Hepimiz ekonomist olduk, yeter!

Berber Necati abi "FED toplantısında faiz artırırsa dolardaki hareketlenme yukarı yönlü seyredecek, TL'yi baskılayacak, bu fırsat bir daha gelmez," dedi. Yarısı yolunmuş saçlarımla ona baktım. "Abi ne diyorsun?" dedim. "Tayfun," dedi heyecanla, "ödemeyi şimdi yapabilir misin?" "Ne ödemesi abi?" diye sordum. "Tıraştan bahsediyorum oğlum" dedi. "Haaa," dedim. Cebimden ücreti çıkarıp verdim. Çırak Nurettin'i çağırıp eline parayı verdi ve "koş" dedi…

Dün saçlarımı kestirmek için berber Necati Abi’ye gittim.

“Hoşgeldin Tayfun” dedi. Saçlarıma şöyle bir bakıp “Mahvetmişler saçını, başka berbere mi gittin” diye sordu. “Hayır abi, sen kesmiştin,” dedim. “Mahvetmişsin saçı” dedi ve berber koltuğuna tap tap vurup beni çağırdı. Önemli bir sanat eserine zarar vermiş suçluluğu içinde ve ev hayvanı gibi çağrılmamı dert etmemeye çalışarak koltuğa geçtim.

“Nasıl yapıyoruz saçı” diye sordu aynadan bana bakarak. Her zaman kafasına göre yaptığı için anlamsız bir soruydu bu. Ben ne söylersem söyleyeyim Necati Abi öyle olmaz deyip o günkü ruh haline göre bir şeyler yapar.

Afrin operasyonları sırasında, mesela, asker tıraşı yapmıştı. Trump yenildiği gün Amerikan tıraşı yaptı. Necati Abi’nin saçıma verdiği şekil üzerinden onun siyasi duruşunu ve psikolojisini nokta atışı tespit edebilecek seviyeye geldiğimi söyleyebilirim. Saçımı uzun ve modelsiz kestiğinde depresif olduğunu, kısa ve biçimli kestiğinde hayat dolu bir dönem geçirdiğini anlayabiliyorum. Elbette Necati Abi’ye ruh halini benim saçlarıma yansıtmaması gerektiğini çok zamandır söylemek istesem de Necati Abi’nin ruh halinin bunu duymaya müsait olup olmadığını ancak saçımın son halini gördükten sonra anlayabildiğim için her defasında içimde kalıyor.

Necati Abi bir eli telefonda, bir gözü televizyonda tıraşa başladı. “Abi gözünü seveyim şu televizyonu kapat, ya da Kral TV falan aç dedim.” Haftalardır ekonomi haberlerine, ekonomi hakkında tartışma videolarına, ekonomi hakkında Youtube videolarına, ekonomi hakkında otobüs durağı sohbetlerine maruz kalmaktan gına gelmişti.

“Olmaz, kapatamam, piyasayı takip etmem lazım,” dedi gözlerini ekrandan ayırmadan. “Ayrıca Kral TV kapanalı da çok oldu” diye ekledi. Zihnim bir yandan Kral TV’nin kapanmasıyla ekonomik darboğaza girmemiz arasındaki bağlantıyı kurmaya uğraşıyordu. Belki de Kral TV piyasaları rahatlatıyordu farkında değildik.

Necati Abi daha iki tutam kesmişti ki “Aha düştü, alım fırsatı” deyip tıraşı bıraktı. “Ne diyorsun abi, ne düştü?” dedim.

“FED toplantısında faiz artırırsa dolardaki hareketlenme yukarı yönlü seyredecek, TL’yi baskılayacak, bu fırsat bir daha gelmez,” dedi.

Yarısı yolunmuş saçlarımla ona baktım. “Abi ne diyorsun?” dedim. “Tayfun,” dedi heyecanla, “ödemeyi şimdi yapabilir misin?”

“Ne ödemesi abi?” diye sordum. “Tıraştan bahsediyorum oğlum” dedi. “Haaa,” dedim. Cebimden ücreti çıkarıp verdim. Çırak Nurettin’i çağırıp eline parayı verdi ve “koş” dedi. Nurettin fırladı.

Kendimi bir aksiyon filminin ortasında hissediyordum. Nurettin bir süre sonra elinde bir miktar dolarla gelip Necati Abi’ye verdi. O sırada içeri bir dilenci girip Allah rızası için ekmek parası istedi. Necati Abi “Tamamen dolardayım kusura bakma,” deyip beni işaret edince cebimden iki lira çıkarıp verdim. Dilenci avucundaki paraya baktı, “Ekmek üç buçuk lira yalnız, abi,” dedi. Allah’ın rızasını kazanmak için bir buçuk lira daha vermem gerekiyordu. Öyle de yaptım.

Dilenci eleman çıkarken Necati Abi’ye dönüp “FED muhtemelen faizi sabit tutacak, dolarda dikey hareketlenme bekleme. Ons altına ise dikkat,” dedi. Tekrar bana dönüp “Allah ne muradın varsa versin abi” deyip gitti.

Çırak Nurettin kafasını iki yana sallayarak güldü. “FED’in vereceği faiz kararından ziyade Merkez Bankası’nın dövize müdahalesine piyasaların ne tepki vereceği önemli” diyerek benden önceki müşterinin yerde birikmiş saçlarını süpürmeye devam etti.

Necati Abi tıraşı bitirince saçlarıma şöyle bir baktım. Gene berbat kesmişti, çizgilere dikkatle bakıldığında Necati Abi’de anksiyetenin yükseldiği açıkça görülebiliyordu. Elbette ona bunu söylemek yerine akşam kahveye gelip gelmeyeceğini sordum. “Londra borsası kapanır kapanmaz oradayım Tayfun,” dedi. Çıktım.

Bir gazeteci ve aydın olarak halkın nabzını tutmak adına haftada birkaç akşam mahalledeki kahveye giderek okey ve pişpirik oynarım. Saatlerce süren bu seanslarda halkın nabzını tutmanın yanında bazen halkın kafasına okeyi çifter çifter vurduğum da olur. Okeyde iyiyimdir zira. Dün akşam da her zamanki ekiple okeyin başına oturduk. Sonrasında ise kendimi hastanede bulduğum utanç verici olaylar yaşandı. Anlatayım.

Normalde bizim sohbetlerimiz şu havada geçer:

“Selo geliyo şimdi kafana okey *** ***.”

“Ortak taşla. Şunların **** ******”

“Gelmedi ***** ********* kırmızı yedilisi!”

Görüldüğü üzere benim gibi bir aydına yakışmayacak pastoral tonlar var konuşmalarda. Ama halkla halk gibi olma adına yapıyorum bunu. Bazen “Tayfun o nasıl küfür öyle, hiç duymamıştık” diyorlar. Bilmiyorlar ki çalışıp geliyorum.

Dün akşam ise sohbetlerimiz bu pastoral havadan oldukça uzaktı. Bir yandan okey oynarken bir yandan kasap Selahattin Abi Tayvan modelinden bahsediyor, tesisatçı Memduh Çin’de kişi başına düşen patent sayısıyla Türkiye’yi kıyaslayarak bu modelin uygulanamayacağından dem vuruyordu. En son berber Necati abi Dolar/Yen paritesinden bahsetmeye başlayınca bende film koptu. Istakayı devirip ayağa fırladım.

“Lan noluyo!” diye bağırdım sinirden titreyerek.

Afalladılar.

“Noluyo ***** ********!” diye bir daha bağırdım.

“Tayfun içine şeytan mı kaçtı” diye sordu Selahattin abi, çekinerek.

“Lan hayatınız FED olmuş, Merkez Bankası olmuş, Tayvan olmuş! ***** attınız güzelim akşamı! Lan sen berbersin, sen tesisatçısın! Kafayı mı yediniz lan!” diye bağırdım. Bütün kahve ayaklanıp araya girmeye teşebbüs ettiler.

En son Necati Abi’nin boğazını sıkıp “Lan reel faiz senin neyine, parite marite diyon, ağzına yakışmıyo bile, ayrıca saçımı niye böyle kestin lan!” diye bağırdığımı anlattılar. Bayılmışım.

Gözümü hastanede açtım. Hemşire bir yandan telefondan bir şeyleri takip ederken bir yandan da bana serum takıyordu. Doktor gelip durumun nasıl olduğunu sordu. Hemşire “Düştü” deyince, “Yok,” dedim, “düşme yok, ufak bir arbede oldu sadece.” Doktor gözlerini kısmış halde bana baktı. “Senden bahsetmiyoruz,” dedi.