Anasayfa / Dünya / New York Times: İran’da şahin kanat duruma hakim oldu ve savaşı sürdürüyor

New York Times: İran’da şahin kanat duruma hakim oldu ve savaşı sürdürüyor

Sertlik yanlısı kanadın kilit ismi, eski istihbarat şefi, din adamı Hüseyin Taib. Pezeşkiyan, Mücteba Hamaney’e ulaşmaya çalışıyor.
3

New York Times’ın sekiz İranlı yetkili, üç Devrim Muhafızları mensubu ve dört eski yetkiliyle yaptığı görüşmelere dayanan geniş kapsamlı bir araştırmasına göre, İran’da Temmuz ayında ABD ile varılan barış mutabakatını fiilen çökerten, gölgeden yeniden sahneye çıkan sert kanat bir istihbarat figürü oldu. Bu gelişme, savaşın başından bu yana Tahran’daki en şiddetli iç çatışmalardan birini tetikledi ve ülkeyi yeniden Washington’la cepheleşmeye sürükledi.

Cenazeden savaşa dönüş

Temmuz ayının başında Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan, ABD ile başarıyla müzakere ettiği barış anlaşmasının verdiği rahatlıkla, savaşın başında öldürülen eski dini lider için düzenlenen haftalık cenaze törenleri kapsamında komşu Irak’a gitmişti. Ancak orada şok edici bir haber aldı: İran güçleri Hürmüz Boğazı’nda üç ticari gemiye ateş açmış, Katarlı bir LNG tankerini alevlere boğmuş, başka gemilere de hasar vermişti. İran uluslararası kamuoyunda büyük tepkiyle karşılaştı.

Öfkelenen Pezeşkiyan, Devrim Muhafızları’nın (IRGC) güçlü komutanı General Ahmed Vahidi’yi arayarak saldırıyı pervasızlık olarak nitelendirdi ve hesap sordu. Beş İranlı yetkili ile iki Muhafızlar mensubuna göre General Vahidi, saldırıyı ne emrettiğini ne de önceden bildiğini söyledi; savaş ve müzakerelerde kritik rol oynayan Yüksek Milli Güvenlik Konseyi’nin de durumdan habersiz olduğunu belirtti.

Aslında ülke liderliğinin büyük bölümü, küçük ama etkili bir sert kanat grubunun tek başına hareket ettiğinden habersizdi. Bu gizli operasyon, İran’daki ılımlı pragmatistlerin savaşı sona erdirme ve çökmekte olan ekonomiyi onarma çabalarını fiilen akamete uğrattı.

Ertesi sabah, cenaze törenleri henüz sürerken, ABD İran’a hava saldırılarıyla karşılık verdi. İki ülke yeniden savaşa döndü.

Perde arkasındaki isim: Hüseyin Taib

Üç İranlı yetkiliye göre, hükümet ve güvenlik güçlerinin yürüttüğü soruşturmalar, üç ticari gemiye yönelik Temmuz saldırısının izini, ABD ile barış anlaşmasına başından beri karşı çıkan etkili istihbaratçı din adamı Hüseyin Taib’e kadar sürdü. Taib’in yeni dini lidere, İran’ın savaşı sonlandırıp anlaşmayı kabul etmekle hata yaptığını anlattığı belirtiliyor.

Taib, askeri ailelere yaptığı bir konuşmada müzakerelere karşı olmadığını, ancak “halkımızın haklarını göz ardı eden ve düşmanın aşırı taleplerine boyun eğen müzakerelerin İran siyasetinde yeri olmadığını” söyledi.

Dini lider Hamaney (Mücteba), Taib’i yakın zamanda iç muhalefeti bastırmakla görevli Besic milis gücünün başına atadı. Taib daha önce 20 yılı aşkın süre Devrim Muhafızları istihbarat teşkilatının başında bulunmuş, ancak İsrail’in kendi kadrosuna sızması ve Türkiye’de bozguna uğrayan bir komplo gibi başarısızlıklar nedeniyle 2022’de dönemin dini lideri Ayetullah Ali Hamaney tarafından görevden alınmıştı. Savaşın başında Ali Hamaney öldürüldükten sonra sahneye geri dönen Taib, yetkililere göre oğlu Mücteba’nın halef olarak seçilmesinde de kilit rol oynadı.

Kanadalı İran uzmanı ve hükümetle bağlantılarını hâlâ sürdüren eski yetkili Alireza Namvar Haghighi, saldırının “Trump’la varılan mutabakat metnini havaya uçurmak ve gelecekteki her türlü müzakere ve anlaşma ihtimalini öldürmek amacıyla organize edildiğini” söyledi.

Pezeşkiyan gemilere kimin ateş açtığını sorduğunda, kendisine sahadaki komutanların, Boğaz’daki İran kontrolünü ihlal eden herhangi bir gemiye merkezi komutadan onay beklemeden saldırma yetkisi veren bir emir doğrultusunda tek başlarına hareket ettiklerinin söylendiği aktarıldı. Nitekim Devrim Muhafızları’nın Hatem el-Enbiya karargâhı, daha önce ve sonra saldırılarda yaptığının aksine, 7 Temmuz saldırısının sorumluluğunu hiçbir zaman üstlenmedi.

İranlı yetkililer saldırıların hemen ardından ABD’ye ve bazı bölgesel müttefiklere de aynı açıklamayı ileterek suçu “başıbozuk operatörlere” attı. Dışişleri Bakanı Abbas Erakçi, Washington’la gerginliği yatıştırmak için önemli bir arabulucu olan Umman’a gönderildi.

Bu arada İran sokaklarında ve devlet televizyonunda sert kanat, müzakere ekibini ve barış anlaşmasını açıkça hedef aldı; gece düzenlenen mitinglerde kalabalıklar savaşa dönüş çağrısı yaptı.

Resmi anlatı ve kuşkular

İran hükümeti, anlaşmanın çökmesinin sorumluluğunu Washington’a yıkan resmi bir anlatı geliştirdi: ABD’nin İsrail’in Lübnan’daki Hizbullah’a yönelik saldırılarını durdurmayarak, İran’ın dondurulmuş varlıklarını serbest bırakmayarak ve Hürmüz Boğazı’nın İran kontrolü dışındaki bir bölümünden gemi geçirerek anlaşmayı ilk ihlal eden taraf olduğu iddia ediliyor. Ancak beş yetkiliye göre, bizzat Pezeşkiyan dahil olmak üzere İran’ın siyasi çevrelerinde bu anlatıya inanan pek kimse yok.

Pezeşkiyan geçen ay kamuoyu önünde, her anlaşmada ihlaller yaşanabileceğini ve bunların çatışma yoluyla değil müzakereyle ele alınması gerektiğini söyledi. Generaller kendisine Temmuz’daki gemi saldırısını dini liderin onayladığını özel olarak bildirdiğinde, üç yetkiliye göre başkan kanıt talep etti.

Hayalet lider

İran’ın yönetim sisteminde iç anlaşmazlıkları çözme nihai yetkisi dini liderde bulunuyor. Ancak Ayetullah Mücteba Hamaney’in nerede olduğu, fiziksel ve zihinsel durumu ve devlet işlerine ne ölçüde dahil olduğu, ateşli spekülasyonların konusu haline geldi.

İran Milli Savunma Üniversitesi’nde kıdemli bir din adamı ve akademisyen olan Hüccetülislam Alireza Pirüzmend, Temmuz sonunda devlet televizyonunda “Güvenlik durumu onun korunmasını gerektiriyor, ama soruyorum: bu ne kadar sürecek? Altı ay mı? Bir yıl mı? Beş yıl mı? On yıl mı?” dedi ve “liderimizi göremezsek, kalıcı bir zayıflık ve çöküş halinde kalırız” diye ekledi.

Bu ay Mücteba Hamaney’in kayınvalidesi Tayyibe Mahruzade, yerel bir muhabire verdiği uzun video röportajında, aile üyelerini çevreleyen aşırı güvenlik önlemlerini anlatarak dini lider ve üç çocuğu hakkında hiçbir haber alamadıklarını söyledi. Eşi, siyasetçi Gulam Ali Haddad Adil ise Temmuz ayında İran basınına, güvenlik gerekçesiyle Hamaney’in kimseyle temas kurmadığını ancak “Allah’ın izniyle sağlıklı olduğunu” belirtti.

Kayıp liderle ilgili yapılan az sayıdaki açıklama, tartışmayı daha da körükledi. Anlaşma imzalandıktan sonra kendi adına yayımlanan bir açıklamada, başkan ve Milli Güvenlik Konseyi çoğunluğu tarafından onaylandığı için anlaşmayı kabul ettiği, ancak “ilkesel olarak” farklı bir görüşe sahip olduğu belirtildi. Bu “ilkesel olarak” ifadesi, sert kanat tarafından anlaşmaya saldırmak için defalarca kullanıldı.

Mayıs ayında Pezeşkiyan, Hamaney ile görüştüğünü açıklamış ancak ne zaman ve nerede olduğunu belirtmemişti. İki İranlı yetkili ve bir eski yetkiliye göre, bu görüşmenin koşulları oldukça tuhaftı: Pezeşkiyan’ı camları karartılmış bir ambulansla dolaştırdılar, bu sırada güvenli bir video bağlantısı kuruldu. Ekranda beliren ve Hamaney’in sözcüsü olduğunu söyleyen bir kişi, iki adam arasında mesaj taşıdı. Pezeşkiyan, yakın bir müttefikine gerçekten dini liderle mi konuştuğundan emin olmadığını itiraf etti.

Geçen ay Pezeşkiyan ikinci bir görüşme daha yapıldığını ve bunun yedi saat sürdüğünü açıkladı. Devlet televizyonuna “Ülkenin karşı karşıya olduğu bütün konuları konuştuk” diyerek geçim sıkıntısı, işsizlik, yaptırımlar, birlik ve savaş döneminde dayanıklılığı saydı; ancak görüşmenin koşullarını ya da Hamaney’in ne söylediğini açıklamadı.

Savaş planı

Haftalardır İran’ı yöneten siyasi liderler ve generaller, ABD ile çıkmazı aşmak için iki seçeneği tartışıyor: müzakereye dönüş ya da Amerikan hedeflerine, özellikle deniz kuvvetlerine yönelik saldırıları artırıp Amerikan askerlerini hedef alarak küresel petrol fiyatlarını yükseltmeyi amaçlayan bir tırmanış.

Her iki seçeneğin de amacı, ticareti felç eden ve petrol satışlarını sıfıra indiren, İran’ın güney limanlarına yönelik Amerikan deniz ablukasını sona erdirmek. İran ekonomisi hızla kötüleşiyor; para birimi günden güne değer kaybediyor, enflasyon tırmanıyor, hükümet nakit açığıyla boğuşuyor.

Devrim Muhafızları’nın Hava-Uzay Kuvvetleri komutanı Tuğgeneral Seyyid Macid Musevi başta olmak üzere sert kanat generaller, çatışmadan yana tavır koydu. Generaller Milli Güvenlik Konseyi’ne, İran ile Yemen’deki Husiler ve Irak’taki silahlı Şii gruplar dahil müttefik milislerin saldırılarını yoğunlaştıracağı, bölgesel petrol tesislerini de hedef alarak savaşın kapsamını genişletip ABD ve müttefikleri için maliyeti artıracağı ayrıntılı bir savaş planı hazırladıklarını bildirdi.

Pezeşkiyan ve Meclis Başkanı, aynı zamanda ABD ile başmüzakereci olan General Muhammed Bakır Kalibaf, savaş planının ülkeyi daha şiddetli Amerikan hava saldırılarına ve daha ağır ekonomik baskıya sürükleyerek bir uçuruma çekebileceği uyarısında bulunan yetkililer arasındaydı.

Ancak geçen cumartesi itibarıyla sert kanat üstünlüğü ele geçirmiş durumda. General Kalibaf’ın baş danışmanı Mehdi Muhammedi, “İran ile ABD arasındaki savaş tırmanış aşamasına girdi” dedi.

Kaynak: The New York Times

New York Times: İran’da şahin kanat duruma hakim oldu ve savaşı sürdürüyor

Sertlik yanlısı kanadın kilit ismi, eski istihbarat şefi, din adamı Hüseyin Taib. Pezeşkiyan, Mücteba Hamaney’e ulaşmaya çalışıyor.

New York Times’ın sekiz İranlı yetkili, üç Devrim Muhafızları mensubu ve dört eski yetkiliyle yaptığı görüşmelere dayanan geniş kapsamlı bir araştırmasına göre, İran’da Temmuz ayında ABD ile varılan barış mutabakatını fiilen çökerten, gölgeden yeniden sahneye çıkan sert kanat bir istihbarat figürü oldu. Bu gelişme, savaşın başından bu yana Tahran’daki en şiddetli iç çatışmalardan birini tetikledi ve ülkeyi yeniden Washington’la cepheleşmeye sürükledi.

Cenazeden savaşa dönüş

Temmuz ayının başında Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan, ABD ile başarıyla müzakere ettiği barış anlaşmasının verdiği rahatlıkla, savaşın başında öldürülen eski dini lider için düzenlenen haftalık cenaze törenleri kapsamında komşu Irak’a gitmişti. Ancak orada şok edici bir haber aldı: İran güçleri Hürmüz Boğazı’nda üç ticari gemiye ateş açmış, Katarlı bir LNG tankerini alevlere boğmuş, başka gemilere de hasar vermişti. İran uluslararası kamuoyunda büyük tepkiyle karşılaştı.

Öfkelenen Pezeşkiyan, Devrim Muhafızları’nın (IRGC) güçlü komutanı General Ahmed Vahidi’yi arayarak saldırıyı pervasızlık olarak nitelendirdi ve hesap sordu. Beş İranlı yetkili ile iki Muhafızlar mensubuna göre General Vahidi, saldırıyı ne emrettiğini ne de önceden bildiğini söyledi; savaş ve müzakerelerde kritik rol oynayan Yüksek Milli Güvenlik Konseyi’nin de durumdan habersiz olduğunu belirtti.

Aslında ülke liderliğinin büyük bölümü, küçük ama etkili bir sert kanat grubunun tek başına hareket ettiğinden habersizdi. Bu gizli operasyon, İran’daki ılımlı pragmatistlerin savaşı sona erdirme ve çökmekte olan ekonomiyi onarma çabalarını fiilen akamete uğrattı.

Ertesi sabah, cenaze törenleri henüz sürerken, ABD İran’a hava saldırılarıyla karşılık verdi. İki ülke yeniden savaşa döndü.

Perde arkasındaki isim: Hüseyin Taib

Üç İranlı yetkiliye göre, hükümet ve güvenlik güçlerinin yürüttüğü soruşturmalar, üç ticari gemiye yönelik Temmuz saldırısının izini, ABD ile barış anlaşmasına başından beri karşı çıkan etkili istihbaratçı din adamı Hüseyin Taib’e kadar sürdü. Taib’in yeni dini lidere, İran’ın savaşı sonlandırıp anlaşmayı kabul etmekle hata yaptığını anlattığı belirtiliyor.

Taib, askeri ailelere yaptığı bir konuşmada müzakerelere karşı olmadığını, ancak “halkımızın haklarını göz ardı eden ve düşmanın aşırı taleplerine boyun eğen müzakerelerin İran siyasetinde yeri olmadığını” söyledi.

Dini lider Hamaney (Mücteba), Taib’i yakın zamanda iç muhalefeti bastırmakla görevli Besic milis gücünün başına atadı. Taib daha önce 20 yılı aşkın süre Devrim Muhafızları istihbarat teşkilatının başında bulunmuş, ancak İsrail’in kendi kadrosuna sızması ve Türkiye’de bozguna uğrayan bir komplo gibi başarısızlıklar nedeniyle 2022’de dönemin dini lideri Ayetullah Ali Hamaney tarafından görevden alınmıştı. Savaşın başında Ali Hamaney öldürüldükten sonra sahneye geri dönen Taib, yetkililere göre oğlu Mücteba’nın halef olarak seçilmesinde de kilit rol oynadı.

Kanadalı İran uzmanı ve hükümetle bağlantılarını hâlâ sürdüren eski yetkili Alireza Namvar Haghighi, saldırının “Trump’la varılan mutabakat metnini havaya uçurmak ve gelecekteki her türlü müzakere ve anlaşma ihtimalini öldürmek amacıyla organize edildiğini” söyledi.

Pezeşkiyan gemilere kimin ateş açtığını sorduğunda, kendisine sahadaki komutanların, Boğaz’daki İran kontrolünü ihlal eden herhangi bir gemiye merkezi komutadan onay beklemeden saldırma yetkisi veren bir emir doğrultusunda tek başlarına hareket ettiklerinin söylendiği aktarıldı. Nitekim Devrim Muhafızları’nın Hatem el-Enbiya karargâhı, daha önce ve sonra saldırılarda yaptığının aksine, 7 Temmuz saldırısının sorumluluğunu hiçbir zaman üstlenmedi.

İranlı yetkililer saldırıların hemen ardından ABD’ye ve bazı bölgesel müttefiklere de aynı açıklamayı ileterek suçu “başıbozuk operatörlere” attı. Dışişleri Bakanı Abbas Erakçi, Washington’la gerginliği yatıştırmak için önemli bir arabulucu olan Umman’a gönderildi.

Bu arada İran sokaklarında ve devlet televizyonunda sert kanat, müzakere ekibini ve barış anlaşmasını açıkça hedef aldı; gece düzenlenen mitinglerde kalabalıklar savaşa dönüş çağrısı yaptı.

Resmi anlatı ve kuşkular

İran hükümeti, anlaşmanın çökmesinin sorumluluğunu Washington’a yıkan resmi bir anlatı geliştirdi: ABD’nin İsrail’in Lübnan’daki Hizbullah’a yönelik saldırılarını durdurmayarak, İran’ın dondurulmuş varlıklarını serbest bırakmayarak ve Hürmüz Boğazı’nın İran kontrolü dışındaki bir bölümünden gemi geçirerek anlaşmayı ilk ihlal eden taraf olduğu iddia ediliyor. Ancak beş yetkiliye göre, bizzat Pezeşkiyan dahil olmak üzere İran’ın siyasi çevrelerinde bu anlatıya inanan pek kimse yok.

Pezeşkiyan geçen ay kamuoyu önünde, her anlaşmada ihlaller yaşanabileceğini ve bunların çatışma yoluyla değil müzakereyle ele alınması gerektiğini söyledi. Generaller kendisine Temmuz’daki gemi saldırısını dini liderin onayladığını özel olarak bildirdiğinde, üç yetkiliye göre başkan kanıt talep etti.

Hayalet lider

İran’ın yönetim sisteminde iç anlaşmazlıkları çözme nihai yetkisi dini liderde bulunuyor. Ancak Ayetullah Mücteba Hamaney’in nerede olduğu, fiziksel ve zihinsel durumu ve devlet işlerine ne ölçüde dahil olduğu, ateşli spekülasyonların konusu haline geldi.

İran Milli Savunma Üniversitesi’nde kıdemli bir din adamı ve akademisyen olan Hüccetülislam Alireza Pirüzmend, Temmuz sonunda devlet televizyonunda “Güvenlik durumu onun korunmasını gerektiriyor, ama soruyorum: bu ne kadar sürecek? Altı ay mı? Bir yıl mı? Beş yıl mı? On yıl mı?” dedi ve “liderimizi göremezsek, kalıcı bir zayıflık ve çöküş halinde kalırız” diye ekledi.

Bu ay Mücteba Hamaney’in kayınvalidesi Tayyibe Mahruzade, yerel bir muhabire verdiği uzun video röportajında, aile üyelerini çevreleyen aşırı güvenlik önlemlerini anlatarak dini lider ve üç çocuğu hakkında hiçbir haber alamadıklarını söyledi. Eşi, siyasetçi Gulam Ali Haddad Adil ise Temmuz ayında İran basınına, güvenlik gerekçesiyle Hamaney’in kimseyle temas kurmadığını ancak “Allah’ın izniyle sağlıklı olduğunu” belirtti.

Kayıp liderle ilgili yapılan az sayıdaki açıklama, tartışmayı daha da körükledi. Anlaşma imzalandıktan sonra kendi adına yayımlanan bir açıklamada, başkan ve Milli Güvenlik Konseyi çoğunluğu tarafından onaylandığı için anlaşmayı kabul ettiği, ancak “ilkesel olarak” farklı bir görüşe sahip olduğu belirtildi. Bu “ilkesel olarak” ifadesi, sert kanat tarafından anlaşmaya saldırmak için defalarca kullanıldı.

Mayıs ayında Pezeşkiyan, Hamaney ile görüştüğünü açıklamış ancak ne zaman ve nerede olduğunu belirtmemişti. İki İranlı yetkili ve bir eski yetkiliye göre, bu görüşmenin koşulları oldukça tuhaftı: Pezeşkiyan’ı camları karartılmış bir ambulansla dolaştırdılar, bu sırada güvenli bir video bağlantısı kuruldu. Ekranda beliren ve Hamaney’in sözcüsü olduğunu söyleyen bir kişi, iki adam arasında mesaj taşıdı. Pezeşkiyan, yakın bir müttefikine gerçekten dini liderle mi konuştuğundan emin olmadığını itiraf etti.

Geçen ay Pezeşkiyan ikinci bir görüşme daha yapıldığını ve bunun yedi saat sürdüğünü açıkladı. Devlet televizyonuna “Ülkenin karşı karşıya olduğu bütün konuları konuştuk” diyerek geçim sıkıntısı, işsizlik, yaptırımlar, birlik ve savaş döneminde dayanıklılığı saydı; ancak görüşmenin koşullarını ya da Hamaney’in ne söylediğini açıklamadı.

Savaş planı

Haftalardır İran’ı yöneten siyasi liderler ve generaller, ABD ile çıkmazı aşmak için iki seçeneği tartışıyor: müzakereye dönüş ya da Amerikan hedeflerine, özellikle deniz kuvvetlerine yönelik saldırıları artırıp Amerikan askerlerini hedef alarak küresel petrol fiyatlarını yükseltmeyi amaçlayan bir tırmanış.

Her iki seçeneğin de amacı, ticareti felç eden ve petrol satışlarını sıfıra indiren, İran’ın güney limanlarına yönelik Amerikan deniz ablukasını sona erdirmek. İran ekonomisi hızla kötüleşiyor; para birimi günden güne değer kaybediyor, enflasyon tırmanıyor, hükümet nakit açığıyla boğuşuyor.

Devrim Muhafızları’nın Hava-Uzay Kuvvetleri komutanı Tuğgeneral Seyyid Macid Musevi başta olmak üzere sert kanat generaller, çatışmadan yana tavır koydu. Generaller Milli Güvenlik Konseyi’ne, İran ile Yemen’deki Husiler ve Irak’taki silahlı Şii gruplar dahil müttefik milislerin saldırılarını yoğunlaştıracağı, bölgesel petrol tesislerini de hedef alarak savaşın kapsamını genişletip ABD ve müttefikleri için maliyeti artıracağı ayrıntılı bir savaş planı hazırladıklarını bildirdi.

Pezeşkiyan ve Meclis Başkanı, aynı zamanda ABD ile başmüzakereci olan General Muhammed Bakır Kalibaf, savaş planının ülkeyi daha şiddetli Amerikan hava saldırılarına ve daha ağır ekonomik baskıya sürükleyerek bir uçuruma çekebileceği uyarısında bulunan yetkililer arasındaydı.

Ancak geçen cumartesi itibarıyla sert kanat üstünlüğü ele geçirmiş durumda. General Kalibaf’ın baş danışmanı Mehdi Muhammedi, “İran ile ABD arasındaki savaş tırmanış aşamasına girdi” dedi.

Kaynak: The New York Times

Yazıyı beğendiysen, patronumuz olur musun?

Evet, çok ciddi bir teklif bu. Patronumuz yok. Sahibimiz kar amacı gütmeyen bir dernek. Bizi okuyorsan, memnunsan ve devam etmesini istiyorsan, artık boş olan patron koltuğuna geçmen lazım.

Serbestiyet; Türkiye'nin gri alanı. Siyah ve beyazlar içinde bu gri alanı korumalıyız. Herkese bir gün gri alanlar lazım olur.

Bu Sayfayı Paylaşın