Cemevleri ibadethane sayılmadıkça

Seçimlerin hemen ardından, hükümetin yeni bir demokrasi paketi hazırlığı, gazetelere yansıdı. Paketin içinde, Alevilerin en önemli taleplerinden birisini oluşturan “cemevlerine statü konusu”nun da yer alacağı ifade edildi.Cemevlerine statü konusu, her gündeme geldiğinde, “tamam şimdi çözülüyor” diye bir umut yayılıyor ve sonra bunu bir hayal kırıklığı izliyor.“4. Demokrasi Paketi” adı verilen paketin içinde de, cemevlerine statü meselesinin yer aldığı, gazetelere yansımıştı. AK Parti’nin önde gelen isimleri, maddenin varlığını doğrulamışlardı. Ancak ne olduysa son dakikada oldu. Paketin içinde yer alan cemevleri maddesi, kamuya açıklanmadan, bir kez daha buharlaşıp uçtu.Diyanet “ulema”sıBakan Faruk Çelik başkanlığında yürütülen yedi Alevi Çalıştayı’nın üçüne katılmış birisi olarak, şunu rahatlıkla söyleyebilirim: Bütün bu çalıştaylar boyunca ele alınan ve tartışmalara neden olan ana konu, cemevlerinin statüsü idi.Aslında, çözüm, hiç karmaşık görünmüyordu: İmar Kanunu’nun, ibadethaneler bölümüne, “cemevi maddesi” de eklenecek, iş bitecekti. Ancak ne oluyorsa oluyor, konu bir noktaya kadar kabul görüyor, karar anında ise kilitleniyordu.Asıl açmazın, meseleye “dini” referanslarla yaklaşmaktan kaynaklandığını düşünüyorum. Soruna “Sünni” fıkıhının klasik penceresinden baktığınızda, Müslümanların bir tane ibadet yeri vardır, o da “cami” veya “mescit”tir. Bazı “Sünni” ulemasına göre; “Sünnilik” tanımı çerçevesinde örgütlenip, eğitilen Diyanet İşleri’ne bağlı din adamlarına göre; cemevine “ibadethane” demek imkansız. Talep, sanıyorum, bu duvara, yani “inanç felsefesi” duvarına çarpıyor.“Laik devlet”, yurttaşlarına hizmet verirken, dini referanslarla davranamaz. Onu bağlayan ve yönlendiren ilkeler, evrensel hukuk ilkeleridir. Bu ilkeler şunu öngörür: Devlet, bütün yurttaşlarının inançlarına saygılıdır, onların bu konudaki taleplerine uygun olarak gereken imkanları sağlamakla yükümlüdür. Ayrım yapmaz, yapamaz.Milyonlarca Alevi, Türkiye Cumhuriyeti devletinin yurttaşıdır. Vergi verir, askere gider, oy kullanırlar. Bu yurttaşların çok önemli bir çoğunluğu, cemevlerini ibadethane olarak kabul ediyor, cenazelerini oralardan kaldırıyor, “semah”ı oralarda gerçekleştiriyor, buluşmalarını, yani cemlerini oralarda yapıyor. Son 12 yılda 106 olan cemevi sayısı Eylül ayı itibariyle 937’ye ulaştı. Hergün bu sayının arttığına tanık oluyoruz.Bu devlet, yalnızca kendini “Sünni” olarak tanımlayanların devleti değil. Her türlü “inanç”tan, her “kimlik tanımlaması”ndan yurttaşların devleti. Devlet, tüm yurttaşların inançlarına saygı göstermenin ötesinde, ibadetleriyle ilgili ihtiyaçlarına cevap vermekle de yükümlü.Dışlanmışlık duygusuBu çok temel evrensel ilke, 12 yıldır iktidarda bulunan AK Parti hükümeti tarafından uygulanmıyor, ya da uygulanamıyor. Yasal bir zemin hazırlanamıyor.Meselenin, cemevinin statüsü meselesinin ötesinde bir mesele olduğunu düşünmek mümkün. Bana öyle geliyor ki, bu konuyu çözmek isteyen aklı, son dakikada, “tutucu anlayış” donduruyor ve engel oluyor.Sorgulanması gereken işte bu yaklaşım: “Sünni fıkıhı”nın, “dar pencere”den ve “tek açıdan” yorumlanmasına dayanan bir bakış açısı, egemenliğini kabul ettirebiliyor. Bu “refleks”in başka alanları da etkilediğini kim reddedebilir?Yeni hazırlandığı söylenen demokrasi paketinde, cemevlerinin statüsü yeniden gündemde. Merak ediyorum, eğer çözüm bulunabilirse, nasıl bir formül üretilecek?Yoksa, yeniden, dar patikalarda daralıp kalacak mıyız?Cemevlerine statü meselesi, Türkiye’nin yüzlerce yıllık ayıbıdır, geçmişten devraldığı karanlık bir mirastır.Devlet ve hükümet içindeki, cemevlerine ve buna bağlı olarak Alevi kimliğinin tanınmasına ilişkin direnç; Alevi kitlesi içinde, bir dışlanmışlık duygusu, bir yok sayılma, bir hayal kırıklığı yaratıyor. Toplumun kutuplaşmasında, ciddi bir boyut olarak, kendini hissettiriyor.Umuyorum ve bekliyorum ki, yıllardır aşamadığımız bu engel, aşılır; Türkiye, milyonlarca yurttaşının dışlanmışlık duygusunun üstesinden gelebilir.07-4-2014 / Radikal

Önceki İçerikHayal ve gerçek hakkında 11 paragraf
Sonraki İçerik‘Şiir ve hakikat’