Sosyal medya ve internet yasa tasarısı: Şekerler ve zehirler

AK Parti ve MHP, uzun süredir üzerinde çalıştıkları, sosyal medya ve internet yayıncılığına dair yasa teklifini geçtiğimiz günlerde TBMM Başkanlığı’na verdiler.

Seçimden önce mutlaka yasalaştırmak niyetindeler. İktidar sözcüleri bu teklifi “Yalan haberle mücadele” amacıyla getirdiklerini iddia ediyorlar.

Muhalefet partileri ise bu iddiaya hiç inanmıyor. Farklı ve muhalif düşüncelerin ifade edilebildiği yegane alan olan sosyal medyanın da susturulmak istendiğini belirtiyorlar.

Geleneksel yazılı ve görsel medyanın büyük çoğunluğu, çeşitli mali ve idari operasyonlarla çoktandır iktidar yanlılarının eline geçti. Düşünce ve basın özgürlüğü ağır darbe yedi. Çok sayıda gazeteci ve yazar işlerinden edildi. Ağır ceza ve baskılar gündelik uygulama oldu.

Çöldeki vaha

Muhalefet ve yurttaşlar, mecburen ifade özgürlüğü alanındaki ihtiyaçlarını sosyal medya yoluyla gidermeye çalıştılar. Sosyal medya toplumun nefes borusu oldu.

Ne var ki, AK Parti iktidarı bu kadarcığına da dayanamadı. Politika ve uygulamalarına sosyal medyadan gelen eleştiri ve itirazlardan ciddi rahatsızlık duydu. Baskı kurmak, engellemek ve cezalandırmak için bütün imkanlarını kullandı. İktidar güdümlü yargı mekanizmalarını sık sık devreye soktu. Öyle ki, bir tweet nedeniyle çocuklar yargılandı, bir parti liderinin konuşmasını yayınlayan televizyon kanalları RTÜK tarafında cezalandırıldı.

Buna rağmen, iktidarın saklamaya çalıştığı gerçekleri, halk sosyal medya kanalıyla süratle öğreniyor ve tepkisini gösteriyor. İnternet haberciliği bilgilerin paylaşılması ve tartışılmasında çok ciddi hizmet görüyor. Bu rolüyle sosyal medya, baskıcı tek adam rejiminde, çöldeki vaha gibi.

Cumhur İttifakı ortakları, geleneksel medya üzerindeki kontrollerinin yeterli olmadığını gördüler. O nedenle, sosyal medyanın da denetimleri altına girmesini ve ceza tehdidi altında tutulmasını istiyorlar.

İktidar mutlak suskunluk arıyor

Yıllardır, sosyal medyadaki tekil ve istisnai örnekleri bahane ederek, karşıt kampanya yürüterek sansür ve susturma yasasına kamuoyunu hazırlamaya çalıştılar. Önde gelen sözcüleri de sık sık bunu dillendirdi.

Farklı olana, eleştiriye, gerçeklerin ortaya dökülmesine daha fazla tahammül edemedikleri için, sonunda Meclis’e bu yasa teklifini getirdiler. Son derece kritik 2023 seçimlerine giderken, iktidar için dikensiz gül bahçesi yaratma peşindeler.

İktidar yandaşları dışında, bu yasa teklifine destek veren, hatta hayırhah bakan bir tek medya kuruluşu ve gazeteci örgütü yok. Hemen herkes yapılmak istenenin farkında.

Resmi adı “Basın Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi” olan, AK Parti-MHP ortak yapımı sosyal medya yasa teklifi, yasayı kabul edilebilir kılmak, kafa karıştırmak ve akıl çelmek amaçlı bazı unsurları da içerse de, muhalefeti susturma hesabını açık ediyor.  

Hesaplı ve tehlikeli muğlaklıklar

Bunların arasında, internette sürekli yayın niteliğine sahip olanlara resmi ilan ve reklam hakkı tanınması ile şartların yerine getirilmesi halinde çalışanlarına basın kartı verileceği vaadi öne çıkıyor. Belki bunlara Basın İlan Kurumu genel kurul üyeliğine internet haberciliği yapan kuruluşlardan iki temsilcinin alınmasını da ekleyebiliriz.

Buna karşılık, ifade ve basın özgürlüğü alanını basbayağı zapt-u rapt altına almayı hedefleyen ciddi maddeler ve bütün bunların içine serpiştirilmiş, iktidarın güdümündeki yargı tarafından istediği noktaya çekilebilecek, tehlikeli muğlaklıklar var.

Teklifte, yayın yoluyla işlenen suçlara internet haber siteleri de dahil ediliyor. TCK’nın “Kanunlara uymamaya tahrik” maddesine “Sırf halk arasında endişe, korku veya panik yaratmak saikiyle; ülkenin iç ve dış güvenliği, kamu düzeni ve genel sağlığı ile ilgili gerçeğe aykırı bir bilgiyi, kamu barışını bozmaya elverişli şekilde alenen yayan kimse, bir yıldan üç yıla kadar hapis cezasıyla cezalandırılır. Suçun, failin gerçek kimliğini gizlemek suretiyle veya bir örgütün faaliyeti çerçevesinde işlenmesi halinde, verilen ceza yarı oranında artırılır” şeklinde bir ek getiriliyor. Suç, yayım anında gerçekleşmiş kabul ediliyor. Doğduğu varsayılan maddi ve manevi zarardan eser sahibi ve yayın temsilcisi sorumlu oluyor.

Ceza Muhakemesi Kanunu’ndaki “temyiz edilemeyecek kararlar kapsamında olsa bile bölge adliye mahkemesi dairelerinin kararları temyiz edilebilir” ifadesinin yer aldığı bölüme “Halkı yanıltcı bilgiyi alenen yayma” ifadesi ekleniyor.

Teklif geri çekilmeli

Hukukçular, basın ve yayın pratiğini yaşayan deneyimli gazeteciler ve geniş bir siyasetçi kesimi, bu yasa teklifinin, özellikle sosyal medya alanında kalan son ifade ve basın özgürlüğü kırıntılarını da ortadan kaldıracağını vurguluyor. Bir yasa teklifinde, bu denli hesaplı muğlaklığın bulunmasının başka türlü izah edilemeyeceğine dikkat çekiyorlar. Endişelerini dile getiriyorlar.

Hukukçu bir akademisyenin yaptığı “Bu tip bir düzenlemenin ana amacı sosyal medya kullanıcılarını susturmak, sindirmek, haber sitelerini ve basın mensuplarını otosansüre zorlamak ve eleştirel ve karşıt görüşü azaltmak olarak planlanmışa benziyor” şeklindeki değerlendirme bu çerçevede anlam kazanıyor.

Düşünün, ana muhalefet partisi liderini linç etmeye kalkan bir saldırgana 12 ay, bir tweet atana senelerce ceza verildiği koşullarda, “Endişe, korku veya panik yaratma, ülkenin iç ve dış güvenliğini, kamu düzenini ve kamu barışını bozma”  gibi lastikli kavramları içeren bir yasayla, isteyen neler yapmaz!

Sonuç olarak, AK Parti iktidarının yasalaştırmak için getirdiği, “dezenformasyonla mücadele” teklifi, özü ve lafzı itibariyle, seçime giderken muhalefeti ve yurttaşları tamamen susturma amacına matuftur. Meclis görüşmelerinde orasından burasından düzeltilmesi de mümkün görünmüyor.

İktidar teklifi geri çekmeli ve sosyal medya alanında kalan özgürlük kırıntılarına dokunmaktan vazgeçmelidir!

****

Kitap: Küresel Kapitalizmde Kentler*

Kentler, her ne kadar uzun insanlık tarihinin belli bir aşamasında kurulmuş olsalar da, kuruldukları dönemden itibaren, insana ve uygarlığa dair bütün süreçleri etkileyen faktörler arasında en önde geleni olmuşlar.

Uygarlığın 3 bin yıllık birikimini, her sahada kentler üzerinden takip etmemiz ve içinde yaşadığımız dönemin değerlerine dair en önemli izleri oradan çıkarmamız mümkün. Yaratıcılık ve yıkım, zenginlik ve yoksulluk, üretim ve sömürü, insan ve tanrı, sanat ve zanaat; uygarlığın ortaya çıkardığı ve geriye bıraktığı ne varsa, insanlık tarihinin gördüğü en büyük mekanlarda halen var oluşunu ve değişimini sürdürüyor.   

Kapitalizmin insanla kurduğu ilişkide de ön sırayı kentler almış. Kapitalizmin geçirdiği her değişim birebir kentlere yansımış, çoğu zaman da kentler ona ve yaşadığı değişimin muhtevasına kendi rengini vermiş. 

Geçtiğimiz günlerde değerli arkadaşım, akademisyen Betül Duman, çeviri editörlüğünü yaptığı, alanıyla ilgili “Küresel Kapitalizmde Kentler” isimli kitabı gönderdi.        

Okuduğumda, küresel kapitalizmle, neo-liberal kapitalizmle kentler arasında geçtiğimiz 50 yıl içinde yaşanan ilişkilerin ve meydana gelen değişimin ne denli önemli olduğunu bir kez daha fark ettim. Aynı zamanda geleceğimizin anahtarının da kentlerde olduğu gördüm.

Kitabın neredeyse bütünü, yerel yönetimler alanıyla doğrudan alakalı. Son yıllarda yaşamakta olduğumuz kentleşme, metropolleşme, kentsel dönüşüm ve göç gibi büyük olayları da dikkate alınca, dünya deneyleri ve ortaya çıkan çözümlerin mahiyeti hakkında bir nebze de olsa fikir sahibi olmak önem kazanıyor.   

Kitabın yazarı, siyasi ve ekonomik coğrafya alanında çalışan İtalyan profesör Ugo Rossi. Türkçeye çeviren, doktorasını yerel yönetimler ve kentsel politika planlaması alanında yapan Mehmet Penpecioğlu.

*Küresel Kapitalizmde Kentler, Ugo Rossi, Litera Yayıncılık, İstanbul, Nisan 2022.