Ermeni ‘gaile’sinden Ermeni Soykırımı’na giden süreç-10

Muhakkak ki, Balkan Savaşları’ndaki büyük yenilgi ve toprak kaybı İttihat ve Terakki’nin (İT) Ermenilere yönelik siyasalarında belirgin bir radikalleşmenin de önünü açtı. Bu siyasalardaki milliyetçi dozajın da artmasıyla birlikte İT’nin Ermenilerin reform taleplerini yerine getireceğine dair inançları ciddi ölçüde sarsılan Ermeni siyasi örgütleri, son tahlilde bu reformların gerçekleştirilmesi adına uluslararası camianın dikkatini çekmeye karar verdi.

 

Bu durumu devletin egemenlik haklarına ve içişlerine müdahale olarak mülahaza eden İttihatçılar, Balkanlar’daki muazzam toprak kaybının da yarattığı beka psikozunun da etkisiyle, Ermenilere yönelik politikaları daha tavizsiz ve şedit bir hal almaya başladı. Fakat son tahlilde Ermeni siyasi örgütlerinin “Şark meselesi”nin çözümünde, daha doğrusu Ermenilerin nüfus bakımından yoğun oldukları Doğu vilayetlerinde reformların hayata geçirilmesi adına bu ‘sorunu’ uluslararası bir zemine çekmekten başka çıkar yolu da bulunmuyor gibiydi.

 

Adana ve çevresinde yaşanan katliamlara maruz kalmalarına ve bu katliamların gerçek faillerinin cezalandırılmamasına rağmen, Ermeniler, Osmanlı anayasası ve rejimine karşı sadık kalmaya devam etmişlerdi. Ancak, bu sadakat, İT’nin politikalarında güçlü bir etki yaratmamıştı. Bu şartlar altında, Ermeni siyasi örgütleri, Avrupalı güçlerin desteğini elde etmek dışında ellerinde bir opsiyonun kalmadığına kani oldular.

 

Bu saikle, liberaller, muhafazakârlar, devrimciler (Hınçaklar) ve sosyal demokratlar (Taşnaklar) olmak üzere neredeyse bütün Ermeni siyasi grupları, Ermeni Siyasi Konseyi adı altında bir araya geldi. Güvenilir kaynaklardan gelen potansiyel bir katliamlar zinciriyle karşı karşıya kalabilecekleri ve buna karşı radikal tedbirleri almaları gerektiği hususunda hemfikirdirler.

 

İçeride Siyasi Konsey’in bu tür faaliyetleri devam ederken, uluslararası arenada yeni bir gelişme temayüz etti. Boğos Nubar Paşa, 1912’nin sonlarına doğru Ermeni Delegasyonu’nun başkanı olarak Ermenistan’daki katolikos tarafından atandı. Bu atama oldukça önemli bir hamleydi, zira Paris’te mukim olan Nubar Paşa, bu sayede reformların kuvveden fiile geçirilmesi için Avrupalı büyük devletleri etkileme şansı yakaladı. Bu minvalde yoğun bir diploması trafiğine girdi.

 

23 Ocak 1913’deki hükümet darbesiyle iktidarı tekrar ele alan İttihat ve Terakki, Boğos Nubar Paşa’nın bu faaliyetlerine büyük tepki gösterdi. Talat Paşa, Nubar Paşa’yı ‘Rusya’nın oyuncağı” olarak tasvir ediyordu. 14 Şubat 1913’te Balkan Savaşları’na kadar yakın ittifak halinde oldukları Taşnaktsutyun ile görüşme yapan İttihatçı liderler, herhangi bir dış müdahaleye mahal vermemeleri konusunda Taşnakları uyardı ve idari reformları gerçekleştirecekleri vaadinde bulundu. Ancak Taşnaklar’ın artık İttihatçılara güveni kalmamıştı. Bu vaatlerin de hayalden ibaret olduğunun farkındaydılar.

 

Boğos Nubar Paşa’nın bu faaliyetlerinden büyük rahatsızlık duyan İttihatçılar, onu devre dışı bırakmak istediler. Bu çerçevede, Taşnakları reformları kuvveden fiile çıkartacaklarına dair ikna etmeye çalıştılar. Zira tek dertleri bu ‘sorununun’ özellikle de imparatorluğun beka kaygısının had safhada olduğu bir zamanda uluslararası bir mesele haline gelmemesi ve bu anlamda dış müdahalelere maruz kalmamaktı.

 

İlaveten, İttihatçılar, 1913’ün sonlarına doğru hem Taşnaktsutyun hem de İstanbul Ermeni Patrikliği ile reformların uygulanması noktasında mutabakata vardıklarını beyan etmişlerdi. Ancak Ermeni siyasetinin önde gelenleri reformların fiiliyata geçirilmesi için Avrupalı devletlerin garantörlüğünde ısrarcıydılar. Zira böyle bir siyasal stratejinin Ermenilerin güvenliği, toprak meselesinin çözümü, eğitimin finanse edebilmek için vergilerin yeniden dağıtılması, yerel ve ulusal ölçekte sivil idarede Ermenilerin yeterli temsili gibi hususların çözümünde kilit bir faktör olduğuna inanmışlardı.

 

Bütün bu gelişmeler karşısında darbeyle iktidarı ele geçiren İttihatçı liderler, Ermenilerin Batılı güçlerin devletin içişlerine müdahalesine zemin hazırlayan siyasi pozisyona şiddetle tepki gösterdi. Krikor Zohrab, günlüğünde Ermenilerin, reformların Avrupalı güçlerin ‘garantör’lüğünde hayata geçirilmesi noktasındaki ısrarının İttihatçılar tarafından devletin egemenlik alanının ‘iğfal’i olarak algılandığını net olarak ifade eder. Bilhassa Enver Paşa’nın İttihat ve Terakki Cemiyeti’nde temsil ettiği kanat bu duruma oldukça tepkiliydi.

 

Hatta Zohrab, 21 Aralık 1913’te kendi evinde gerçekleştirilen gizli bir toplantıda Ermeni siyasi liderlerini taviz vermeleri gerektiği hususunda uyarır ve 1878 Berlin Anlaşması’nın 61. maddesinde serdedilen reform planında İngiltere, Fransa, Rusya ve diğer Avrupa devletlerinin fonksiyonunun bir ‘uluslararası kontrol’ olmadığını aksine bir çeşit ‘uluslararası garantörlük’ olduğunu üstüne basa basa vurgular. Ancak bilhassa Taşnaktsutyun ve diğer siyasi örgütler bu noktada taviz vermeye yanaşmazlar. Bu durum, İttihatçıların Ermenilere yönelik politikalarının daha da radikalleşmesine cevaz verir.

 

Bütün bu gelişmeler aslında Ermeni siyasi örgütleri adına net bir gerçekliği ortaya koyuyordu. O da Jön Türklerin bilhassa da Balkan Savaşları’ndaki yenilgiden sonra reform meselesini rafa kaldırmış olmasıydı. Bu durum Ermenileri Avrupa’nın desteğini almaya ve İttihatçılara baskı uygulaması için Avrupalı büyük güçler nezdinde etki yaratmaya itti.

 

Ermeni Siyasi Konseyi altında inşa edilen özel bir komisyon tarafından Çarlık Rusya’nın İstanbul diplomat ateşesi André Mandelstam’a reformlarla ilgili spesifik öneriler paketi sunuldu. Bu pakette 6 vilayetin birleşmesi; bu vilayetlerin idaresi için Hıristiyan bir vali atanması; Avrupalı güçlerin eğiteceği ve içinde Ermeni askerlerin de olacağı bir jandarma birliğinin kurulması; Hamidiye Alayları’nın ilga edilmesi; yerel yönetimde Ermenice, Kürtçe ve Türkçenin kullanılması; Ermenilere ait topraklara ve arazilere yerleştirilen Müslüman muhacirlerin buralardan çıkartılması ve Avrupalı güçlerin söz konusu taleplerin yerine getirilip getirilmediğini kontrol etmesi gibi konular vardı.

 

Avrupalı büyük güçler arasındaki itilaflara ve çıkar çatışmalarına rağmen bu reform paketi İT’nin birlikte savaşa gireceği Almanya dahil bütün devletler tarafından 8 Şubat 1914’te resmen onaylandı ve İT yönetimi tarafından kabul edildi. 1914’teki bu anlaşma ile İT ve Ermeniler arasındaki siyasi ilişkiler onarılamaz bir biçimde koptu.

Önceki İçerikPKK ergenlik tuzağında
Sonraki İçerikKendimi bilseydim