Ek notlar (2) Anal seks şart mı? “Paiderastia” töresi uydurma mı?

Geçmiş eşcinsellik kültürlerine ilişkin bazı okuyucu sorularına cevap vermeyi sürdürüyorum. Bazıları seksoloji alanına giriyor veya taşıyor. Oralara pek gitmek istemiyorum. Benim birinci kıstasım, tarih, tarih metodolojisi ve “tarihsel düşünme” açısından anlamlı olmaları. İkincisi, tartışmanın böyle “riskli” konuların nasıl bir özgürlük ortamında ve hangi ciddiyet ölçüleri içinde konuşulabileceğine biraz olsun ışık tutması.

[6-7 Eylül 2021] Bir başka okuyucumun (rümuz AY) soruları, tam da o gitmek istemediğim alanın sınırında geziniyor aslında. Ama kaynaklar, kaynaklardan şüphe, teori ile realite (sosyal pratik) arasındaki fark, nihayet kaynaklara dayanmayan sezgisel, tahminî bir spekülasyon gibi konuları gündeme getirdiği için, kendisine verdiğim uzunca cevapları burada biraz daha nüanslandırarak, hattâ yer yer genişleterek aktarmayı yararlı görüyorum.

AY’nin iki ayrı sorusu (veya yer yer itirazî yorumu) söz konusu. İlkini bugün, ikincisini birkaç gün sonra ele alacağım. Fakat bir kanaatimi hemen dile getireyim. Okuyucum daha ziyade kendi kişisel gözlem, izlenim ve kanaatlerini öne çıkarıyor. Bu da bugünden geçmişe, belki pek tarihsel olmayan sıçramaların önünü açıyor.

Mektubunun ilk bölümünde şöyle diyor nitekim: Merhaba hocam. Tüm yazılarınız gibi zevkle okuduğum bu yazı dizisinde, belki belli yaşın üstündeki erkekler ereksiyon sorunu yaşadıkları için bahsettiğiniz paiderastia ilişkisinde penetrasyonu çok da gerekli görmeyebilir, ama penetrasyonsuz (anal seksin istenmediği) bir cinsel ilişkinin hangi erkeği nereye kadar tatmin edeceği, benim için büyük bir istifham ihtiva ediyor. Elbette kaynaklardan faydalandınız, ancak gerçekten merak ediyorum bu kaynakları! Çünkü inanılası gelmiyor bana bir erkek olarak. Açık-gizli ayıplamaların önüne geçmek için böyle bir algı yaratmaya çalıştıklarına veriyorum daha çok.”

Burada gördüğüm problemleri tek tek ele almaya çalışayım. (1) Paiderastia, âdetâ tanım gereği, cinsel bakımdan aktif yetişkinler ile 12-21 yaş arası oğlan ve delikanlıları kapsayan bir eşcinsellik kültürü ve kurumlaşması. Cinsel ilişki kuramayacak kadar yaşlı erkekler daha baştan bu sistemin dışında kalıyor. Gidip ergenlere kur yapmaları olanaksız, onları kazanmaları olanaksız, eromenos’ları haline getirmeleri olanaksız. 25-40 arası potansiyel erastes’ler arasındaki rekabet öyle ki, daha yaşlıların pek şansı yok bu ortamda. Dolayısıyla paiderastia’daki penetrasyon karşıtlığına (sadece onların) kolay uyum gösterebileceği imâsı, herhangi bir reel temele dayanmıyor.

(2) Madalyonun diğer yüzünde AY, yaşlılık ve ereksiyon sorunu olmayan erastes’lerin mutlaka anal seks yapıyor olduğu (olmaları gerektiği) kanısında. İÖ 7. – 4. yüzyıllar arasının Eski Yunan kent-devletlerinin yetişkin erkeklerinin neden, nereye kadar zevk alıp almayacağını… en kestirmeden diyebilirim ki bilemem. Burada birkaç tuzak veya hatâ ihtimali içiçe geçmiş, yumak olmuş. Öncelikle bu, bir tarih veya sosyal tarih değil, deyim yerindeyse bir seksoloji sorunu. Ben ise işin seksoloji yanıyla ilgili değilim. Tarihte varolmuş bazı toplumlarda, belirli bir eşcinsellik kültürü ve kurumlaşması açısından getirilmiş sistemlerden bazı örnekler aktarmaya çalıştım, çalışıyorum. Bu noktada, günümüz toplumuna ve kendi erkeklik tecrübemize (değişmez bir “insan tabiatı” varsayımına?) dayanarak, şu olmuş olabilir, bu olmuş olamaz, çünkü cinselliğe aykırı demek, benim bütün “tarihsel düşünme” (historical thinking) disiplinime ve metodolojik ihtiyatıma ters düşüyor.  

(3) Bu yazı dizisine, paiderastia gerçekten söylendiği gibi işliyor muydu, işlemiyor muydu noktasından gelmedim. Başlı başına böyle bir kültürün varlığını ve bu ölçüde kurumlaşmasını ilginç ve önemli bulduğumdan geldim. Eski Yunan’da kadınların eve kapatılması ve kamusal mekândan dışlanmasına paralel olarak böyle bir sistemin oluşmasının, gene kadınların eve kapatıldığı ve aynı zamanda erkek eşcinselliğinin alıp yürüdüğü başka bir topluma (Osmanlı’ya) belki biraz ışık tutabileceğini düşündüğüm için geldim. Bu çerçevede, tekrar edeyim, benim için sistemin bizatihi varlığı ve elit kültürde nasıl anlatıldığı önemli. Okuduklarım, bana şöyle bir sistem vardı ve kurallar da şunlardı diyor. Bu kadarı yetiyor bana. Ben bunu, belirli bir amaçla, belirli sınırlar içinde, Osmanlı’da eşcinsellik tartışmalarına belki bir komparatif tarih kapısı açar diye aktarıyorum.

(4) Dikkat ederseniz, Eski Yunan paiderastia’sında anal seks yoktu, olamazdı demiyorum. Zaten hiçbir kaynak da söylemiyor bunu. Bundan hoşlanılmıyormuş, istenmiyormuş diyorum. Bir tarihçi ancak bu kadarını söyleyebilir. Erastes/eromenos ilişkilerinin yüzde kaçında anal seks vardı veya yoktu… bunu tartmaya ve tartışmaya kolay kolay girişemez. Girişemem. Spekülatif olur. Hangi verilerle? Yok böyle bir şey. Sadece şu söylenebilir: elbette, bir miktar varolduğu anlaşılıyor. Bu ihtimal (paiderastia’ya anal seks girmesi ihtimali) olmasa, böyle kurallar konmaz, bu tür uyarılar yapılmaz zaten. Bir yanda, insanın biyolojik varlığı ve cinsel dürtüleri var, diğer yanda çeşitli ahlâk öğretileri. İkincisi ilkinin üzerine kapanıyor; ilkini “düzenlemeye” (regüle etmeye) çalışıyor. Hiçbir zaman tam uyum oluşmuyor. Ahlâk (ve hukuk) kurallarına hiçbir zaman yüzde yüz uyulmuyor. “Günah” (veya “suç”) hep kalıyor.

(5) Ama bu, Yunan tarihinin Arkaik ve Klasik dönemlerinde paiderastia üzerine yazıp çizmiş olanları (elimizdeki narratif kaynakları) gerçekleri kasten gizlemekle suçlamanın gerekçesi olamaz. Hele “gerçekten merak ediyorum bu kaynakları” ve “insanın inanası gelmiyor” diye, literatürü bilmeksizin spekülatif şüphe uyandırmaktan kaçınmamız gerekir. Bir kere, paiderastia’ya değinen Eski Yunan düşünürleri, her nasılsa rastladıkları garip bir antropolojik olayı bildiren, tasvir eden muhabir veya raportör konumlarında değiller. Daha çok kurucu-ahlâkçı-kuralcı konumdalar. Bir şeyi ampirik bir yaklaşımla dışardan betimlemiyorlar ki, olguları gizliyorlar diyebilelim. Şöyle oluyor değil, şöyle olmalı diyorlar. Ayrıca ikincisi, böyle bir savunma veya apoloji bağlamı ve ihtiyacı yok. Neden olsun ki? Kimse paiderastia’ya saldırmıyor. Devlet öncesi kabile yaşantısındaki bazı “yaş dönümü” seremonilerinin, cinsellik de eklenerek kent-devletinin üst elitine intikal etmiş şekli. Söz konusu ilke veya kurallar baştan beri mevcut. Yoksa, anal seks yüzünden sistem eleştiriye uğramış da ona karşı gardlarını alıyor değiller. Evet, anal seks istemiyorlar. Baştan istemiyorlar. Hem cinsel rehberlik ve öğretmenlik istiyorlar, hem de “kadınlaşma”ya yol açacağı gerekçesiyle anal seks istemiyorlar. Bunlar üstten, yukarıdan, elit ilkeler olarak getiriliyor. Yok demiyorlar; yalan söylemiyorlar; vaaz veriyorlar, telkinde bulunuyorlar, böyle olun diyorlar. Bir kompromi mi? Evet. Zor bir kompromi mi? Belki. Ama bütün ahlâk sistemleri böyle. Bu arada, İslâmiyet de böyle. İslâmiyette meşru bir paiderastia kurumlaşmasının muadili yok. İslâmiyet erkek eşcinselliğinden sırf anal seksi anlıyor ve kabul etmiyor, “çirkin” diyor, aleyhinde bulunuyor. Ama bu, nasıl İslâm fıkhının eşcinselliğin varlığını gizlemek istemesine yorulamazsa, benzer şekilde, ideal paiderastia ilkelerini sıralayıp savunmayı anal seksi (önlemeye değil) gizlemeye bağlamak da, bana aynı derecede zorlama bir yorum gibi geliyor.

(6) Şimdi gelelim, anal seksin alternatifleri meselesine. AY rümuzlu okuyucum inanmayabilir ama var ve çok yaygın, anlaşılan. Eski Yunan sanat ve edebiyatı, erkek şehveti ve cinsel hayatını gayet rahat ve serbestçe resimleyip anlatıyor. Terminolojiye de olduğu gibi yansıyor. Çanak çömlek üzerindeki seks sahnelerinde karşımıza tekrar tekrar “uyluk seksi” çıkmakta. İlkçağdan bu yana çok bilinen bir cinsel pratik. Latincesi coitus interfemoris (femurlar-arası birleşme). İngilizcesi thigh sex, interfemoral sex veya intercrural sex. Bu sonuncu terim, ilk defa Kenneth Dover tarafından 1978 tarihli Greek Homosexuality kitabında kullanılmış. Latince inter (ara) ve cruro (bacaklar) sözcüklerinden türetmiş. “Bacakarası” anlamına geliyor. Yunanca orijinali diamerizein. “Uyluklar arasında [bir şeyler] yapmak [becermek]” demek. Büyük uluslararası sözlüklerden Webster’s Dictionary, “partnerlerden birinin penisini diğerinin bitiştirdiği uylukları arasına yerleştirmesi ve ileri geri giderek sürtünme yaratması” diye tarif ediyor. Segen’s Medical Dictionary’nin tanımını yukarıya, başlık resmi yerine aldım. Antropoloji, kültürel çalışmalar, seksoloji ve tıp kaynaklarından, günümüzde de hayli yaygın olduğu; Afrika’da ve bazı Asya ülkelerinde, örneğin Sri Lanka’da normal kabul edildiği ve hem heteroseksüel, hem homoseksüel erkekler arasında çokça rastlandığı anlaşılıyor.

(7) Uyluk seksinin tatmin ve tercih açısından anal seksle karşılaştırılması benim işim değil. Sadece şu hususlara dikkat çekebilirim: (a) Bir vakıa olarak, Eski Yunan sanat ve edebiyatına uyluk seksi çok ön planda. O kadar ki, uzman tarihçiler de, konuyla ilgili çeşitli web siteleri de, anal seksten çok daha yaygın olduğu kanısında. (b) Buna karşılık eşcinsel erkeklerin her çağda ve her durumda mutlaka anal seksi tercih edeceği, tercih etmesi gerektiği, çok sübjektif bir iddia. Tarih ve kültür dışı. Çünkü insan sadece biyolojik bir yaratık değil. Her türlü insan faaliyeti (ve bu arada cinsel faaliyet) belirli bir kültür matrisi içinde gerçekleşiyor. Hem fizyoloji ve endokrinoloji (hormonlar) var, hem de kültürel bir çerçeve. Cinsel pratikler karşımıza, en basiti, sırf biyoloji ve fizyolojinin biricik — çünkü kaçınılmaz (farzedilen) — sonucu olarak değil, bu dürtülerin kültür tarafından kuşatılmış ve şekillendirilmiş sonuçları olarak çıkıyor. (c) Dolayısıyla hayır, onu değil bunu yapıyor ama gizliyorlardır… diyemiyoruz kolay kolay. Belki de kültürel kısıtlar nesiller boyu uygulana uygulana belirli bir toplumsal alışkanlık, bir habitus yaratıyor ve anal sekse kıyasla uyluk seksi tercih edilir oluyor. (d) Böyle bir kompromi fikrini ediniyoruz, paiderastia hakkındaki literatürden. Bir yönüyle, bırakın anal seksi, şununla yetinin… demeye getiriyor paiderastia kuralları. Karşısına da, dengeleyici olarak, onur, arkadaşlık, dayanışma, yol göstericilik, yetiştirme, saygınlık… gibi manevi kavramları dikiyor. Biz nasıl olur da boşverin bunları, bunlar uydurma, yakıştırma, erkekler her çağda sırf penetrasyona bakar diyebiliriz? Tabii paiderastia töresi bir ideal. Ama zaten ben bu törenin, bu idealin varlığından hareketle, tarihi ve insanın karmaşıklığını yok sayan zihniyetler hakkında bir şeyler söylemeye çalışıyorum.

(8) Kaynaklarım: Eski Yunan tarihi hakkında uzman olan tarihçilerin eserleri. Yani “ikincil ilmî literatür” dediğimiz şey. Ben Eski Yunan (veya genel olarak İlkçağ) tarihçisi değilim. Platon’un, Herodot’un Pausanias’ın, Ksenofon’un, Plutarkhos’un, Athenaeos’un özel olarak bu konuda yazdıklarını kendim gidip bulmuş ve (orijinallerinden) okumuş değilim. Öncelikle kendi günümüzde bu konuda yazılmış bilimsel, akademik eserleri okuyorum. Birinci kaynaklara (tabii İngilizcelerinden) gidersem de bu ikincil literatür sayesinde gidiyorum. Kenneth Dover, Thomas Hubbard, Michael Scott, David Halperin, Martha Nusssbaum, Pierre Vidal-Naquet, Jean-Pierre Vernant vesaire. Bazıları eşcinsellik uzmanı, bazıları Eski Yunan tarihçisi ama eşcinselliğe de değiniyor. Onların değerlendirmeleri bu yönde. Hepsi çok ünlü bilim insanları. Eserleri hakkında yazılmış kritikleri de bulmak mümkün, bilimsel dergilerden. Güvenilirlikleri, otoriteleri apaçık ortada. Tekrar edeyim; anal seks yoktu, olamazdı demiyorlar. Paiderastia‘ya getirilen kuralları, protokolü tarif ediyorlar. Anal seks de vardı ve kınanıyordu diye ekliyor, gösteriyorlar. Bu analizlere, en azından metodolojik açıdan, hiçbir kusur bulamıyorum.

———————————-


(*) Bugün 6 Eylül. Babam Erdoğan Berktay’ın doğum günü. Çok genç yaşta, 55’inde öldü. Yaşasaydı 100 yaşında olacaktı. Neyyir ve ben, yokluğunu hep yaşıyoruz.

(**) Bir dalga daha, hem tezi hem antiteziyle, ne çabuk geldi Türkiye’ye! “Dış” korkusu yazı dizime, 22 Temmuz 2021’de (1) Kuzey Kore’nin özel halleri ile başlamıştım. Önce Haziran başlarında bizzat Kim Jong-un nutuklar atmıştı K-pop’a karşı. Ardından Temmuz ortasında İşçi Partisi Merkez Komitesi’nin resmî organı Rodong Sinmun ”tehlike”ye karşı yeni uyarılarda bulunmuştu. İçeriği hayli komik, yaptırımları korkunç gelmişti bana. Bizden çok uzak bir olaydan bahsedercesine, “Düşünebiliyor musunuz,” demiştim, “en ufak bir dolaysız siyasî içeriği olmaksızın, sırf bir pembe dizi videosu seyrettiniz, ya da Güney Kore pop-rock gruplarının şarkılarını dinlediniz diye, 10-15 yılınızı kahredici koşullarıyla bir zorunlu çalışma kampında geçirmeyi?” Heyhat! Şimdi bu da kapımıza dayandı. Bkz Enis Aydın’ın dünkü haberi: Bakanlıktan K-pop’a karşı uyuşturucu ile mücadele eder gibi önlemler (5 Eylül 2021). Mecbur muyduk, Kuzey Kore’yle (daha hafif de olsa) benzer refleksler göstermeye bu açıdan? Fakat bu küreselleşme gerçekten acayip bir şey. Bir yandan, hiçbir kasıt ve üst akıl olmaksızın, doğurduğu ekonomik, sosyal, kültürel trendler her yeri kaplıyor. Diğer yandan, özellikle kültürel iktidarın ellerinden gideceğinden ve gençliği kaybedeceklerinden çok korkan bazı yönetimler, bu gelişmelerde özel bir niyet ve komplo vehmedip, belki birbirlerinden görerek belki görmeyerek, ama hep paralel reaksiyonlar gösteriyor. Çareyi de çoğunlukla idarî-cezaî müeyyidelerde, fakat aynı zamanda çocuk oyunlarında yerel geleneklere (dokuztaş, parmaktaş, mangala) dönmek gibi, evet, Kim Jong-un’un dahi aklına gelmeyebilecek komikliklerde arıyor.

Önceki İçerikAşı karşıtlarının ‘örnek ülke’si Romanya üzdü: Aşısızlara karantina!
Sonraki İçerikJean-Paul Belmondo: Ünlü Fransız aktör 88 yaşında hayatını kaybetti