Ana SayfaYazarlarÇakma otomobil!

Çakma otomobil!

“Bize öyle dayattılar, öyle öğrettiler… Biz yapamayız, başaramayız, edemeyiz diye. Oysa geldiğimiz noktada yapabildiğimizi, başardığımızı görüyoruz. İşadamlarımız dünyanın en ücra köşesinde iş yapıyor. Biz de kendi konforumuzdan çıkıp, risksiz ama az kazançlı olan batı ülkeleri yerine doğuya açılmak istiyoruz. Rusya, Hindistan gibi ülkelere büyük yatırımlar yapmayı planlıyoruz. Bu iktidar, her şeyden önce bu ülke insanlarına ‘yapabiliriz’ duygusunu verdi, önlerini açtı.” Bu sözleri birkaç yıl önce hava muhalefeti nedeniyle Frankfurt yerine indiğimiz Münih’te zorunluluktan doğan bir yemekli toplantıda Bülent Eczacıbaşı’ndan duymuştum. Aradan geçen iki yıldan sonra Eczacıbaşı Grubu Başkanı Bülent Bey’in fikrinin değişip değişmediğini bilmesem de TÜBİTAK’ın geliştirdiği otomobile duyulan tepkiler, bana bu sözleri hatırlattı.

 

Yerli otomobile, “Biz yapamayız” kompleksiyle karşı çıkanlar olduğu kadar, her şeye ‘AK Parti ne yaparsa yapsın kötüdür’ mantığıyla yaklaşan, burun kıvıran, alaycı ifadelerle ‘çakma’ diyerek hafifleten bir kitle var. Türkiye’nin şu ana kadar neden yerli bir otomobil markası olmadığını sorgulamamız gerekirken, yapılan projenin peşinen ‘kötü’ ilan edilmesinde bir tuhaflık yok mu?  Derdim kategorik olarak, “AK Parti ne yaparsa kötüdür” diyenlerle değil, daha derinlerde… Bu derdimi dört tekerlekten yola çıkarak anlatmaya çalışacağım…

 

Devrim arabaları

 

1960 darbesinin Cumhurbaşkanı yaptığı Cemal Gürsel, kendisine önerilen ‘yerli bir otomobil yapalım’ fikrini benimser. Adnan Menderes ve arkadaşları yeni idam edilmiştir. Paşa, emir verir: “Yerli otomobil, Cumhuriyet Bayramı törenlerine yetişsin…” Eskişehir, TCDD tesislerinde toplanan 23 mühendis, 130 gün gibi kısa bir sürede üç adet yerli otomobil yaparak törenlere yetiştirir. Bir tanesi şu anda halen çalışır durumda olan ve müzede sergilenen ‘Devrim’ otomobilleri trenle Ankara’ya getirilirken benzin deposu boşaltılır. Ankara’da da çeşitli aksilikler nedeniyle otomobillere benzin konulamaz. Tören alanında Cumhurbaşkanı’nın bindiği ‘Devrim’ otomobili, 200 metre gittikten sonra stop eder. Böylece yolda kalan Devrim'den sonra yerli otomobil üretme projesi rafa kaldırılır; ancak 54 yıl aradan sonra indirilir… Rafa kaldırılır çünkü işin arkasında Türkiye’yi hurdalık olarak gören uluslararası otomobil devleri vardır ve onun yerli işbirlikçileri…

 

Cuntacı askerlerin aralarında bulunduğu yönetimle Fransız otomobil devi Renault’un ortaklığıyla kurulan OYAK’ın 1969 yılında Bursa’da ‘montaj’ üretime başlaması boşuna değildir. Türkiye’deki diğer büyük montaj sanayii ise Ford ve Fiat otomobil devleriyle ortaklık yapan Koç Grubuna ait Tofaş’tır. Bu iki büyük, gümrük duvarlarının da yardımıyla ülke insanına dünya standartlarının çok altında, montaj üretim araçları değerinden çok daha yükseğine satarak zenginliklerine zenginlik kattılar. 80’li yıllara geldiğimizde, fabrika çıkışı otomobil almak için sıra beklenen, avanta verilen ve araya hatırlı kişilerin konulduğu ‘iki montaj’ devimiz vardır artık. Kaportası cam elyafı ve polyesterden üretilen, ‘eşeklerin yediği’ esprilerine konu olan ‘Anadol’ marka otomobilin, şu anda sempatik görülmesine bakmayın; büyük paralar ödüyordu insanlar bunu alabilmek için.

 

Sen ne güzel kuşlardın…

 

Adını kuşlardan alan ve Tofaş’ın ürettiği otomobillerin hikâyesinden roman olur. Ben kısa keseceğim. Şöyle ki; bu kuşları alabilmek için de sıra beklemek gerekiyordu. Sadece üreten fabrikalar büyük paralar kazanmıyordu bu işten. Sirkeci’de aldığı ana bayilikle (Doğan Otomotiv) en büyük Tofaş bayisi olan Aydın Doğan’ın medya imparatorluğuna buradan geldiği rivayet edilir. Güzel bir ortaklıktı aslında bu hâlâ devam eden. Tofaş’ın ürettiği aynı motor hacmine sahip olan Doğan, fazla fiyata satılıyordu ve lükstü. Lükstü çünkü Doğan serisi otomobilin fabrika çıkışında olan koltuk boyunluğu ve sağ ayna standarttı. Şahin otomobiller ise boyunluk olmadan ve sağ aynası olmadan satılıyordu. Bu durum şimdi şaka gibi gelse de gümrük duvarının kaldırılmasına kadar devam etti. Dünya üzerindeki herhangi bir insanın rekabet koşulları içinde satın aldığı standart bir otomobil, Türk halkına lüks olarak sunuldu ve kazıklandı…

 

Otomobillerin üretiminde kullanılan sacın kalınlığını söylemiyorum bile. Ne de olsa bu yabancı otomobiller için hayranlık ifadesi olan “Tank gibi araba” söyleminin karşılığıydı. Kazıklanmanın da ötesinde şehir içinde yaşanan trafik kazalarına bağlı ölümlerin önemli bir bölümünün boyun kırılmasından meydana geldiğini hatırlatmakta yarar var.

 

Aydın Doğan’ın en çok okunan gazetesi olan Posta’nın attığı “Yerli otomobil çakma çıktı” manşetine AK Parti ne yaparsa yapsın ‘kötüdür’ mantığıyla yaklaşmış diyenler yanılır. Bu manşet tamamen kişisel çıkarlar gözetilerek atılmıştır ki çıkarlar söz konusu olunca ‘vatan, millet, halk, yerli olmak…’ teferruattan ibarettir. Ne de olsa salonlarında yürüyen çamaşır makinelerine, yollarda kalan arabalara alışmıştı bu halk.

      

  

 

- Advertisment -