Kadını nasıl saklasak?

 

Yasaklasak da mı saklasak, nikahlamadan mı saklasak, sarmısaklasak da mı saklasak? 

 

Kadın kendini kendine ve hayata saklasa, bütün koruma kollama girişimlerini boşa çıkarsa, ne güzel olacak… 

 

Nüfus hizmetleri yasası ve bazı yasa değişiklikleri hakkındaki yasa tasarısı Meclis başkanlığına sunuldu, kıyamet koptu. 

 

Nikah hizmetinin müftülüklere de verilecek olması tartışma yarattı. 

 

Ne dünyanın öbür ülkelerinde de olan çocuk gelin sorununu, ne kimi ülkelerde bizim evlilik yaşı alt sınırımızın bile altında gerçekleşen nikahları merak ediyoruz.  

 

Amerika’nın bazı eyaletlerinde evlilik yaşı , ebeveyn izniyle 13’müş. Hadi buna tecavüz suçlusunun yargıdan kurtulması için diyelim.İkisi de birbirinden beter. 

 

İspanya iki yıl öncesine kadar kız çocukların 14’ünde evlendirildiği bir ülke, üstelik AB üyesi bir ülke… Bizim evlilik alt sınırımız, 17…Olağanüstü durumda vasi onayıyla 16’ya, yargı yoluyla inse de, bunun altı sözkonusu değil. Bu örnekleri ya da yasa dışı erken yaş evlilikleri emsal göstermiyorum.  

 

Meclise sunulan son taslağı kaçımızın merak ettiğini merak ediyorum? 

 

İfadelerin güncellenmesi, tanımlara ‘veri paylaşımı kurulu’ ve ‘yetkili idare’ tanımları eklenmesi,aile kütüklerinin tek kayıtta toplanması, kişi ve olay kayıtlarının TC kimlik numarasıyla ilişkilendirilerek İçişleri Bakanlığı yetkisinde olması, kütük bilgilerine velayet vesayet bilgilerinin eklenmesi, bunun gerektiği hallerde bilg inin yalnızca elektronik ortamda tutulması,ikamet izni verilmiş yabancıların kimlik numarası verilerek kütüğe kaydı, ikamet izin şartı aranmaksızın kimlik numarası edinmelerinde Bakanlığın yetkili olması, diplomatik hüviyeti olanların bu hüküm dışında tutulması, çocuğun en çok üç ismi, özgürce ve kısaltmasız edinebilmesi, yurtdışı doğum bildirimlerinin kolay yoldan hızlandırılması, ölü doğumun kütüğe yazılmaması, çoklu doğumda doğuş sırasına göre nüfusa kayıt yanında, il ve ilçe müftülerinin, nikah kıymaya yetkili öbür memurlar arasında sayılması, tanınan yahut babalığa hüküm kararıyla soybağı kurulan çocukların babası hanesine onun ad ve soyadıyla nakli, uzun süre işlem görmeyip, yaş itibarıyla ölmesi muhtemel olanların kayıtlarının Nüfus müdürlüklerince kapatılacağı, bu kayıtların araştırılmasının mülki amir emriyle ancak kolluk güçlerince yapılacağı, araştırma sonucu öldüğü anlaşılanların durumu onaylanarak, sağ olduğu saptananların kayıtlarının açılacağı, ad değiştirmek için artık mahkemeye gidilmeyeceği  belli başlı hüküm değişiklikleri. 

 

Ancak kıyamet, nikah kıyan devlet memurları arasına müftüler de katılacak diye kopuyor.  

 

İş yürüyecek mi, hızlanacak mı, yasa dışı beraberlikler resmiye çevrilecek mi, özellikle doğuda nikah deyince yalnızca imam nikahını anlayan vatandaş, müftü nikah kıyınca zorunlu olarak resmi nikaha dönecek mi,buna bakalım? Değişen nedir? Kadının adının ve eşiyle bağının yasal olarak da varolması,  ilişkinin resmiyet kazanmasının zararı olmadığı gibi, nikahsız ve hak hukuksuz beraberliği kabullenmiş, bir biçimde buna zorlanmış kadının  kazançlı çıkmasının ne sakıncası var? 

 

Nüfus müdürlüğü, belediye memurları, muhtarlar yanı sıra Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı elemanları da üstlense bu netameli işi…Çünkü nikah, nikahsızlık, töre dayatılan kadın, çocukları baba kütüğüne kaydedilemeyen, nesepsiz çocuk sahibi, reşit olmayan bekar anneler ve nikah dışı doğan çocuklar, hep onların başında… Elinde sımsıkı tuttuğu üç taşıyla gelip, o taşları atarsa nikahının düşeceğine inanan doğulu gelinler, nikahta bozguna düşürülmüşler,kendi gelen yahut getirilenler hâlâ hatırımda. 

 

Çorbaya bir avuç tuz atıp, yenmez olunca ‘hadi siz şimdi bu tuzu bu çorbadan çıkarın’, demek yerine, işin başında tadı tuzu ilgili makama vermek, yahut konu yla ilgili hepsinin katılacağı ekip çalışmasıyla politika üretmek, sahada işi yürütmek en doğrusu. 

 

Din devleti olunacağı saplantısıyla ve kadın sorununa tek yanlı çözümcüler, eldeki düğümü dişine vuranlar, hak ve çözüm için yalnız yaygara koparanlar, kurban kadınların kimini görürken kimini tek gözle görüp, yarım ağız söyleyenler yıllardır kadın cephesinin kangrene dönmüş hukuk yaralarından, yoksunluk ve çözümsüzlüğünden yeterince haberdar olsalar belki farklı yerde durur, daha yapıcı olurlar. Geniş bir kadın dayanışma cephesine şimdi her zamandan daha muhtacız. 

 

Asıl, nikaha, beraberliğe giden yolda kimi tıbbi, yasal konular, ailevi ve sosyal sorunlar kime danışılacak? 

 

Eş adaylarının evlilikten ne anladığı, geçimin nasıl olacağı, kadının neden çalışma hayatında olması gerektiği, eve kapanma çağının geçtiği, nasıl ve hangi memurla anlatılacak? 

 

Ruh sağlığı bozuk, parasal ve sosyal geçimde sorunlu kişiler, hem toplumun, hem kendi çocuklarının hem alanda çalışan farklı disiplin uzmanlarının ortak derdi…

 

Yıkıcı eleştiri yerine, yasa taslağı yanı sıra, kadınlarımızı nikah öncesinde, belediye ya da nüfus memuru yahut muhtar, yasa kabul edilirse, müftünün de kıyacağı nikah sonrasında bekleyen sorunlardan haberdar edip, bilinçli kılmak, koruyucu tıp gibi koruyucu sosyal politikayı hızlı şekilde, en küçük birimlere kadar yaymak, kadına şiddet konusunda eğitim ve uygulama seferberliği başlatmak, kadınlarımızı kızlarımızı hayatlarının her safhasında koruyup kollayacak bir sistemi acilen ve hepbirlikte gündeme getirip, hepimizin orada yer ve görev alması gerekmez mi? 

 

 

Önceki İçerikYemen’de 7 milyon kişi açlık tehlikesiyle karşı karşıya
Sonraki İçerikÜniversitelerde hermenötik öğretilebilir mi? Metodolojinin metodolojisi…