Cemaat’in geleceği üzerine varsayımlar

Gülen Cemaati’nin (ya da onların deyimiyle Hizmet Hareketi’nin) nereden gelip nereye gidebileceğini hepimiz merak ediyoruz. Bu Hareketi 20 yıldan fazla bir süredir izleyenlerdenim. Fethullah Hoca ile ilk yüzyüze söyleşilerden birisini Cumhuriyet gazetesinde (1995) yapmıştım.Gülen Cemaati, o yıllarda askerlerin hedefindeydi. Polisi ele geçirdikleri, orduya sızmaya çalıştıklarına ilişkin raporlar yayınlanıyordu. 20 yıl önceki söyleşimde, Fethullah Gülen’e bunları sormuştum.Cumhuriyet’te çalışırken de daha sonra da dünyanın değişik ülkelerinde Cemaat’in okullarını gezdim, gördüm, insanları tanıdım. Özveriye dayalı bir çaba içindeydiler. Öğretmenler, işadamları, dünyanın dört bir yanında; “kutsal” olarak algıladıkları bir misyonu yerine getirmenin heyecanı ve mutluluğu içindeydiler. Bu, hareketin sivil ayağıydı.Sorun: Devlet ayağıYıllar geçti. Polis, yargı ve asker içinde örgütlendikleri, bu amaçla “paralel yapı” oluşturdukları, “tehlikeli” bir hale geldikleri, değişik yayın organlarında, giderek artan bir yoğunlukla dile getirilir oldu.O zamanki tutumum şuydu: “Her inanç ve aidiyetten bireyler; şiddete başvurmadıkça, insan haklarını ve hukuku ayaklar altına almadıkça, devlette çalışabilmelidir.”Böyle düşünürken ilk çarpıcı sarsıntıyı KCK soruşturması sırasında yaşadım. Büşra Ersanlı, Ragıp Zarakolu bu soruşturma kapsamında gözaltına alındı. Cemaat yanlısı televizyon ve gazeteler, “cadı avı” başlattı. “KCK işbirlikçisi gazeteciler” listeleri yayınlandı. Gerçeklikle herhangi bir biçimde ilgisi olmayan haberler üretildi ve kendimizi tam anlamıyla bir “algı operasyonu”nun içinde bulduk.Oda TV soruşturmasında, Nedim Şener ve Ahmet Şık’ın da aralarında bulunduğu gazeteciler; bu yayın organlarında top ateşine tutuldular.Fenerbahçe Başkanı Aziz Yıldırım’ın tutuklanmasına sırasında, bu kesimin yayın organları; polisle tam anlamıyla bir işbirliği görüntüsü verdiler. Tutuklananlar, polisin servis ettiği malzemelerle infaz edildi.Benzer bir “yok etme girişimi” Cübbeli Ahmet Hoca’ya da uygulandı.Herkesi korkutuyorlardı. Yargıdaki güçleriyle, devletin önemli bir kısmına hükmetmenin mutluluğunu yaşıyorlardı. Kendilerini erişilmez, eleştirilemez bir ayrıcalıklı konumda görmeye, bir “özel seçilmişler locası” gibi hissetmeye başlamışlardı.Hükümeti hedef alıncaBaşbakanı ve hükümeti alaşağı edebilecek bir güce ulaştıklarını düşünmeye başladılar. Ve asıl kopma, 17/25 Aralık operasyonlarıyla yaşandı.Herkesin kendine sorduğu soru ise şu: Halkın yarısının oyunu alan, dinamik ve güçlü bir iktidarı yıkabilecekleri düşüncesine nasıl kapıldılar? Onları buna kim inandırdı? Ya da böyle bir vehme neden kapıldılar?Polise operasyonSon günlerde polis içinde yaşanan operasyonun, Cemaat’i hedef aldığı ortada. Militan bir şekilde polislerin arkasında duranlar da, Cemaat’in yayın organları. Ciddi ve hakiki bir dayanışma söz konusu.17/25 Aralık operasyonlarından bu yana, saflar çok belirginleşti ve sertleşti. Toplumsal belleğe “başbakana kelepçe takacağız” şeklinde kazınan bir hamlenin artçı şoklarını yaşıyoruz.Bu süreç nerede durabilir? Nasıl durabilir? Bundan sonra Cemaat ne yapacak? Cemaat’in “hayal kırıklığı” ve “düşüş”ü, toplumdaki dengeleri, insanların psikoloji ve yaşam tarzını ne yönde etkileyebilir?Bu konuları uzun uzun tartışabiliriz… Cemaat’in geleceği üzerinden, Türkiye’nin geleceğine ilişkin değişik öngörüler geliştirebiliriz.Ancak kesin olan şu: Hiçbir iktidar, devletin en temel kurumlarında kendi içinde örgütlü ve başka bir yerden talimat aldığı anlaşılan bir yapıyı kabul edemez. Bu nedenle, bu operasyonlar, bu tasfiye şu veya bu şekilde, devam edecek.Hükümete ve özellikle başbakana karşı yürüttükleri ağır siyasi mücadele, onları daha fazla siyasetin içine çekiyor. Geriye dönülmesi mümkün olmayan bir çatışmanın parçası konumundalar.Karşılarında hükümet var, devlet var…17/25 Aralık operasyonları, başbakan üzerinde ağır izler bıraktı.Bugüne kadar Cemaat’e toplumsal temel ve meşruiyet sağlayan, yaptıkları sivil hizmetlerdi. Cemaat’in şu noktadan sonra izleyebileceği tek akılcı yol; bir sivil harekete dönüşmek, devletin içinden elini eteğini çekmek, “paralel yapı”ya son vermektir.25-07-2014 / Radikal.com.tr

Önceki İçerikTeşkilat-ı Mahsusa’nın en resmi tarihi ve Ermeniler*
Sonraki İçerikİhsanoğlu’nun Diyarbakır mesaisi