Erdoğan’ın liderliği

Toplumsal dinamik ve dönüşüm yanlış okunmaya başlandığında, bu süreci yöneten siyasetin ve siyasetçilerin de haliyle yanlış okunma durumu ortaya çıkıyor. Eğer bir de söz konusu siyaset ve siyasetçilerle kavga durumunda iseniz, bir süre sonra toplumsal değişimi anlama çabası tamamen ortadan kalkıyor ve toplumla gerçekçi bağ kurma imkânı kalmıyor. Türkiye’de muhalefetin durumu maalesef bu. Adına “muhalefet” deniyor ama bu kelime asgari ölçüde de olsa alternatif geliştirebilmeyi, dolayısıyla toplumsal değişimin farkında olmayı gerektirir. O nedenle bugün aslında bir “muhalefet” değil “karşıtlık” hareketi var. İktidardaki siyasete ve siyasetçiye karşıt iseniz, gözünüzü ona diker ve ondan başkasını da görmezsiniz.Ne var ki sizlere de halen “siyasetçi” denmekte veya siyasi alanda fikri önder olmanız beklenmektedir. Diğer deyişle bir biçimde toplum üzerine de konuşmanız gerekir. Bu durumda yapabileceğiniz iki şey vardır: Kendi kimliğinizi merkeze alan kategorik bir hak ve itiraz söylemini dillendirmek ve/veya gerçekleri pek dikkate almayan bir normatif doğrular manzumesini tekrarlayıp durmak. Dolayısıyla iş toplum üzerine konuşmaya geldiğinde, AKP karşıtlarında hemen her zaman halkı idealize ederek yücelten ama aynı zamanda “bağımlı değişken” kılmaya yönelik bir eğilim ortaya çıkmakta. Öyle ki sanki iktidar partisi 20 milyonu aşkın koca bir kitleyi istediği gibi yönlendirmekte, lideri de hem partisini hem de bütün bu kitleyi avucunun içinde hamur gibi yoğurmakta.Görünüşte bu epeyce garip bir tutum, çünkü Erdoğan’ın gücünü ve etkisini abartma yolunu seçerek rakibini bizzat büyütüyor. Ama aslında epeyce rasyonel bir tutum… Çünkü bir yandan siyaseti sadece “Erdoğan’la mücadele” parantezine hapsederek büyük kolaylık sağlıyor, diğer yandan da ironik bir biçimde Erdoğan’ın liderlik kapasitesini küçültüyor. Nitekim eğer karşınızda istediğiniz gibi yoğurabildiğiniz bir kitle varsa pek de “kaliteli” bir liderlik yapmanız gerekmez. Zaten yığınlar size biat etmiş durumdadır ve siz de onlara gidilecek yolu işaret edersiniz. Bu yaklaşım AKP karşıtlarının kendilerini psikolojik olarak daha üstün görmelerine de neden oluyor olabilir. AKP’nin “zaten” manipüle edilmeye hazır ve yatkın bir kitleye hitap ettiğini varsayarak, Erdoğan’ın liderliğinin de epeyce “arkaik” türden olduğuna hükmedip kendilerini rahatlatıyor olabilirler.Oysa Türkiye çok farklı bir noktada ve AKP’nin seçmen tabanı giderek geçmişte benzeri olmayan bir çoğullaşmaya doğru gidiyor. Her şeyden önce ekonomik gelişme ve ona paralel giden kentsel yatırımlar yeni bir şehir ve dolayısıyla yeni bir şehir hayatı ortaya çıkarmış durumda. Bu yeni hayatın asıl aktörü kadın, çünkü parayı o harcıyor. Ayrıca harcanan para da artık çok daha fazla çocuğa, sağlığa ve boş zaman kullanımına gidiyor. Buna İslami ve laik kesimleri buluşturan kentsel bir gri alanın varlığını ekleyelim. Artık benzer alışkanlıklara ve gündelik standartlara sahip İslami ve laik ailelerin birlikte komşu olarak yaşadıkları siteler var. Nihayet buna her ailenin kendi içinde melezleştiğini, farklı dindarlık anlayışlarını yan yana yaşattığını ama ailesel bütünlüğün bozulmadığını ekleyelim. Bu tablo AKP’nin tabanı denen büyük kitlenin giderek zihinsel olarak sekülerleştiğini, farklılaştığını ve kişilikleri öne çıkaran bir dönüşüm yaşadığını gösteriyor.Kısacası AKP seçmeni öyle herhangi birinin kolayca yönlendirebileceği bir kitle değil. Tam da bu nedenle Erdoğan’ın liderliği son derece anlamlı ve kıymetli. Erdoğan birçoklarının kolayca yakıştırdığı gibi otoriter bir liderlik sürdürmüyor. Ama sahip olduğu otoriteyi inandırıcı ve kuşatıcı bir biçimde kullanmayı biliyor. Hitap ettiği insanların nasıl çoğullaştığını ve farklılaştığını görerek, nesiller arası değişimin etkilerini dikkate alarak ve partisini söz konusu olağan dışı dönüşümün etkilerine açık tutarak hayati bir taşıyıcılık işlevi yapıyor.Bu süreçte Erdoğan’ın her söylediği söz veya aldığı karar tabii ki tam anlamıyla doğru olmayabiliyor. Karşıtları bu örnekleri dillerine dolayarak onu yıpratacağını sanıyorlar. Ama Erdoğan aldığı kararlarla kendisi arasına mesafe koymayı da başarabilen biri. Bu sayede sahici oluyor. Bu sayede siyasi sezgisini, sağduyusunu ve cesaretini AKP kitlesi için bir güvenceye dönüştürüyor.Erdoğan’ın liderliği ve AKP’nin bizatihi dönüşüm macerası hafife alınabilecek bir mesele değil. Nasıl işlediğini ve niye başarılı olduğunu anlamak için ise toplumun sosyokültürel devinimini ve zihni dönüşümünü anlamak, kaygılarının ve ideallerinin farkında olmak lazım. 10-02-2015 / Akşam

Önceki İçerikBabam öleli beri
Sonraki İçerikDresden bombardımanından PEGİDA’ya