Ermeni ‘gaile’sinden Ermeni Soykırımı’na giden süreç-7

 

Gelecek iki yazıda bir önceki yazımda kısaca bahsettiğim iki önemli tarihsel vakadan bahsedeceğim: 31 Mart Vak’ası ve Nisan 1909 Adana Katliam(lar)ı. Bu yazımda 31 Mart Vak’asını tarihsel bağlamına oturtup ele almaya girişeceğim.

 

Serbesti gazetesi başyazarı Hasan Fehmi’nin suikasta kurban gitmesiyle birlikte Anayasal rejimin ilk yılında cereyan eden farklı siyasal kuvvetler arasındaki gerilim tepe noktasına ulaşmıştı. Serbesti gazetesi, Sultan Reşad’ın erkek kardeşinin sahibi olduğu İttihat ve Terakki karşıtı bir yayın organıydı.

 

Mart 1909’nun başından itibaren gazetede İttihatçılara karşı bir dizi yayın yapılmıştı. 6 Nisan 1909’da Hasan Fehmi’nin katledilmesiyle birlikte siyasi durum iyiden iyiye kaosa doğru sürüklenmişti.

 

Liberal siyasi kanat Hasan Fehmi suikastından İttihat ve Terakki’yi sorumlu tutmuştu. Bir kısım siyasi cenahlarda ise suikastın sorumlusu olarak Saray’ı hedef gösterilmişti. Suikastı düzenleyen ve ifa eden faillerin ortaya çıkmaması Meclis’te alevli tartışmaların yaşanmasına cevaz vermişti. Bilhassa İttihatçı karşıtı siyasiler ve mebuslar Meclis’te bu cinayetin siyasi bir eylem olduğunun altını çiziyorlardı. Krikor Zohrab daha da ileri giderek bu cinayetin özgür basına yönelik bir saldırı olduğunu vurguluyordu.

 

İlginç olan bir diğer gelişme ise 5 Nisan 1909’da Derviş Vahdeti’nin liderliğinde ve muazzam bir kalabalık eşliğinde anti-İtithatçı İttihad-ı Muhammedi örgütünün resmen kurulmasıydı.İttihad-ı Muhammedi’nin programı 16 Mart 1909’da yayımlanmıştı. Söz konusu program ziyadesiyle İslamcı ve anti-Batıcı bir damara haizdi. Örgüt bir anlamda İmparatorluğun dindar ve muhafazakâr unsurlarını hedef kitle olarak menzile almıştı. Örgüt’ün resmi yayın organı olan Volkan gazetesi aracılığıyla da Meclis ve ordudaki muhafazakârları etkilemeye çalışıyordu.

 

Esas itibariyle İttihad-ı Muhammedi, Ulema’yı temsil etmiyordu. Bilakis, 31 Mart Vak’asının bastırılmasından sonra, İstanbul’daki Ulema İttihad-ı Muhammedi’yi mahkûm eden bir bildiri yayımlamıştı. Volkan, Hasan Fehmi suikastına oldukça sert ve radikal bir tepki göstermiş, isyan çıkarma tehdidinde bulunmuş ve Ahrar Fırkası ile ortak hareket etmeye başlamıştı.

 

İttihad-ı Muhammedi‘nin hem Osmanlı Ahrar Fırkası hem de Birinci Ordu Birlikleri ile yakın temas halinde olması İttihatçı çevreleri bir hayli rahatsız etmiş ve endişeye sebebiyet vermişti. İşte 31 Mart Vak’ası bu gergin siyasi atmosferde vuku buldu. Bu olay, İttihat ve Terakki’ye muhalif unsurların idare ettiği organize bir girişimdi.

 

12 Nisan akşamı Birinci Ordu’ya mensup birliklerle isyan başladı ve Ayasofya Meydanı’na doğru bu birlikler yürüdü. Meclis binasına kadar yaklaşan birliklere büyük bir kalabalık eşlik etti. Bu kalabalıkları teşkil eden softalar Sultan’ın adını bağırarak, Şeriat’ın yeniden ihya edilmesini talep ediyorlardı. Tepkiler üzerine Hilmi Paşa kabinesi istifa etti. Sultan’ın emri üzerine 14 Nisan’da Tevkif Paşa Sadrazam olarak atandı.

 

Tevfik Paşa’nın Sadaret makamına getirilmesi İttihat ve Terakki Cemiyeti’ne vurulmuş önemli bir darbeydi. Cemiyet’e mensup birçok kişi saklanmış ve/veya kaçmıştı. İttihat ve Terakki’yi destekleyen yayın organları yerle yeksan edilmişti. Latakkiya mebusu karşı devrimciler tarafından İttihatçı yayın organı Tanin’in yazarı Hüseyin Cahid zannedilerek katledildi.

 

Ahmed Rıza, Cavid Bey ve Hüseyin Cahid gibi İttihad-ı Muhammedi’nin hedefinde olan önde gelen Cemiyet mensupları ortadan kaybolmuştu. Cemiyet’in İstanbul’daki merkezi karşı devrimciler tarafından sarsılsa da, Cemiyet 3. Ordu Birliklerinin konuşlandığı Rumeli’de hâlâ son derece güçlüydü.

 

17 Nisan’da Selanik’ten ayrılan Hareket Ordusu isyanı bastırmak ve kamu düzenini yeniden sağlamak için İstanbul’a doğru hareket etti. Ayastefanos’ta konuşlanan Hareket Ordusu yeni hükümet ile müzakerelere başladı. Müzakerelerden sonuçsuz kalması üzerine Hareket Ordusu 23 Nisan’da İstanbul’a girdi, birkaç çatışmadan sonra şehri kontrol altına aldı.

 

31 Mart Vak’ası sadece İttihat ve Terakki için değil; Cemiyet’e karşı devrimcilere karşı verilen bu mücadelede destek veren Ermeni siyasi partileri için de siyasi bir darbeydi. İsyanın bastırılmasıyla birlikte Meclis Sultan Abdülhamid’in hal’ine karar verdi ve kardeşi Sultan Mehmed Reşad tahta çıktı.

 

Önceki İçerikZehir zemberek; Emre Belözoğlu
Sonraki İçerikEtyen Mahçupyan’ın kadim meselesi