Fayları değil binaları konuşalım

 

Elazığ Depremi’nde yeni baştan sarsıldık. Bu “sarsıntı”nın bir boyutu da İstanbul depremi konusunda bir uyarı olması. Deprem bir doğa olayı. Her doğal felaket gibi zamanında gerekli önlemler alınırsa, tahribatı önlenebilir, azaltılabilir. Şimdiye kadar ciddi bir seferberlik yapmadık.

 

Ortalama bir sarsıntıda yıkılması muhtemel binaların, elimizde dökümü yok. Dolayısıyla bu konuya ilişkin bir yol haritamız da yok. İçişleri Bakanı Süleyman Soylu, İstanbul’da büyük bir deprem beklentisi içinde olduklarını açıkladı. Gereken önlemlerin alındığını da öne sürdü. Neyi kastediyor olabilir? Görülebildiği kadarıyla, binalar yıkıldıktan sonra arama-kurtarma konusunda belli bir birikime sahibiz.

 

Elazığ Depremi’nde de arama kurtarma ekiplerinin başarılı bir çalışma yürüttükleri söylenebilir. Ancak bir de bunun öncesi var. Yani binaların durumu var. Önlem, tedaviden daha iyidir. Elazığ’da, en büyük can kayıplarının yaşandığı binalara bakıldığında, eksik malzemeyle yapılmış, beton dayanma süresi bitmiş, mühendislik hizmeti almadan inşa edilmiş binalar olduklarını görüyoruz. Bölgede inceleme yapan inşaat mühendisleri odalarının temsilcileri, bu eksiklere dikkat çekiyor.

 

İstanbul’a gelince

 

Peki İstanbul’da bir deprem seferberliğine girişebilecek miyiz? İnşaat Mühendisleri Odası yetkilileri, vilayet, büyükşehir belediyesi el ele vererek, hızla bir bina dökümü ve dayanıklılık kontrolü yapabilecek mi? Elazığ’daki çürük binaların dayanmayacağını, depremden önce de bilmek mümkündü.

 

İstanbul’da da mümkün. İstanbul’da, ilk yapılması gereken, yıkılacak binaların bir an önce yıkılması ve güçlendirilmesi gerekenlerin güçlendirilmesi. Bunlar kimsenin keyfine bırakılmamalı, ihmale fırsat verilmeden kurumlar meseleye el koymalı. Aslında, hemen bu hafta içinde, bir yol haritası oluşturmaya başlayabiliriz. Görevliler, sokak sokak, mahalle mahalle yollara dökülebilir.

 

İkinci olarak, toplanma yerleri yeni baştan belirlenmeli, gaspedilen alanlar yeniden kazanılmalı ve kullanılabilir hale getirilmeli. Bu yerlerin çoğunun son yıllarda yapılaşmaya açıldığını biliyoruz. Yerine yeni alanlar oluşturulmalı. “Depreme hazırız” demenin şu noktada çok bir şey ifade ettiği söylenemez. Belki depremden sonrasına bir ölçüde hazır durumda olabiliriz.

 

Aslolan, depreme hazır olup olmamak, bu da binalarla ilgili bir konu. Geleceğimizi siyasi çekişmelere, siyasi yarışmalara teslim etmeden, ciddi bir hazırlık için bugünden başlayabiliriz.

 

—- Kitap: “Uzay Gazinosu”, Anıl Nişancalı, İthaki yayınları..

Önceki İçerikSARS’tan Corona’ya ‘gizemli’ Çin salgınları
Sonraki İçerikElazığ ve Malatya’da depremden sonra yaşam