‘Kanıma dokunuyor’

 

 

Fransız edebiyatçı Alexandre Dumas’nın şu sözleri, içinde yaşadığımız gerçeği çok güzel ifade ediyor: “Neyin vatana ihanet, neyin vatanseverlik olduğunun tanımı her gün değişebilir.” Son günlerde medya dünyasında yaşadıklarımızı paylaşmak istiyorum: TV yorumcuları, kimi zaman yorumcu olmaktan çıkıyor, miting meydanlarında slogan attırmaya gelmiş militanlara dönüşüyor.

 

Stadyumda taraftarlara seslenen amigo ruhu TV ekranlarına taşınıyor. Siyasi tartışmalar her zaman aşırılıklara, ajitasyona açıktır aslında. Ancak, mekân TV ekranları olunca bu amigo kültürüne hep birlikte maruz kalıyoruz. Propaganda ve ajitasyonun da bir sınırı olmalı. “Şu parti yabancı komploların aleti” diye başlar, “içimizdeki hainler” diye devam ederseniz, buna benzer ağır suçlamaları ardı ardına sıralarsanız; tartışma yolundan sapar.

 

Propaganda “başkalarını, kendi inanmadığınız şeylere inandırma sanatı” olarak da tanımlanır. Bir TV programında konu buna benzer bir “tartışma” ortamına çekilmek istenince itiraz ettim: “Yapmayın, bu üslupla, bu yaklaşımla, olmaz! Birlikte hareket etmek imkânsız hale gelir.

 

Bu ülkenin ana muhalefet partisini düşman gibi görürseniz, göstermeye çalışırsanız, böylesine derin sorunlarla yüz yüze olan ülkemizde başarılı bir dış politika yürütülemez.”

 

Vatanseverlik yarışması

 

Aldığım karşılık şu oldu: “Türk askerine lejyoner demek senin kanına dokunmuyor mu?” İşin içine bu kez “kan” da girince, durum iyice tatsız hale geldi. 

 

“Bak kardeşim, ben iki askeri darbede ‘vatan hainliğiyle’ suçlanmış bir solcuyum. ‘İçimizdeki hain’ diyerek bildiğimiz, geleneksel ve tehdit edici bir dil kullanıyorsun. Yapma bunu. Vatanseverlik yarışına girmeyelim. Kan üzerinden tartışma geliştirmeyelim” dedim. Tabii yalnızca bu dili kullananları sorumlu görmek yeterli değil. Oluşturulan siyasi ortam, siyasetçi gazeteci ilişkisinin yozlaşması gibi etkenler tabloyu daha ağırlaştırıyor.

 

Ancak ben ne dersem diyeyim, bu “konuşma sanatı” belli ki bu döneme özgü olarak sürecek. Kim daha yüksek sesle bağırır ve “hain kollamak” üzere ortalığa çıkarsa, o daha çok ilgi çekecek. Doz yükseltmek istediğinde önüne mikrofon da konacak. Sorunlu bir tablo… Özellikle de birçok kritik kararın alındığı bir dönemde, geniş bir mutabakat imkanını kaybetme ve ortak akıldan uzaklaşma tehlikesi açısından…

 

Tabii bu sorunu yalnızca gazeteci ve yazarların üzerine yıkmak adil değil. Tek başlarına onların çözebileceği bir sorun da değil. Siyaset yapma tarzının, siyasetçi gazeteci ilişkisinin, bir bağımlılık ilişkisinden kurtarılması da bu işin kilit noktalarından birisi.

 

………….

“Arişivim Nerede”, Kadın Eserleri Kütüphanesi ve Bilgi Merkezi Vakfı, 2020 Ajandası

 

Önceki İçerikRecep Aktuğ hayatını kaybetti
Sonraki İçerik“Kahrolsun Salı günleri!”