Ana SayfaManşetAkşener’in büyük oyunu

Akşener’in büyük oyunu

Akşener’e olan ilgi ve desteğin daha da büyümesi Cumhurbaşkanlığı seçiminde Akşener’in kendisinin haricinde birine razı olmasını zorlaştırabilir. Kendi ismi üzerinde mutabık kalınmazsa, 2018’de olduğu gibi, her partinin kendi adayıyla seçime girmesinin yolunu açabilir. Bu yol ise gerek Milet İttifakı ve gerek Akşener için tehlikeler barındırır. Ezcümle Akşener’in oynadığı oyun büyük ama bir o kadar da riskli…

İYİ Parti, MHP içindeki iktidar mücadelesinden doğdu. Sarsılmaz olduğu düşünülen Devlet Bahçeli’ye karşı bayrak açan Meral Akşener, liderlik rekabetinde çok büyük bir mesafe kaydetti. Normal şartlar altında yapılacak bir yarışta Bahçeli’nin genel başkanlık koltuğunu kaptırma tehlikesinin büyümesi iktidarı harekete geçirdi. İktidar, hukuki ve fiili gücünü seferber ederek Bahçeli’yi, kelimenin tam anlamıyla koruması altına aldı. Bahçeli de devlet desteğiyle Akşener’i tasfiye etti.

MHP ile bağları kopan Akşener, İYİ Parti’yi kurdu. Başlangıçta birçok yorumcu, bu partinin başarılı olamayacağını düşünüyordu. MHP gibi köklü bir ideolojik partiden ayrılarak kurulan bir partinin, kısa vadede kendisini siyasetin odağına taşıyacak bir kitle desteğine erişemeyeceği kanaati yaygındı. Akşener’in farklı kesimlere seslenerek onlarla irtibat kurabilmesi, partisine bir çatı hüviyeti kazandırabilmesi ve buna denk düşen bir sosyolojiyle buluşabilmesi beklenmiyordu.

Lakin Akşener kendisinden beklenmeyeni yaptı. Daha partisini kuran belgelerin üzerindeki mürekkep kurumadan girdiği ilk seçimde, % 10’a varan bir oy aldı. Partiler arasındaki seçmen mobilizasyonunun asgari seviyede seyrettiği bir vasatta elde edilen bu netice, büyük bir başarıyı ifade ediyordu. Artık Türkiye siyasetinde, Akşener ve partisini göz ardı ederek bir hesap yapmanın imkânı kalmamıştı.

İYİ Parti’nin bu şekilde siyasette bir ağırlık merkezi haline gelmesinde en büyük pay, şüphesiz Akşener’in. Hatta, belki biraz abartmak pahasına, İYİ Parti’nin vardığı noktanın tek başına Akşener’in eseri olduğunu söylemek de mümkün. Zira onu bir tarafa koyduğunuzda, ortada bir partinin kalacağı çok şüpheli. Akşener’in kısa bir vakitte hatırı sayılır bir yol almasını sağlayan üç başat hususiyetinden bahsedilebilir:

Kararlı ve güçlü lider

İlki, Akşener’in muhalif kanattaki etkili lider boşluğunu doldurmasıdır. Liderlik özellikleri, halkın tercihlerinin şekillenmesinde en önemli faktörlerden biri. MetroPoll Stratejik ve Sosyal Araştırmalar Merkezi’nin, muhalefet partilerinin performansına odaklanan “Türkiye’nin Nabzı Şubat 2021” başlıklı araştırmasında, seçmenlerin oy davranışlarını en çok % 39 ile ekonomik şartların etkilediği belirtiliyor. Parti liderliği ise, % 22 ile ikinci sırada geliyor.

Akşener, bu meyanda, etkili bir liderlik ortaya koyuyor. Bahçeli’ye başkaldırdığı günden bu yana, cesur ve gözü pek bir aktör profili çiziyor. Siyasi alanı baskı altında tutmak ve muhaliflerin sesini kısmak isteyen Cumhur İttifak’ının liderlerine, anladıkları lisanla, mukabele ediyor. Suçlamalar karşısında geri adım atmıyor. Kendisini hedefe koyan ithamları (FETÖ’cü, kripto) anında cevaplıyor. Bel altı saldırıları ve itibar suikastlarını (eşini aldatma, nesebi gayri sahih çocuklar, Fosforlu Meral) doğrudan halka şikâyet ediyor. Minder dışına çıkanları mindere çekip karşılığını orada veriyor.

Akşener’in çizdiği bu kararlı ve güçlü lider portresi, arayış içinde olan seçmenlerin bir kısmını İYİ Parti’ye çekiyor. Bildiğinde ısrar eden, doğru olduğuna inandığı yoldan şaşmayan ve kendisine saldıran muktedirlere kafa tutan siyaset tarzı, gidişattan memnun olmayan ama malum nedenlerle seslerini çıkaramayan bazı kesimlerde karşılık buluyor.

Sokakta muhalefet

İkincisi, Akşener’in muhalefeti Meclis’te sınırlı tutmayıp sokağa indirmesi, halkla birebir temas kurmasıdır. Seçmenlerin temel istemlerinden biri, siyasetçilerin ulaşılabilir olmasıdır. İnsanlar kendilerinin ve ailelerinin hayatı ve geleceği hakkında karar verenlerle yüz yüze muhatap olmaya; sorunlarını, endişelerini, korkularını, beklentilerini ve umutlarını direkt onlara iletmeye büyük bir anlam atfederler. Halka, onun yanında olduğunu ve dertleriyle dertlendiğini hissettirme, bir partinin toplumla bütünleşmesinin ve başarıya ulaşmasının anahtarlarından biri.

MetroPoll verilerine göre, seçmen muhalefet partilerinin TV ve medya üzerinden siyaset yapmalarını doğru bulmuyor. Etkin bir muhalefet için siyasetçilerin sokağa çıkmasını, halka gitmesini, esnafla hemhal olmasını istiyor. Seçmenin % 66’sı, partilerin politikalarını aracı kullanmadan halka anlatmaları gerektiğini düşünüyor. Muhalefet seçmenlerinde bu oran % 70’in üzerine çıkıyor.   

Akşener, halktaki bu talebi en erken fark eden lider; her gün sokakları arşınlıyor. Siyaseti en yalın anlamıyla yapıyor; işçiyle, işsizle, ev kadınlarıyla, esnafla konuşuyor. Her hafta Meclis’te geniş toplumsal kesimlerin sorunlarını konu ediniyor ve kürsüsünü de bu sorundan mustarip olan bir temsilciye bırakıyor. Komplike meseleleri basit formüllere indirgiyor. Derdi de çareyi de halkın diline tercüme ediyor. Hislerine tercüman olduğu hissiyatı, Akşener isminin öne çıkmasını sağlıyor.

Geçiş üstünlüğü

Üçüncüsü, Akşener’in milliyetçiliğidir. Bugün Türkiye’de milliyetçi olmanın siyasetçilere sağladığı dört mühim avantaj var:

Bir, dozu farklı olsa da hemen her parti milliyetçiliği sahiplenir, milliyetçilik bir tür ortak payda olarak görülür. Dolayısıyla milliyetçiliğiyle maruf bir lider, her partinin tabanına hitap edebilecek bir dil kurmada, diğerlerine göre daha rahat bir konumda olur.

İki, bilhassa son beş yıldır içte ve dışta girilen türbülans milliyetçi duyguları daha da kabartıyor. Kendini milliyetçi olarak adlandıran partilerin tesir ve oy gücünü artırıyor. Seçmenlerin beşte birinin sandıkta milliyetçi partilere yönelmesi, doğrudan bu sahada hak sahibi olduğu iddiasını taşıyanların elini güçlendiriyor.

Üç, milliyetçilik kimliği, taşıyıcısı olan siyasetçiyi beli bir oranda koruyan bir işlev görüyor. Hem sahibini bazı menfi niyet okumalarından muaf tutuyor hem de sahibine yönelecek olan suçlamaların etkisini kırıyor. Misal, Cumhur İttifakı’na karşı duran herkese vurulan “bölücü”, “gayrı-milli” ya da “terör destekçisi” damgası Akşener’in sırtına da yapıştırılmaya çalışılıyor ama tutmuyor.

Ve dört, milliyetçilik devlet nezdinde de makbul kimlik addediliyor. Elbette milliyetçi bir isim de geçici olarak bir kenara konulabilir, yaptığı tercihlere bağlı olarak onunla ilişki belli bir düzeyin altında tutulabilir ve hatta bir dönem hedef tahtasına oturtulabilir. Fakat, nihayetinde, milliyetçiliği tescilli biri devlet için bir tehlike teşkil etmez, yarın-öbür gün iktidarda onun olması mutlak ve yapısal bir sorun gibi telakki edilmez.

Hülasa, milliyetçilik Türkiye siyasetinde “geçiş üstünlüğü” sağlayan bir kimliktir. Elbette Akşener bu kimlikte bazı revizyonlar yapıyor. Örneğin, MHP’nin tepkici-agresif siyasetine karşılık, Ali Bayramoğlu’nun deyimiyle “meşruiyetçi bir tutum” alıyor. (https://www.karar.com/yazarlar/ali-bayramoglu/hangi-siyasi-durus-galebe-calar-1588818). Keza hem sosyolojik değişimi hem de milliyetçi cenahtaki seküler damarı gözeterek, daha şehirli, nispeten daha yumuşak ve daha seküler bir siyasi çizgi tutturmaya çalışıyor.  

El yükseltmek

Kamuoyu araştırmaları Akşener’in hem geçiş üstünlüğünü hem de konjonktürel olarak doğan fırsatları iyi kullandığını ve puanını giderek yükselttiğini söylüyor. MetroPoll araştırmasında, AK Parti’ye karşı en başarılı muhalif lider “% 49 ile Akşener çıkıyor; yani Akşener’in kendi seçmen desteğinin üzerinde bir “başarılı lider” algısı var. Ortaya çıkan bu algı, birbiriyle bağlantılı iki sonuç üretebilir:

Biri, arkasına aldığı havaya yaslanarak Akşener’in daha büyük oynamasıdır. Akşener, adı konulmamış bir Cumhurbaşkanı adayı gibi davranıyor. Millet İttifakı’nın çizgilerine duyarlı davranıyor. Milliyetçileri rahatsız etmemek için azami gayret sarf ediyor. HDP’ye ve Kürt seçmenlerine dönük daha dikkatli bir dil kullanıyor. Tutturması kolay bir denge değil; bu da normal, zira kurulan oyunun büyüklüğü aktörleri ve ilişkileri artırıyor, denge kurmayı da zorlaştırıyor.

Diğeri ise, desteğinin artmasının, Akşener’in kendisinin haricinde birine razı olmasını zorlaştırmasıdır. Akşener, Millet İttifakı’na kendini dayatabilir; Cumhur İttifakı’na karşı birlikte hareket etmek için, kendi adaylığı dışındaki bütün seçeneklere kapıyı kapatabilir. Kendi ismi üzerinde mutabık kalınmazsa, 2018’de olduğu gibi, her partinin kendi adayıyla seçime girmesinin yolunu açabilir.

Bu yol ise gerek Milet İttifakı ve gerek Akşener için tehlikeler barındırır. Çünkü dağınıklık görüntüsü, bir taraftan muhalefetin iktidar alternatifi olma iddiasını aşındırır ve Millet İttifakı’nın Cumhur İttifakı karşısındaki şansını düşürür. Diğer taraftan ise, 2018’den sonra Cumhurbaşkanlığı seçiminde yaşanacak olan ikinci bir yenilgi, Akşener’in kariyerinde telafisi zor bir kırılma yaratır.

Ezcümle Akşener’in oynadığı oyun büyük ama bir o kadar da riskli… 

Perspektif, 30.03.2021

- Advertisment -