Ermeni ‘gaile’sinden Ermeni Soykırımı’na giden süreç-20

Bu yazıda Ermeni Soykırımı’nın kısa bir bilançosunu çıkarmaya çalışacağım. Bunu yaparken çeşitli eserlere ve kaynaklara atıfta bulunacağım. Kévorkian-Paboudjian'ın (Les Arméniens Dans L’Empire ottoman a la veille du génocide, Paris: Arhis, 1992, s. 53-7) verilerine göre–ki bu verileri yazarlar Ermeni Patrikanesi'nin nüfus istatistiklerine dayandırmaktadır—1914’te Osmanlı İmparatorluğu topraklarındaki Ermeni nüfusu: 1.915.873'tür. Bu veriler, Katolik ve Protestanlar da dahil tüm Ermeni nüfusunun vilayetlere göre dağılımını, Ermeni nüfusunda meskun köy, kilise ve okul istatistiklerini vermektedir.

 

1914'teki resmi Osmanlı nüfus verilerine göre ise Ermenilerin miktarı: 1.251.785’dir. (Fuat Dündar, Modern Türkiye'nin Şifresi, İstanbul: İletişim Yayınları, 2008, s. 335). Talat Paşa'nın evrak-ı metrukesine göre savaş öncesi Osmanlı Ermeni nüfusu yaklaşık 1.5 milyondur (Murat Bardakçı, Talat Paşa'nın Evrak-ı Metrukesi: Sadrazam Talat Paşa'nın özel arşivinde  bulunan Ermeni tehciri konusundaki belgeler ve hususi yazışmalar, İstanbul: Everest Yayınları, 2008, s. 109). Söz konusu 1.5 milyon ifadesine, tehcir edilen ve kalan Ermeni nüfusun belirtildiği tabloda yer verilmiştir.

Yine Talat Paşa'nın "Evrak-ı Metrukesi"ndeki verilere göre 1917'de imparatorluğun 23 vilayet–Hüdavendigar hariç– ve mutasarrıflığında kalmış olan, her mezhepten Ermeni varlığı ise 350.000-400.000 kadar olduğu tahmin edilir (Murat Bardakçı, Talat Paşa'nın Evrak-ı Metrukesi, s. 109).

Fuat Dündar ise sağ kalan Ermeni nüfusunu 3 kategoriye ayırır: i) Anadolu'da bırakılanlar: 281.000, ii) tehcir edildikleri bölgelerde hayatta kalanlar: 300.000, iii) Osmanlı sınırları dışına kaçarak canını kurtaranlar: 255.000. Buna göre toplamda 836.000 Ermeni’nin, yani 1914'teki 1.5 milyon nüfustan %55'inin sağ kaldığı söylenebilir (Fuat Dündar, Kahir Ekseriyet: Ermeni Nüfus Meselesi (1878-1923), Tarih Vakfı Yurt Yayınları, 2012, s. 167-68).

Raymond Kévorkian'a göre ise sürgün edilenlerden hayatta kalanların sayısı: 115.000’dir. Talat Paşa 1916 Bahar aylarında resmi bir açıklama yaparak, tehcir edilen Ermenilerin 800.000 kayıpların da 300.000 olduğunu belirtmiştir. Yusuf Halaçoğlu’nun hesaplamalarına göre ise Ermeni kayıplarının miktarı: 56.612’dir (Yusuf Halaçoğlu, Facts on the Relocation of Armenians (1914-1918), Ankara: TTK)

Talat Paşa'nın düzeltilmiş rakamlarına göre, 1914 ile 1917 arasında, 1.150.000 (toplam Ermeni nüfusunun %77'si) dolayında Osmanlı Ermenisi yok olmuştur. (Murat Bardakçı, Talat Paşa'nın Evrak-ı Metrukesi, s. 109). Talat Paşa'nın 1917 raporunda gösterdiği üzere, 1 milyonu aşkın Ermeni tehcir edilmiştir.

1918 Kasım’ında, İttihatçıların yerine göreve gelen yeni Osmanlı Hükümeti, Ermeni kayıpları ile ilgili bir komisyon kurar. Bu komisyon Mayıs 1919’da elde ettiği sonuçları açıklar. Buna göre, hayatını kaybeden Ermenilerin sayısı 800,000’dir. 1928 yılında Türk Genel Kurmay Başkanlığı, Birinci Cihan Harbinde kayıplar üzerine bir kitap yayınlar. Genel Kurmayın verdiği sayılara göre, Birinci Cihan Harbi sırasında, “800.000 Ermeni ve 200.000 Rum katli ve tehcir yüzünden veya amele tabularında ölmüştür.” denir. Bu ölümlere 1918 sonrası açlık, hastalık ve katliamlar sonucu Kafkasya’da hayatlarını kaybedenler dâhil değildir. Tüm rakamlar eklendiğinde 1.000.000’un üzerinde bir kayıp sayısına ulaşılır (Bu bilgiler ve veriler için bkz. Taner Akçam’ın Türkçe ve İngilizce yayımlanmış muhtelif kitaplarına bakılabilir).

 

Peki Ermeniler nasıl imha edildi? Ermeniler esas itibariyle çeşitli yöntem, teknik ve stratejilerle imha edilmiştir. Örneğin Karadeniz bölgesinde mukim Ermenilerin kayıklar bindirilmek suretiyle deniz dökülerek öldürülmüşlerdir. Birinci Cihan Harbi sonrası İttihatçıları yargılamak üzere kurulan divan-ı harbi örfilerden 1919’da görülen Trabzon davasında bu durum açıkça tanıkların ifadelerine dayandırılarak ortaya çıkarılmıştır.

Yine bazı bölgelerde Ermeniler—ki bu daha çok Ermenilerin yoğun olarak yaşadığı Vilayet-i Sitte dediğimiz altı vilayette vuku bulmuştur—sürgüne gönderilmeden bulundukları kasaba, nahiye ve köylerde öldürülmüşlerdir. 1916 yılı sonrası Üçüncü Ordu Komutanı olan Vehip Paşa, yazılı bir ifadesinde Bitlis ve Muş bölgesinde tanık olduğu bu imhalara örnekler verir.

Ha keza düzensiz paramiliter birlikler olarak da tanımlayabileceğimiz Teşkilat-ı Mahsusa birlikleri, Kürt, Çerkez ve Çeçenlerden müteşekkil başıbozuklar ve Kürt aşiretleri de tehcir yollarındaki Ermeni kafilelerine saldırılar düzenlemiş ve Ermenilerin varını yoğunu talan etmişlerdir.

İlaveten, Ermenilerin sürgün edildikleri Suriye ve Irak’taki çöl bölgelerinde Ermeniler imha edilmiştir. Suriye vilayetine bağlı Der Zor Ermeniler için adeta bir ölüm kampına çevrilmiştir. 1916’da Der-Zor çöllerinde katledilenlerin sayısının 200,000 civarında olduğu söylenir. Burada bir noktanın altını da çizmek gerekir ki ölümler büyük çoğunluğunu açlık, kıtlık, susuzluk ve salgın hastalıklardan dolayı husule gelmiştir. Ancak burada sorumluluk tehcirin bu şekilde sonuçlanacağını zaten bilen İttihat ve Terakki idarecilerindedir.

 

Önceki İçerikDoğulu iş insanları: “Bize şüpheyle yaklaşmayın”
Sonraki İçerikBelge, Mahçupyan ve gerçekliğin temsili meselesi