ÖZEL HABER | Devlet korosu sanatçısı Kerbela için mersiye okudu, Caferiler bölündü

Türkiye’deki Caferiler Kerbela için Çanakakale Şehitliği’nde düzenlenen anmada devlet korosunun kadın sanatçısının saçlarının yarısı açık olarak mersiye okumasını tartışıyor. Taraflarını en büyük iki Caferi grup Zeynebiye ve Kevser’in oluşturduğu tartışmanın arka planında ise Karabağ Savaşı ile başlamış İran merkezli bir mücadele yatıyor. Zeynebiye grubu savaşta Azerbaycan’a ve Türkiye’ye açık destek verirken, Kevser grubu Ermenistan’ın yanında yer alan İran’ı desteklemiş, Zeynebiye’yi milliyetçilikle suçlamıştı. İran ve İslamcılık üzerine çalışmaları bulunan Hitit Üniversitesi Uluslararası İlişkiler Bölümü öğretim üyesi Dr. Nail Elhan, Türkiye'deki Caferi gruplar arasındaki tartışmaları Serbestiyet'e anlattı.

Selahattin Özgündüz’ün liderliğindeki Caferi Zeynebiye grubu 31 Temmuz’da Çanakkale’de Kerbela Şehitleri anması düzenledi. Anmada devlet korosu sanatçılarından Neşe Demir mersiye okudu. Demir’in hem kadın olması hem de başını tam örtmeden mersiye okumasına Kevser grubu adı verilen başka bir Caferi gruptan tepkiler geldi. Özgündüz eleştirilere sert bir cevap verdi ve tartışma büyüdü. 

Türkiye’deki Caferi cemaatinin en büyük grubu Zeynebiye. Zeynebiye diğer Caferi gruplara göre daha milliyetçi ve Türkçü. Bu yılki Kerbela anması için Çanakkale şehitliğine ziyarete gitmeleri de bu siyasi eğilimi yansıtıyor. 

Azerbaycan ile Ermenistan arasındaki Karabağ savaşında Zeynebiye grubu Lideri Selahattin Özgündüz’ün tutumu da diğer gruplarla arasında tartışmaya yol açmıştı. Özgündüz ve onu müctehid, lider olarak kabul edenler Azerbaycan’ın yanında tavır aldı. Azerbaycan’ın İsrail tarafından desteklenmesi nedeniyle bazı İrancı Caferi gruplar, Özgündüz ve cemaatini uzun bir süre İsrail işbirlikçisi olmakla suçladı, eleştirdi. İran, Karabağ savaşında Ermenistan’a yakın bir tavır almıştı. 

Kevser ve Zeynebiye grupları arasında yaşanan tartışmalar Selahattin Özgündüz’ün liderliğinin sorgulanmasına neden oldu. 

İran ve İslamcılık üzerine çalışmaları bulunan Hitit Üniversitesi Uluslararası İlişkiler Bölümü öğretim üyesi Dr. Nail Elhan, Türkiye’deki Caferi gruplar arasında hâlihazırda yaşanan sorunları Serbestiyet’e anlattı. Dr. Nail Elhan, bu tartışmaların bir süredir Türkiye Caferileri arasında Türkiye Caferiliğinin liderliği, Türklük merkezli milliyetçilik ve İran’a göre konumlanış gibi dinamikler üzerinden yürüdüğünü söylüyor.

Çanakkale’de düzenlenen Caferi anmasında mersiye okuyan Neşe Demir.

Çanakkale’de düzenlenen Kerbela anması.

“Mesele, Türkiye Caferilerinin liderliği”

Dört büyük gruptan bahsedebiliriz ve bunlardan ikisi çok önemli. Birincisi Zeynebiye. Başlarında Selahattin Özgündüz var. Kendisini Türkiye Caferileri lideri olarak tanımlıyor. Özellikle İstanbul-Halkalı’da bulunuyorlar. Caferi Alimler Birliği, Zehra Ana gibi kurumların etrafında örgütlenmiş bir grup. Kars ve Iğdırlı Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlarından oluşuyor ve Türkler. İkinci grup Kevser grubu. Kevser Vakfı, Kevser Yayınevi ve Ehlibeyt Alimleri Derneği gibi kurumlar etrafında örgütlendiğini söyleyebiliriz ve grubunun başında Kadir Akaras bulunuyor. Üçüncü büyük grup, Alulbeyt. Büyük oranda Irak’ta bulunan Ayetullah Ali Sistani’ye bağlı olan, onu taklit mercii olarak kabul eden bir Şii grup. Dördüncü ise aslen Şii olmayıp, sonradan Şiileşmiş Alevilerden oluşuyor, aralarında Sünniler de var. Bu grupların büyük kısmı Zeynebiye’den çok Kevser grubuyla ilişki içerisinde. Özellikle sonradan Şii olanlar yakın ilişki kuruyorlar. Bu dört grubun arasında da belli farklılıklar var.

“İran’ı algılayış ve buna bağlı olarak ortaya çıkan bir rekabet”

Caferi gruplar arasındaki meselenin temel aktörleri ilk iki grup. Yani Zeynebiye ve Kevser grupları. Bu iki grubu ayrıştıran üç temel nokta var: İki grup da büyük oranda Iğdır ve Karslılardan oluşuyor. İki grubun da ileri gelenleri ile görüştüm. İki grup ve liderleri doğrudan birbirleri aleyhinde konuşmuyor. Bu iki grup da İstanbul’da; ama Kars ve Iğdır’a gidip bu gruplara bağlı kişilerle görüştüğümde kavganın daha derin ve ciddi şekilde yürütüldüğünü gözlemledim. Birincisi milliyetçilik etrafında oluşan Türkçülük. İkincisi Türkiye Caferilerinin liderliği meselesi. Üçüncüsü, İran’ı algılayış ve buna bağlı olarak ortaya çıkan bir rekabet. Bunları tamamen dışarıdan bir gözle sınıflandırdım. İran konusu Türkiye’de aşırı siyasallaşmış bir mevzuya denk geldiği için bu gruplara karşı bir önyargı da söz konusu. Bu da bu insanları marjinalize edebiliyor. Mesela, Şii iseniz İran’a bağlısınızdır gibi. Ama bunlar bizim vatandaşlarımız, bu pozisyona sokulmamaları lazım. İran’da Hamaney’in dini ve siyasi bir konumu var ve bunları birbirinden ayırmak çok zor. Onlar da bunun etkilerini yaşıyorlar.

“Özgündüz bir programda, bu tartışmayı açanlara ‘Mal ve öküz’ dedi”

Zeynebiye grubu Azerbaycan’a daha yakın. Etnik olarak Türklük mefhumu bu grup için çok daha ön planda. Kevser grubu için ümmetçiliğin daha ön planda olduğunu gözlemliyorum. Özgündüz, Caferilerin lideri titrini her yerde kullanıyor. Bunu Kevser’in de dahil olduğu diğer gruplara sorduğumda ‘Bizim bağlı olduğumuz farklı müçtehidler var’ gibi politik cevaplar veriyorlar. Alttan alta Özgündüz’ün liderliğine karşı çıkılıyor. Bunun en açık ifadesi, son günlerde yaşanan mevzu oldu. ‘Özgündüz, bizim liderimiz değil’ dediler. Doğrudan bir bayrak açıldı, karşı çıkış yaşandı. İran’a yakınlık meselesi, hangi grubun daha yerli-milli, daha İrancı tartışması. Bu iki gruba İran hakkında ne düşündüklerini sorsanız, olumsuz konuşmazlar. Çünkü Şiiliğin merkezi İran. Ama Kevser grubu İran’a karşı daha sıcak. Diğer taraftan Zeynebiye’yi, yani Özgündüz grubunu Azerbaycan’a daha yakın görüyorum. Daha Türkçü bir yerde duruyor. İran onlar için de önemli ama Kevser grubu kadar yakın değiller. Bu son kavga, üç ayrılığı da perçinleyecek bir şekilde ortaya çıktı. Aslında bu ilk çekişme değil. Geçen sene Pendik’te yaşanan Yayalar Camii meselesi var. Bu meselede gruplardan biri caminin açılması için uğraşıyor. Bir grup yönetimi ele geçirmeye çalışıyor. Diğer grup Diyanet’in imam atamasını istiyor ve atanıyor. Normalde Caferi camilerine Diyanet atama yapmıyor. Tamamen bağımsız ve imamlarını kendileri atıyorlar. Maaşlar cemaat içerisinde hallediliyor. Özgündüz, bu konuda yaptığı açıklamada bu çatışmanın sonlandırılması için hakemlik ricasında bulundu. Ama sonradan bu halının altına süpürüldü. Fakat son tartışma böyle değil. Çok aleni bir şekilde oldu bu. 31 Temmuz’da Selahattin Özgündüz ve Zeynebiye grubu Muharrem ayının gelmesiyle Çanakkale’ye şehitliği ziyarete gidiyorlar. Oraya gitmeleri de aslında bu grubun etnik ve ideolojik olarak konumlandıkları yer ile ilgili ipuçları veriyor. Çanakkale Şehitliğinde Kerbela şehitlerini anıyorlar ve Kültür ve Turizm Bakanlığından gelen sanatçı bir kadın başı açık bir şekilde mersiye okuyor. Belirli bir kısım buna karşı çıktı. ‘Bu dine uygun değil’ diyerek. Özgündüz bir programda, bu tartışmayı açanlara ‘Mal ve öküz’ dedi. Bu sözleri de büyük tepki aldı. Bu tartışmalar üzerinden Özgündüz’ün liderliği konuşulmaya başladı.

“Bu tartışma daha da uzayacak gibi duruyor”

Daha önce Özgündüz’ün Karabağ meselesinde söylediği cümleleri dolaşıma soktular. Özgündüz’ün İsrail yanlısı olduğuna getirdiler lafı. Karabağ savaşında İsrail’in Azerbaycan’a yardım ettiği söyleniyordu. Özgündüz grubu, Karabağ savaşında Azerilerin yanında durunca eleştiriler geldi. İran, İsrail’i devlet olarak kabul etmiyor. Hamaney’e bağlı ve onu taklit mercii olarak kabul eden Şiiler de böyle düşünüyor. Özgündüz, bir videosunda bu eleştirilere şöyle cevap vermiş: ‘Bizim ihtiyaçlarımızı gideren, sağlayan devletin kim olduğu önemli değil.’ Özgündüz’ün bu konuşması pragmatik bir tavır. Karşı tarafa da şöyle demiş oluyor aslında: ‘Suriye’de ya da farklı bir yerde Hizbullah, Rusya ile işbirliği yapıyor.’ Çatışmalar gün yüzüne çıkınca bu söylemleri de dolaşıma soktular. Bu tartışma daha uzayacak gibi duruyor.

“Iğdır ve Kars’ta Kürt nüfusa karşı bir denge unsuru olarak görülmenin dışında birer vatandaş olduklarını da hatırlamak lazım”

Bu arada Türkiye’de Caferi grupların çok tanınmadığını, tanınanlarınsa İran ile birlikte anıldıklarını, beşinci kol faaliyetleri içerisinde gösterildiklerini söylemek lazım. Buna gerekçe olarak da İran ile ilişkileri gerekçe gösteriliyor. Kaçırılan nokta ise İran’ın Şiiliğin merkezi olma iddiasında bulunması. Ne yapsın bu insanlar? Türkiye’de dinlerini öğrenecek yerlerin olmadığını ve mecburen çocuklarını İran’a göndermek zorunda olduklarını söylüyorlar. Bence bunlara da kulak verilmeli. Özellikle Iğdır ve Kars’ta Kürt nüfusa karşı bir denge unsuru olarak görülmenin dışında birer vatandaş olduklarını da hatırlamak lazım.