Ankara’ya göre ABD’nin çekilmesiyle Rojava ve SDG meselesi bitmiş oldu. Örgütün de bu gerçeği kabul etmesi, Şam ile entegrasyonuna engel olmaması bekleniyor. Suriye’nin çatışma olmadan bir çözüme kavuşmasından sonra çözüm sürecinin ivmesinin artırılması, hızlandırılması hatta güncellenmesi düşünülüyor. Hatta Terörsüz Türkiye adı yerine, sürecin bundan sonraki kısmı için daha kapsayıcı ve pozitif başka bir ad kullanmak bile gündemde.
Yıllarca küreselleşmenin, liberal dünya düzeninin övüldüğü Davos; bu sene 6. Filo’yu denize dökmek isteyen küçük bir sosyalist partinin Taksim’deki kurultayı havasında geçti. Belçika başbakanı Amerika’nın kölesi olmayacağını ilan edip Marksist yazar Gramsci’ye atıf yaptı, Kanada Başbakanı Mark Carney ise Trump’ın yıktığı kurallara dayalı dünya düzeninin en baştan itibaren yalan olduğunu itiraf etti. Çinli muhalif sanatçı Ai WeiWei’nin yıllar sonra memleketine dönüp Batı’yı eleştirmesi ve Çin’i övmesi de aynı hikayenin bir parçası. Trump, dünyayı çok derin bir uykudan uyandırdı. Davos’taki bu butik komünist ayaklanmanın ardında çok büyük bir küresel değişimin ayak sesleri var.
2013 yılında Öcalan ziyareti öncesinde Sırrı Süreyya Önder, Başbakan Tayyip Erdoğan’la bir görüşme gerçekleştiriyor. Bu 3 saatlik görüşmede Başbakan kendi kırmızı çizgilerini ve yaklaşımlarını anlatarak özetle şu mesajı veriyor: “Türkiye’de her türlü uzlaşmaya varım. Her fedakarlığı da yaparım. Ancak Suriye’de özerk bir Kürt varlığını kabul edemem.”
Zeynep Sönmez, Avustralya Açık ana tablosunda elemelerden gelerek aldığı galibiyetlerle bu seviyede kalıcı olabileceğini açık biçimde gösterdi. Sahadaki oyunu ve maç ritmi, bu başarının bir sürpriz değil, hazırlığın sonucu olduğunu ortaya koydu. Korttaki atmosfer ve tribün desteği, bu performansın karşılıksız olmadığını gösterdi. Zeynep Sönmez artık Grand Slam sahnesinde ciddiye alınması gereken bir oyuncu.
Türkiye’de de yeni barış süreci, ufku “alandaki gerçekler”le sınırlı olan her cenahın dar görüşlüleri tarafından yanlış yorumlanıyor. Oysa anlamak mümkün. Bunun için pencereyi Türkiye’nin “terörden temizlenmesinden” veya Halep’in iki mahallesindeki “kazanımlardan” fazlasını görecek şekilde genişletmek, meseleye daha yukarıdan bir yerden bakmak gerekiyor.