Beyaz maskeli siyah adam

 

Obama denildiğinde aklıma hep Gramsci’nin ezilen özne tarifi gelir. “Ezilen özne,” der Gramsci, “ikili bir bilinç taşır. Bir yanda boyun eğen bir bilinç, öbür yanda direnişe dönüşebilecek bir bilinç.”

 

Obama’da boyun eğen bilinci gördüm ama direnişe geçen bilinci hiçbir zaman göremedim.

 

Aslında kendisi hudut bölgesinde dolaştırılan ama öfkesi kolonileştirilen bir asiden başkası değildi.

 

                                                                     *          *          *

 

Obama başkan seçildiğinde herkes gibi ben de çok sevindim. Nihayet bir “ezilen,” bir “öteki,” “bir siyah” dünya gücünün başına geçmişti. Daha ne olsundu ki! “Artık dünyada yeni bir dönem başlayacak” diye düşündüm. “Amerika’nın dünya düzeni içindeki hoyrat, kaba, acımasız, hegemonyaya dayalı zorbalığı sone erecek” diye umutlandım.

 

Çok değil, göreve gelmesinin üzerinden bir yıl geçti. Bu süre Obama’yı hepimize sevdiren o sempatinin, o “güzel şeyler olacak” duygusunun paramparça olmasına yetti.

 

Çünkü Obama, Bush politikaları yüzünden; 11 Eylül sonrası uygulamaları yüzünden nefret objesi haline gelen ABD’ye tekrar itibar kazandırmaya çalışan projenin adıydı.

 

O artık Slits’in Typical Girls şarkısıydı: Tipik kız bir icattır, genç kadınlara satılan bir pazarlama mamasıdır.

 

                                                                     *          *          *

 

Obama mesaisinin ilk yıllarını Afganistan ve Irak’a ayırdı. Zaten başka bir seçeneği de yoktu. Çünkü Bush Obama’ya istikrarsız bir Afganistan, istikrarsız bir Irak bırakmıştı.

 

Afganistan’da Bush dönemi politikasının üzerine yeni bir şey ilave etmedi. Ülkeden asker çekeceğini vaat etti. Sözünü tutmadı. 2015’de ülkeye 5 bin asker daha gönderdi.

 

Irak’tan vaat ettiği gibi asker çekti. Ancak tercih ettiği yöneticilerle ülkeye istikrar değil daha ağır istikrarsızlık getirdi.

 

Üç yıl sonra Obama için siyasi hayatının ikinci perdesi açıldı. İlk perdede hayal kırıklığı yaratmıştı. İkinci perdede “makyajlarından arınmış” gerçek kişiliğiyle karşımıza çıkacaktı. Artık yerleşik düzeni yönetmeyecek, yerleşik düzen onu yönetecekti. Bunun dünya halklarına yansıması oldu. Hayal kırıklığı yerini nefrete bıraktı.

 

Obama, çok geçmeden ortada rasyonel bir sebep yokken Libya’yı karıştırdı. Diktatör Kaddafi’nin indirilmesini destekledi. Ancak bir süre ülkenin kaosa yuvarlanmasını bir süre seyretti. Müdahale edip Kaddafi’yi öldürdüğünde, ülke bir daha belini doğrultamayacak hale gelmişti.

 

İnsanlık vicdanının ileride soykırım yapmakla, en azından soykırıma zemin ve imkân sunmakla yargılayacağı tarihi hatâyı Suriye’de yaptı.

 

Suriye’yi karıştırmayı, Esad rejimini alaşağı etmeyi kafasına koydu. O kadar hırslıydı ki, kendisine destek çıkmayan Türkiye’nin üzerine hışımla gitti. “Demokratikleşme için Esad’a şans tanıyalım” diyen Ankara’ya, 7 Şubat MİT krizini yaratarak gözdağı verdi.

 

Ankara engelini de aşınca muhalifleri silahlandırmaya başladı. Böylece katliam ve iç savaşa giden kanlı yolu kendi elleriyle hazırladı.

 

Sonra bu düşüncesinden vazgeçti. Bundan en fazla yararı IŞİD sağladı. IŞİD’le Irak’ta mücadele etti. Ancak Suriye’de her geçen gün toprak işgal ederek büyümesini görmezden geldi. Bir süre sonra Suriye’deki IŞİD’i önemsemeye başladı. Ama bunu da iki yüzlü bir siyasetle yaptı. “IŞİD’le savaşıyor” diyerek PYD’ye hava desteği verdi. Ama o desteği Türkiye’den esirgedi.

 

                                                                    *          *          *

 

Doğğru; Obama ülkelere direkt müdahale etmedi. Ama bunu sırf Amerikan askeri ölmesin, Amerika’nın canı yanmasın diye istedi. Bunun yerine daha gayri ahlaki bir yolu tercih etti. Yerli ve bölgesel işbirlikçiler yarattı; onları kullandı.

 

Hiç mi başka ülkelere müdahale etmedi? Etti. Ancak tank ve topla değil, tank ve top kullananları kullanarak. Mısır ve Türkiye’de iki askeri darbe planladı. Birinde başarılı oldu. Diğerinde başarısız oldu ama başarısız olduğu ülkede halka ağır bir fatura çıkardı.  

 

Seçildikten hemen sonra geldiği Ankara’da, tüm dünyaya “ABD İslam’la bir savaş halinde değildir, asla da olmayacak” dedi. Ancak en büyük savaşları Irak, Afganistan, Suriye, Mısır ve Libya’da verdi.

 

Son günleri ise kabus gibi geçti. Giderayak Türkiye’nin sinir uçlarıyla oynadıkça oynadı. PYD’yi cephaneye boğdu. Ankara’nın “ama o cephane Türkiye metropollerinde patlıyor” itirazlarını görmezden geldi. “Seçimleri Rusya hack’ledi” diyerek, halk iradesiyle gelen Trump’ın meşruiyetine gölge düşürmeye kalktı. Rus diplomatlarını sınır dışı ederek Trump’a mayınlı bir saha bırakmak istedi.

 

                                                                     *          *          *

 

Obama ötekilik kültüründen geldi. Ancak hiçbir zaman ötekinde olan şeyi değil, olmasını istediği şeyi sevdi. Hiçbir zaman ülkesini ve dünyayı ötekilerin gözünden bakarak yönetmedi. Köleleri olmayan bir efendi olma vaadiyle geldi, ama kölelerin bedduaları ile uğurlanıyor.

 

Siyah olma gerçekliğinin gözden kaybolmasını sağlayacak “beyaz maskeler” benimseyerek “derisinin rengiyle” baş etmeye çalıştı. Aslında kara derisi üzerine giydiği beyaz maske kolonileştirilen kimliğin zavallı bir şizofrenisinden başka bir şey değildi.

 

Önceki İçerikAdalet bekliyoruz!
Sonraki İçerikİran’da 17 katlı bina çöktü: 30 ölü