Ana SayfaHaberlerFatih mi Üsküdar mı?

Fatih mi Üsküdar mı?

İstanbul’da İslami yaşam biçiminin tarihsel olarak en belirgin biçimde yaşandığı iki ilçenin Fatih ve Üsküdar olduğu genel kabul gören bir görüş. Peki, bu ikisinden hangisi daha ‘önemli’ ve bugün bu ilçelerdeki yaşam ne ölçüde değişti? Independent Türkçe’den Cihat Arpacık Hem Üsküdar'da hem de Fatih'te bu sorunun peşine düştü, iki ilçenin İslami ‘abi’leriyle konuşarak sorusuna cevap aradı.

İslamcı ve muhafazakâr gençler ara sıra sosyal medyada Fatih İslamcılığı ile Üsküdar İslamcılığını kıyaslıyor.

Üsküdar İslamcılarının Fatihlilerle, Fatih İslamcılarının ise Üsküdarlılarla atışmalarına tanık oluyor insanlar.  

Üsküdar İslamcılığı nedir, Fatih İslamcılığı ne yana düşer?
Arada baskın bir ideolojik fark elbette yok, tartışma tabii ki “kavga” boyutunda değil.

İki ilçe arasında bir “gerginlik” de bulunmuyor. Nüanslar dışarıdan bakana çok da belirli gelmiyor.

Peki arada ne fark var? Hâlâ bir Fatih ya da Üsküdar İslamcılığından bahsetmek mümkün mü?

Hem Üsküdar’da hem de Fatih’te bu sorunun peşine düştük.

Üsküdar İslamcılığının kalesi: Çınaraltı

Araştırmacı Muhammed İkbal Köseoğlu, “Üsküdar İslamcılığının”, bir dönem faaliyet gösteren Çınaraltı Çay Bahçesi’yle özdeşleştiğini anlattı:

“Belediye orayı yıktı. Yerine Kız Kulesi desenli bir tür süs havuzu yaptı. Oranın bir hareketliliği vardı. Üniversite öğrencilerinin, kimi yazarların-çizerlerin oturduğu bir yerdi. Öğrenciler yazarlarla hasbihal etme imkânına sahip olabiliyorlardı. Müthiş hareketli bir ortamdı. Birkaç nesil yetişti oradan. Şimdi Çınaraltı yok, çünkü Çınaraltı’yla özdeşleşmiş, Üsküdar’ı bilenlerin bileceği Feysel (Ulutaş) abimiz yok artık. Allah rahmet eylesin, kanserde kaybettik Feysel abiyi. ‘Üsküdar İslamcılığı’ diyeceksek eğer, Çınaraltı, sabahlara kadar oturulan, çevredeki bütün fakültelerdeki öğrencilerin suyunu, çayını içtiği, mutlaka oradan bir şey aldığı ortamdı.”

Muhammet İkbal Köseoğlu / Fotoğraf: Independent Türkçe.

Kimi dinden çıktı, kimi ekmeğinin peşinde

Üsküdar’da eş zamanlı açılan başka kafelere değinen Köseoğlu, oraları Çınaraltı ile şöyle karşılaştırdı:

“Çınaraltı daha samimi sohbetlerin yapıldığı, daha dini, İslami içeriklerin konuşulduğu ortamlarken o kafeler İslami camiadan ‘entel dantel’ arkadaşların ‘entel dantel’ abilerle takıldıkları yerlerdi. Şimdi o ‘entel dantel’ abilerin bir kısmı dinden çıktı. Onlarla takılan o entel dantel gençler de belli bir köşede ekmeğinin peşinde. Aradıkları oydu, aradıklarına erdiler…”

Çınaraltı müdavimleri ile diğer kafelere gidip gelen İslamcıların zaman zaman bir araya geldiğini de söyleyen Köseoğlu, bu anlarda “ilginç” durumların yaşandığını belirtti.

“Taraflar birbiriyle kesiştiği zaman çok hoş sahneler ortaya çıkıyordu. Bizim camianın gençleri olan o ‘entel dantel’ kardeşlerimiz bu tarafa uğrayıp oturuyor, seninle muhabbet ediyor. Ayetler, hadisler, devlet yıkılıyor, devlet kuruluyor… Sonra ezan okunuyor, birileri namaza gidiyor. Kendilerini garip hissediyorlardı. Bu taraftan da oraya gidildiğinde orada da farklı bir durum oluyordu. Felsefi aforizmaların paylaşıldığı, onların konuşulduğu, harem-selamlığın olmadığı, kızlı-erkekli karışık oturulan bir ortam… ‘Bu hangi kitap, ben bu kitabı bilmiyorum, okusaydık keşke o kitabı da iki cümle de biz söyleyebilseydik’ psikolojisine giriyordu arkadaşlar.”

İsmi Üsküdar’la birlikte anılan Kız Kulesi Fotoğraf: AA

Kafelerde İslamcılık olmuyormuş

Gelinen noktada “İmkânlar artınca, insanlar parayı da vurunca, süreç içerisinde artık bir zamanların ironiyle yaklaşılan, eleştirilen, ‘devlet yıkıp devlet kuruyorlar’ dediğimiz insanların büyük çoğunluğu devlet oldular devletin kendisi oldular. En azından böyle iddia ediyorlar” diyen Köseoğlu, şunları ekledi:

“Ama her halükârda o zamanki samimiyet yok. Bence kırılma noktası çay ocaklarından, çay bahçelerinden kafelere geçme süreciyle başladı. Kafede İslamcılık olmuyormuş. İnsanlar makamına, mevkiine, geleceğine, finansına, yatırımına, birikimine eğilmeye başladı. Ben artık ideolojik olarak çok cenah farkı da kaldığını düşünmüyorum. Bence hemen hemen her cenahın masasında yatırım enstrümanları, kripto paralar falan konuşuluyor.”

Merkez Fatih’tir

Üsküdarlı Köseoğlu, İstanbul İslamcılığının merkezinin Fatih olduğu görüşünde. Ama şimdi Fatih’teki masalarla Üsküdar’daki masalar arasında değişen bir şey olmadığını düşünüyor: “Voliyi vuran beraber vurdu, dipte yüzen bence yine dipte yüzüyor. Tercihler neye göre şekillendiyse ona göre bir sonuç oluştu.”

Fatih’i de iyi bilen Köseoğlu, bir zamanların “Duvar Dibi” ile “At Pazarı” hikâyesini çıkartan sosyolojinin aynı nitelendirilemeyeceğini, “Bugün Duvar Dibi de o duvar dibi değil. Toptan bir değişim ve dönüşüm söz konusu. Ortak noktaları şu ama: İki tarafın mekânlarının bilinirliliğini artık Instagram’da ne kadar ‘like’ aldığı belirliyor. Eskiden bu belirlemiyordu. Eskiden kimler takılıyor oraya, orada kiminle sohbet edebiliriz, kiminle konuşabiliriz…” sözleriyle anlattı. 

Artık insanlar bireysel besleniyor

Doğma büyüme Fatihli araştırmacı-yazar Osman Atalay da 2000 yılından sonra Türkiye genelinde muhafazakâr ve dindar fikir, düşünce çevrelerinde, vakıf ve derneklerde sosyal değişim yaşandığını vurguladı. 

“Yani sosyoloji aslında değişti” diyen Atalay, “Her şeyden önce o küreselliği bir kenara bırakın, bir kere dijital bir devrim yaşanıyor. Artık kanaat önderleri, ilahiyatçı hocalar, insanlar vakıf merkezlerinde, camide, ev sohbetlerinde ya da panellerde değil YouTube, Facebook, Twitter, WhatsApp gruplarında bir araya geliyorlar. Çok farklı, bireysel olarak besleniyorlar” ifadelerini kullandı.

İsmailağa, İskenderpaşa cemaatlerinin ve Karagümrük’teki Cerrahi Tekkesi’nin Fatih’i ve Fatihlileri “manevi olarak beslediğine” değinen Atalay, fotoğrafa 1979 İran İslam Devrimi ile farklı tonların eklenmeye başladığını belirtti.

O dönem, Milli Selamet Partisi’nin (MSP) gençlik kolları olan Fatih Akıncıları’nın kritik bir rol üstlendiğini söyleyen Atalay, “Fatih Akıncıları’nın dinamik bir tarafı vardı. Merkez her zaman Fatih oluyor. Anadolu’dan İstanbul’a okumaya gelen, dindar kesimin gelip kaldığı yer Fatih Camii’nin sağ ve sol iki tarafında bulunan öğrenci yurtlarıydı. İstanbul’da muhtelif yurtlarda kalan öğrenciler haliyle kendilerini buralarda ancak besleyebiliyorlardı” dedi.

Fatih İslamcılarının sembol ismi Metin Yüksel, 1970’lerin karışıklığında Fatih Camii’nde vuruldu / Fotoğraf: Arşiv

Enerjinin kaynağı muhalefette olmaktı

Hasan El Benna, Said Havva, Fethiye Yeken, Seyid Kutub ve Ali Şeriati’nin kitaplarının o dönem gençler arasında çok popüler olduğunu hatırlatan Atalay, “Fatih muhafazakârlığı ve Fatih İslamcılığı özgündü, heyecanlıydı, sosyal ve siyasi değişimlere duyarlıydı, hem Türkiye’deki hem Türkiye dışındaki olaylara tepki gösteriyor, fikir tartışmalarını çok hızlı bir şekilde Türkiye gündemine alıp yorumlayabiliyordu. Kültürel birikimi çok güçlüydü. Bu enerjiyi tabii muhalefet olmak getiriyordu. Dünyanın her yerinde muhalif olmanın bir avantajı vardır. Kendinizi sürekli dinamik tutarsınız, sürekli eleştirel bakarsınız. Ama iktidar olduğunuzda, iktidar bambaşka bir şeydir. Oradaki reflekslerinizle anatomi değişiyor aslında. Çünkü iktidarsınız, orada başka bir düzleme geçiyorsunuz aslında” değerlendirmesinde bulundu.

Osman Atalay / Fotoğraf: Independent Türkçe.

Fatihliler Üsküdar ya da Başakşehir’e göç etti, boşalan evlere göçmenler yerleşti

1983 yılında Ferhan Şensoy’un bir oyununu izlediğini aktaran Atalay, Şensoy’un “Ben Fatih’e gidemiyorum, Fatih laik olmayınca” repliğiyle birlikte salondan alkışlar yükseldiğini anımsıyor: “Öyle bir bakış vardı Fatih’e. Tabii bugün hiçbir tiyatro salonunda bu söz yok. O İslamcılığın, dindarlığın kurumlarında, vakıflarında, derneklerinde homojen bir duruş vardı. Eleştiriler ya da talepler hep homojendi. Bugün Fatihliler de Üsküdar ya da Başakşehir’e göç etti. Onların boşalttığı eski ve ucuz evlere Afrika, Mısır, Suriye gibi ülkelerden gelen göçmenler yerleşti. Türkiye’nin zorunlu göç ile kentlerde sıkışan İslamcı radikal kanadı, ekonominin hızlı büyümesi ile birlikte obezleşen sosyololoji karşısında yaşadığı travmayı henüz atlatabilmiş değil. AK Parti iktidarı, İslamcı düşüncenin beslendiği tarikat, vakıf ve dernekleri merkeze taşırken, Fatih İslamcılığı Başakşehir muhafazakârlığı ile Üsküdar muhafazakârlığında dinlenmeyi tercih ediyor” şeklinde konuştu.

Fatih, daha kimlik eksenli bir İslamcılık yaptı

Gazeteci-Yazar Bülent Şahin Erdeğer, İslamcılık kelimesiyle “İslami yaşam tarzı kaygısı” ve “dindar kesimlerin” kast edildiğini vurguluyor.

“Fatih İslamcılığı” tanımının daha ideolojik ve kimlik eksenli olduğunu söyleyen Erdeğer, “Fatih, kitapçıların, dergi merkezlerinin, vakıf ve derneklerin yoğun olduğu yerdir. Bu açıdan Fatih İslamcılığı düşünce merkezliliği temsil eder. ‘Üsküdar İslamcılığı’ ise daha ‘romantizm’ eksenli, duygusal, kültürel nostaljiyi anımsatır bize. Dikkat ederseniz Üsküdar’da kitapçı yok denecek azdır. Pek çok köşesi kafelerden, Kız Kulesi’nden, geniş bir meydandan ve tarihi camilerden oluşur” diye konuştu. 

Bülent Şahin Erdeğer.


“Fatih’e okumaya, Üsküdar’a çay içmeye gidilir”

İslamcıların Fatih’e genellikle eğitime, okumaya ve konferansa, Üsküdar’a ise gezmeye, çay-kahve içmeye gittiklerini dile getiren Erdeğer, şunları kaydetti:

“Hâlâ bir Fatih İslamcılığından bahsetmek, zayıflasa da elbette mümkün. 28 Şubat süreci ve 2010’lara kadar aktif bir İslami ortam mevcutken sonrasında bir rehavet çöktü Fatih’e. Ayrıca semtin demografisi ve kültürel dokusu da Suriyeli muhacirlerin gelişi sonrası değişim geçirdi. AK Parti’nin 15 Temmuz sonrası geldiği milliyetçi ortam Fatih’i de etkiledi tabii. Ama halen İslamcı dergiler, kitabevleri, STK’lar faaliyetteler. Ayrıca Üsküdar’a nazaran kafe, lokanta kültürü de daha aktif. At Pazarı, Duvar Dibi ve Kadınlar Pazarı bu açıdan aktif.”

- Advertisment -