişmek için bir neden görmeyen, kendini haklı geri kalan herkesi haksız, geri, cahil olarak bellemiş bir ideolojik kibri de buluyor.

Mehmet Bekaroğlu ile Sezgin Tanrıkulu’nu bile CHPlilere kabul ettirmek için 10 yıldır uğraşıyor.

Son başörtüsü açılımında da karşısında iktidara gelmek ama bunun için hiçbirşey yapmak istemeyen, hatta karşı taraftan nedamet getirip haklılığını teslim etmesini bekleyen bu muhafazakar direnci buldu.

Onlara göre CHP tarihinde helalleşecek bir şey yapmadı, Kürtlere ve dindarlara doğru atılmış her adım da gereksiz tavizler.

Biraz daha kibarları ve entelektüelleri kimliklerin artık öneminin kalmadığını söyleyerek bu tarihsel haklılık iddiasını meşrulaştırmaya çalışıyorlar.

“Zaten ne yaparsanız yapın Erzurumlular asla CHP’ye oy vermezler” diyorlar.

Belki Tunceliler de AK Parti’ye oy vermezler ama Erdoğan bu en statükocu haliyle bile Alevi açılımı yapıyor.

Belki oy vermezler ama kalpler yumuşar, dışarıdan bakanların sıkılı yumrukları gevşer, ortam yumuşar, yüzde 5 oylar yüzde 15 olur, günün sonunda bu biriken sular iktidar havuzuna akar.

Ama siyaseti başkalarını ikna etmek, rızalarını kazanmak yerine onları yok etmek, tasfiye etmek için yapanlara, kendisinin haklı, düşmanların haksız çıkmasını iktidar olmaya tercih edenlere bu çabalar beyhude gelebilir


Halbuki önüne seçim sonuçlarını alan, 21 yılda 14 seçimde aynı taktikle kaybetmiş, 15’cisinde yeni bir taktikle seçim kazanmış bir siyasetçi kimliklerin önemini görüyor ve partisini bu tarihsel kapandan çıkarması gerektiğini anlıyor.

Onu da en iyi bu yüzden Erzurum’daki CHP İl Başkanı anlıyor.