ANALİZ | İktidarın sopası RTÜK bir eşiği daha atladı

Tam bir şecaat arz ederken sirkatin söyleme durumu: RTÜK, Avrupa Birliği’nden kuruma gelecek 3,6 milyon avroluk fonu neden askıya aldığını izaha çalışırken, fonun hangi amaçla talep edildiğini de açıkladı: “Yerli ve milli medyanın yalan haber ve dezenformasyonla mücadelesi için…” RTÜK, yayınları ayrımcılık yapmadan düzenleme görevi olan bir devlet kurumu değil miydi?

Bir süre önce, yabancı kuruluşlardan fon alarak çalışmalarını yürüten bazı medya ve sivil toplum örgütlerine yönelik sistematik bir karalama kampanyası başlatıldı. Aleni, şeffaf ve devletin mali denetimi altında yürüyen bir süreçle fon edinen kuruluşlar, aniden gizli kapaklı işler yapan, beşinci kol faaliyeti yürüten ve devlete düşmanlık eden yapılar olarak kodlandılar ve yaylım ateşine tutuldular.

Hedef tahtasına konan medya ve sivil toplum kuruluşlarının ortak özelliği, iktidara mesafeli durmaları ve muhalif bir tavra sahip olmalarıydı. Bu bilgi, yapılan işin gayesinin çok sarih bir şekilde anlaşılmasını sağlıyordu. İktidar medyası, kendinden bekleneni yerine getiremiyordu. Devletin bütün imkânları ayaklarının altına serilmesine rağmen, bir türlü istenen “verim” onlardan alınamıyordu.  

Buna mukabil, bağımsız yayın yapmaya çalışan medya organları, çok sınırlı olanaklarla çok iyi iş çıkarıyorlardı. İnsanlar bu organlara daha fazla kulak kabartıyor, bu platformlarda söylenenlerin toplum üzerindeki tesiri daha fazla oluyordu. Öyle ki, halkın ikna edilmesi gereken bir vaziyet olduğunda, iktidar temsilcileri bile sürekli “padişahım çok yaşa” diyen “kendi” medyaları yerine, daha objektif yayın yaptıkları düşünülen medya kuruluşlarına yöneliyorlardı.

İktidar kendisine rahatsızlık veren bu halden kurtulmanın çaresini, yurt dışından aldıkları kaynaklarla yayın yapan kuruluşların üzerine gitmekte buldu. Bu kuruluşların elini ayağını bağlamak için bir taraftan yoğun bir propaganda kampanyasına girişti, diğer taraftan da yasal hazırlıklara başladı. Mademki, onca yatırıma rağmen kendi medyasından arzuladığı neticeyi alamıyordu, o vakit yapılması gereken diğerlerinin sesini kısmaktı.

Muhalif sesleri bastırmada, her zaman odluğu gibi, RTÜK çok heveskârdı. Fon meselesi gündeme geldiğinde tartışmaya balıklama atladı. “Olası bir milli güvenlik sorununa yol açabileceği gerçeğinden hareket ederek” fon alan kuruluşların yayınlarının titizlikle takip edildiğini belirtti. Yani RTÜK’e göre, fon alanlar potansiyel suçlulardı, bunlar ülkenin bekasını tehlikeye sokabilirlerdi ve bu nedenle bunlara göz açtırılmamalıydı.

Fakat çok geçmedi, fon alanları bir “ulusal güvenlik problemi” olarak damgalayan RTÜK’ün de fon aldığı meydana çıktı. Hem de öyle az buz bir fon değil, 3,6 milyon avro! Bir yandan şeytan taşlar gibi fon alanları taşla, diğer yandan kendin için ballı bir fona başvur! Başkasına haram kıldığını kendine helal kıl! Başkası için affedilmez bir günah saydığını, kendine büyük bir sevap olarak yaz!

İzahı zor bir durum, bilhassa ahlaki açıdan. Nitekim RTÜK de, tabiri caizse “suç” üstünde yakalanınca bir açıklama yaptı. Fon aldığını inkâr etmedi ama “yerli ve milli medyanın yalan haber ve dezenformasyonla mücadelesinde” kullanılmak üzere almaya hazırlandığı fonu askıya aldığını belirtti.

Evlere şenlik bu açıklama iki açıdan değerlendirilebilir: Birincisi, her yönüyle absürd bir tablonun varlığını gözler önüne seriyor. Açık bir biçimde fon kullananları doğrudan veya dolaylı olarak “casusluk”, “beşinci kol faaliyeti” ile suçlamak absürd! Fon alanları “ihanet”le suçlarken gidip fona başvurmak absürd! Fon aldığı ortaya çıktığında, bu kez tükürdüğünü yalamamak için, kazandığı fonu kullanmaktan vazgeçmek absürd Hülasa bir absürdlükler silsilesi…

İkincisi, RTÜK kendi ağzından medya kuruluşlarını “yerli/milli olanlar” ve “yerli/milli olmayanlar” olarak ikiye ayırdığını ifade ediyor. Oysa RTÜK’ün vazifesi, ülkedeki yayıncılığın düzgün bir şekilde işlemesi için gerekli düzenlemeleri yapmaktır. Ve RTÜK, demokrasi için son derece hayati bir işlevi olan bu vazifesini, tarafsızlıkla yerine getirmek mecburiyetindedir.

Ama RTÜK kendisine çizilmiş bu hukuki çerçevenin dışına çıkıyor ve medyayı kendi kafasına göre tefrik ediyor: Yerli ve milli gördüklerine her türlü desteği vereceğini, bu sıfata layık (!) bulmadıklarının ise başından sopayı eksik etmeyeceğini ilan ediyor.

Yerli ve milli olmanın ölçütü ise bellidir; her hal ve şart altında iktidarı savunmak. RTÜK’e göre, iktidarın eylemi ve söylemi hem doğrudur hem de yerli ve millidir. Bunun aksi düşünülemez; iktidarın söylediğine ters bir laf etmek ise, hem yanlışın arkasında durmak hem de yerli ve milli sınırları terk etmek anlamına gelir.

Dolayısıyla sizin yerli ve milliliğinizi belirleyecek olan da iktidara yönelik tavrınız ve duruşunuzdur. İktidarı yücelttiğiniz nispette yerli ve milli kabul edilir ve ödüllendirilirsiniz. İktidara hoş olmayan bir nazarla bakma cüreti gösterdiğinizde ise, yerli ve milli olmadığınız için en ağır cezaları hak edersiniz.    

Evet, uzunca bir süredir RTÜK’ün kendini kamu adına yayınları düzenleyen bir kuruluştan ziyade bir iktidar sopası olarak konumlandırdığını biliyoruz. Fakat yine de, sözüm ona bir “kamu” kuruluşunun bu denli kendini iktidarla özdeşleştirmesi ve tarafgir bir dil kullanması, yeni bir eşiği işaret ediyor.

Önceki İçerikTaliban’ı öbür gruplardan ayıran özgün dini ve kültürel alt yapısı
Sonraki İçerik“Dış” korkusu (14) Osmanlı’da eşcinsellik yokmuş (Batı’dan mı gelmiş acaba?)