İstanbul’da Suriyeli kadınlar

Suriyeli mülteciler diye başlayan bütün konuşma ve yazılarda yollar paramparça bir hikâyeye çıkıyor. Sanatın diline yansıdıkça belki daha çok yaklaşabileceğiz ortak bütüncül hakikatimize. Belgesel Fotoğrafçısı Sabiha Çimen yakın zamanlarda Galata Fotoğrafhanesi’nde “Kent Mültecileri” başlıklı çalışmasını sergilemişti. İstanbul’da tutunmaya, varolmaya çalışan eğitimli Suriyeli kadınların gündelik yaşamlarından “yüzler”le yüzleştirmişti bizi. Hem de çift kamera ve gece tekniğini başarıyla kullanarak.Halkını kıyıma uğratan bir tiranın bölgede her türlü şiddete davetiye çıkaran yaklaşımları yüzünden dünyaya dağılan Suriye halkından milyonlarla ifade edilen bir nüfus ülkemizde misafir ediliyor. Demografik yapımızın nasıl değiştiğini, Arapça konuşan insanların varlığının nasıl kanıksandığını görebilsek de onlara dokunmak, hissiyatlarına aşina olmak emek istiyor.suriyeli kadın3suriye-kadın-4Çimen bu çalışmada yer alan kadınlarla insandan insana köprüler kurarak güvenlerini sevgilerini kazanmış ilkin. Yüz yıllarca aynı mefkure ve kültür içinde varolduğumuz komşular feleğin ateş dolu çemberinden geçerken, buralarda küme şeklinde algılanmalarını kıran bir çalışma. Onlara yaklaşmamız, teker teker yüzlerini seçebilmemiz, hikâyelerine nüfuz edebilmemiz ortak geleceğin inşası bakımından hayati önemde.Çimen kadınları yakın çekime alırken tek bir poza, dokunsan tuz buz olacak kırılgan hikâyeleri sığdırmayı başarmış. Çekilen fotoğraflarla altlarındaki metinler arasında uyumlu bir tamamlayıcılık var.Kadınların ortak özellikleri belli düzeyde eğitimleri ve savaştan önce hali vakti yerinde bir yaşamları olması. Dilini bilmedikleri, hengamesine henüz karışamadıkları bir şehirde, yüreklerinin yangınıyla ayakta kalma çabaları, beden dillerine belirgin biçimde yansımış.Fotoğraflarda aynı anda parıldayan lirik ve epik görsellik, geceyle anlamlı bir şekilde buluşuyor. Savaştan, yıkımdan, karanlıktan gelen kadınları aydınlık bir gökyüzünün altında fotoğraflamanın uygun düşmeyeceğine inanıyor Çimen. Gece karanlığı elbette işin metaforik tarafı ama bu tercih, koyuluğun içindeki berraklığı ve buradan ilerleyerek umudu yakalamak açısından da çok yerinde bir karar. İnsan varsa umut vardır çünkü. Gecenin hiçbir zaman karanlıkla özdeşleşemeyeceğinin kanıtı yüzlerin dinginliği. Yalnızlığın içinden özgüven ve inanç yükseliyor.suriye-kadın-5suriye-kadınlar-6Sanatçının sergi için yazdığı takdim yazısında Suriyeli kadınlar, Paul Klee’nin 1920 tarihli “Angelus Novus” çalışmasındaki “tarihin meleği”ne benzetilmiş. “Savaşı ve yıkımı arkalarına aldıkları İstanbul’da, önlerine kendi karanlıklarını da katıp ilerliyorlar, artık ne Suriye’ye aitler ne de İstanbul’a. Büyük yıkım ve çatışma tam da burada başlıyor”. Walter Benjamin’in dediği gibi melek aslında bir fırtınaya doğru ilerlemektedir.Şehrin ışıltısına karışıp gitmeleri en azından şimdilik mümkün görünmüyor ama fotoğraflarda içlerindeki fırtınaların şehre yansıması ayan beyan ortada. Şehrin ışıkları sanki değmeden dokunmadan geçiyor üzerlerinden.Bir şey yıkılmaya başladıktan sonra yıkımın peş peşeliğini durdurmak mümkün olmuyor çoğu zaman. Suriyeliler burada bizimle yerliler gibi yaşamaya çalıştıkça hayal kırıklıkları çevreliyor onları kaçınılmaz biçimde. Hatıraların, sırların varlıklarından taşmasını engellemeleri bekleniyor en azından.Çimen’in dediği gibi onları artık konteynır kentlerde, çadırlarda kamplarda tutmak nereye kadar… Bir süre sonra Halep Şam ve ötesinin ardından şehrim dedikleri yer İstanbul olacak ve bunu durdurmak mümkün değil zaten. Sağlık eğitim iş gibi konularda amansız mücadele vererek, kira ücretlerini artıran fırsatçılara, kaçak çalıştırmaya doyamayan patronlara, tacizlere ve acımasız tekliflere karşı kürek çekerek.En çarpıcı olan, gece vakti Eminönü–Fatih hattında çalışan bir belediye otobüsünde görüntülenen 56 yaşındaki İlham Kunberjee’nin otobüsün dışından fotoğraflandığı çalışma. Fatih’te bir falafel dükkânı işleten İlham, malzeme almak için Eminönü’ne gidip geliyor. Hiçbir ülke vize vermemiş. Dünyanın Suriyelilere dar edildiğini söylüyor. Otobüs tam bir araf ve görüntü hiçbir yere ait olamamanın fakat sürekli yolda olmanın hali. Yurtsuzluk ve mültecilik hissiyatı daha iyi ifade edilemezdi. suriyeli kadınlar 2

Madeha Ahmad (23), Humuslu. Alibeyköy’de evinin balkonunda fotoğraflanmış. Bir konfeksiyonda çalışan Ahmad, Türkçe bilmediği için kendini ifade etmek zorunda kaldığında çok heyecanlandığını ve kalbinin hızlıca attığını söylüyor.

suriye-kadın

Elinde akasya dalı tutan 17 yaşındaki Hazar Alnahas’ın fotoğrafına dalıp gidebilir insan saatlerce. Eve, ülkeye, aileye, ait olduğu yere özlemin ipeksi ifadesi. Alnahas’ın parlayan gözleri insanı teselli ediyor. Anne ve babasını Suriye’de bırakıp anneannesiyle göç etmek zorunda kalmış. Alnahas göç ettikten sonra Suriye’de kalan babası Temmuz ayında bir bombardımanda hayatını kaybetmiş. Hazar, akasya ağacını Suriye’deki evlerinin avlusunu hatırlattığı için çok seviyor.

Öğretmen mühendis iş kadını olup ta burada kebapçılarda kuaförerde çalışmaya başlamış kadınlar var. Bunlar yabancı şehirde tutunmanın koşulları belki ama ne zamana kadar. Onları uzun süre takip eden Çimen’in teklifini artık geleceğini burada gören dönmeyi düşünmeyen kadınlar kabul etmiş, fotoğraflarla hikâyelerinin aktktarılmasına razı olmuşlar. Dönmeyi düşünenler cesaret edememiş haklı olarak. Hepsi artık içimizden birileri, şehrin güzel ahalileri. Onların huzur ve güveni dostluğumuzu hissetmeleri hepimizin azim imtihanı.