CHP ve 2019 seçimleri

“Karanlık aydınlıktan, yalan doğrudan kaçar./ Güneş yalnız da olsa, etrafa ışık saçar. /Üzülme, doğruların kaderidir yalnızlık. /Kargalar sürüyle, kartallar yalnız uçar.’’ Ömer Hayyam

Hasan Bozkurt

 

Seçim sonrası gazeteci ve aydınların yaptığı analizlerin kolaylığı , işin gerçekleşmiş bir sonuç 

üzerine basit muhakemelerle yorumda bulunmak şeklinde algılanmasından kaynaklanıyor. 

Özellikle AKP dönemlerinde seçim öncesi ve sonrası analizler alışılmış bir karakter kazandı. 

Seçim öncesinde AKP’nin iktidarını devam ettiremeyeceği, bütün bu yaşananlardan sonra 

oylarında ciddi düşüşler yaşayacağı ve muhalefetin gümbür  gümbür geldiği öne sürülürken, 

seçim sonrasında ise subliminal “bu halktan adam olmaz” mesajlı çeşitli bahanelere 

sığınılıyor. Bu, bazen makarna ve kömür dağıtarak oy aldıkları  kolaycılığı oluyor, bazen de 

halkın istikrarsızlık korkusu.  En son seçimde ise “Erdoğan ve hükümet bombalar patlatarak, 

tehdit ederek oy istedi  ve halk da bundan korktuğu için AKP ye oy vermek zorunda kaldı” 

yorumları yapıldı. Bazıları bunu alenen söylerken bazıları ise kelimeleri yumuşatarak telaffuz 

edebildi.  Ama hiç tereddütsüz belirtebileceğimiz bir şey var ki, bir sonraki seçimde aynı 

kesimler yine “bu sefer kazanamayacaklar” temasını işleyecekler ve üstelik bunun 

gerçekliğini de  pozitivist “siyaset metodolojileri”ni referans göstererek “ispat edecekler.”

Seçimin kazananı olan AKP hakkında  seçim sonrası  söylenebilecekler her iki taraf açısından 

sınırlıyken, aynı şey CHP için geçerli değil. CHP’yi 1 Kasım seçimlerinde aynen 7 

Haziran’da  aldığı oyu aldığı için başarısız kabul edeceksek, 7 Haziran’da da  başarısız kabul 

edebilirdik. Ne ki, 7 Haziran – 1 Kasım arasında parti ve lideri hakkında  başarılı olduklarına 

dair genel bir kanı vardı. Rakip partinin başarısı üzerinden gelen bir başarısızlık varsa, bunu 

sadece parti yönetimi ve politikalarına bağlamak mümkün görünmüyor.  CHP’nin başarısız 

olduğunu düşünen ve CHP’ye oy verenler içerisinde, CHP’nin politikasının ne yönde 

değişmesi gerektiği konusunda ciddi bir karışıklık var.

CHP içerisinde yer alan ve ulusalcı-Kemalistlerin meydana getirdiği grup, CHP’nin Atatürk 

ilkelerinden koptuğunu, partinin Kürt -Alevi çizgisine savrulduğu için başarısız olduğunu 

düşünüyor. Oysa partinin başında Kemal Kılıçdaroğlu değil de daha ulusalcı biri olsaydı, 

Kürt-Alevi seçmenin önemli bir kısmı ya yeni arayışlara girecek ya da HDP’ye  yönelecekti. 

Bunun yerine gelebilecek ulusalcı oyların sayısını da Vatan Partisi’nin aldığı (yüzde 0,25) oya 

bakarak tahmin edebiliriz. Üstelik ulusalcıların AKP karşıtlığı nedeniyle HDP’ye bile sıcak 

baktığı düşünüldüğünde, CHP’yi bu doğrultuya girdiği için hatâlı bulanların, AKP karşıtlığına 

rağmen sandığa gitmeme ya da CHP’ye oy vermeme suretiyle başarısızlıkta payları oldukları  

düşünülemez. 

Yine CHP içerisinde yer alan ve CHP nin evrensel sol ilkelerle yönetilemediği, bu nedenle 

başarısız olduğunu düşünen bir grup, daha  genç, daha karizmatik ve biraz daha sosyalizm 

sosuna bulanmış  (Çipras gibi) bir sol liderle seçimlere gidilmesi durumunda oyların 

artacağını düşünüyor. Ama bu durumda da, özellikle batı bölgelerinde alınan Atatürkçü-laik-

merkez sağ çizgideki oyların böyle bir adayla nasıl kazanılacağı konusu ortada kalıyor. Bu 

takdirde HDP’den bir kısım oy alınabilirken, mevcutta alınmış oyların bir kısmının da 

kaybedilmesi mümkün. 

Aslında son iki seçimin tartışmaları içinde soğukkanlı bir analiz yapabilme iradesi olsa,  

CHP’nin 2019 seçimlerinde iktidar olmasa bile, toplumu etkileyebilme ve bunun üzerinden 

iktidar üzerinde tercihleriyle ilgili baskı kurabilme şansı olabilir.  CHP bunu 7 Haziran’da 

ekonomik vaatler üzerinden yaptı; taraflı tarafsız herkesin takdirini kazandı. AKP de bu 

vaatlerin bir kısmını gerçekleştirme sözü vererek 1 Kasım seçimlerine girdi ve verilen sözler 

vaatten daha anlamlı bir realiteye sahip olduğu için de oy artışına katkı sağladı. Yani CHP’nin 

doğru politikaları bile AKP’ye yaradı diye düşünülebilir; ama orta ve uzun vadede CHP’nin 

toplumu nasıl ikna edebileceği hususunda ipuçları vermesi açısından önemli bir deneyim 

oldu.  CHP kendisini anti-Erdoğan cephesinin neferi olarak değil de  topluma gelecek sunan 

bir çerçevede konumlandırabilir ve politikalarını “AKP ve Erdoğan’a karşı gerekirse 

Cemaatle ve büyük sermayeyle bile ittifak kurarız” doğrultusundan çıkarabilirse, hem yine 

AKP ve Erdoğan karşıtlarının oylarını alabilir, hem de daha iyi bir gelecek isteyen seçmenlere 

alternatif sunan bir parti olarak gerçekten “muhalefet partisi”ne  dönüşebilir. Evrensel , 

eşitlikçi, özgürlükçü, kendini adalet ve ahlak kriterlerine göre örgütleyerek dönüşmüş olan bir 

partiye artık CHP denebilir mi sorusu ise, yalnızca seksen yıl öncesine dönmek isteyeceklerin 

merak edeceği bir soru olarak kalır.

Önceki İçerikHamsiler sürüyle kartallar yalnız uçar
Sonraki İçerikMayakovsky ve Atatürk