Ana SayfaYazarlarKatalanların çoğunluğu bağımsızlığa karşı

Katalanların çoğunluğu bağımsızlığa karşı

Katalunya’da kendi geleceğini belirleme referandumu anayasaya aykırı olduğu için 27 Eylül özerk parlamento seçimlerini bağımsızlık plebisitine dönüştüren CDC-ERC ortaklığı 2012 seçimlerine oranla oy ve sandalye kaybetmiş bulunuyor.

CDC (Convergència Democràtica de Catalunya) eski ortağı UDC (Unió Democràtica de Catalunya) ile birlikte CIU (Convergència i Unió) adıyla 1978 yılından bu yana ardı ardına seçim kazanarak Katalunya’nın egemen partisi konumuna gelmişti. CIU ayrıca 1993 ve 1996 yıllarında sırasıyla Sosyalist İşçi Partisi (PSOE) ve Halkçı Parti (PP) azınlık hükümetlerine dışarıdan destek vererek İspanya’nın yönetilebilirliğine katkıda bulunmuştu.  

 

Özerk parlamento seçimlerini kullanarak bağımsızlık için baskı yapmak

CİU, CDC Başkanı Artur Mas’ın 2010’dan sonra bağımsızlıktan yana bir tutum almasıyla birlikte, öteden beri bağımsızlıkçı politika izleyen başkanlığını Oriol Junqueras’ ın yaptığı Cumhuriyetçi Sol ERC (Esquerra Republicana de Catalunya) ile yakınlaşmaya başladı. Bu yakınlaşma, Mas’ın Katalunya’nın geleceğine ilişkin bir referandum vaadiyle gittiği 2012 seçimlerinde ERC lehine oy kaybetmiş olması nedeniyle hükümet olmak için zorunluluk haline de geldi. Bağımsızlık yanlılarının 135 sandalyeli Parlament’de (özerk parlamento) sandalyelerin salt çoğunluğuna sahip olmasının da, anayasaya aykırı olmakla birlikte bir yolu bulunur yapılabilirse bağımsızlık referandumunu kazanmanın da başka yolu yoktu elbette.

 

Artur Mas’ın aritmetik olarak hesabı yanlış değildi kuşkusuz. CİU tek başına salt çoğunluğa yaklaşan Katalunya’nın egemen partisi olduğuna göre, benimsediği tutumu seçmenine kabul ettirdiği takdirde, büyük bir çoğunluk arkasında olacak ve İspanyol hükümetleri üzerinde Demokles’in kılıcını sürekli olarak sallayacaktı.

 

2012 özerk parlamento seçimlerinin ardından kurulan CIU-ERC ortaklığı bu yönde adımlarını sıklaştırmaya başladı. Anımsanacağı gibi, Parlament 23 Ocak 2013’te 41’e karşı 85 oyla bir bağımsızlık bildirgesi benimsedi. Hukuki bağlayıcılığı olmayan ama bağımsızlığın yol haritasını belirleyen bu metin CİU’nun UDC kanadında görüş ayrılıklarına yol açtı. Bu, iki partinin 25 yıllık beraberliğinde sonun başlangıcıydı.

 

Aynı yılın sonunda CIU-ERC ortaklığı bu defa anayasaya aykırı olduğunu ve Anayasa Mahkemesi’nin daha önce Basklara yaptığı gibi iptal edeceğini bildiği referandumun tarihi olarak 9 Kasım 2014’ü ve referandumda halka sorulacak soruları belirledi. Bağımsızlıkçı ortaklığın hesabı İskoçya’da yapılacak referandumun rüzgârından yararlanmaktı. Tahminleri de, dilekleri de İskoç referandumunda “evet” oylarının kazanması yönündeydi. Ama öyle olmadı. İskoçya’da “hayır” oyları kazanırken, İspanya Anayasa Mahkemesi de iyi bildikleri gibi, hem bağımsızlık bildirgesini, hem de referandumu iptal etti.

Siyasi geleceğini Avrupa’da bugünkü koşullarda neredeyse imkânsız olan bağımsızlık projesine bağlayan CDC Başkanı Artur Mas’ın bu tutumu sonunda CIU’nun parçalanması sonucunu doğurdu. UDC kanadı geçen Haziran ayında 1978’den bu yana devam eden CDC ile birlikteliğine son verdi. Ardından özerk hükümette (Generalitat) görev yapan üç UDC etiketli bakanı da çekildi. UDC’nin bağımsızlık projesi nedeniyle ayrılması siyasetin sadece aritmetik hesaplar üzerine kurulmasının çok da doğru olmadığını ortaya koyuyordu kuşkusuz.

 

27 Eylülde referandum yapılıyor olsaydı

Parlament’de salt çoğunluğa sahip olarak Generalitat’ı elinde bulunduran CDC-ERC ortaklığı 27 Eylülde yeniden erken seçime giderek büyük bir kumar oynadı aslında. Kumardı çünkü elindeki salt çoğunlukla gerçekleştiremediği bağımsızlık emelini 18 ay içinde gerçekleştirmek vaadi ile yeniden seçime gitmek, bağımsızlık için Katalunya’da çoğunluk bulunduğunu yinelemek dışında bir anlam taşımıyordu. Taşımıyordu çünkü bağımsızlık yolunda atabileceği anayasal ve yasal adım yoktu.

 

Buna karşılık kaybedebileceği bir şey vardı: o da 2012’de ulaşılan salt çoğunluktu kuşkusuz. Bağımsızlıkçı partiler 2012’de hem oransal olarak (yüzde 57.8) hem sahip oldukları sandalye sayıları bakımından (87) salt çoğunluğa sahiplerdi. Ama bu defa bağımsızlıkçı Yeşiller İttifakı (ICV-EİUA) eridiği için oransal olarak 47.8’e, sandalye olarak 72-73’e düşmüş bulunuyorlar. Başka bir deyişle bağımsızlığa karşı olan partilerin oyları yüzde 52’yi buluyor. Eğer onların istediği gibi 27 Eylülde referandum yapılıyor olsaydı, sandalye sayıları değil, oy oranları esas alınacağından bağımsızlığa “hayır” oyları çoğunluk olacaktı.

 

İlginçtir ki sandıklar açıldığında, gerek Mas, gerek Junqueras sonucun böyle olacağından habersiz bağımsızlık projelerinin halk desteğine sahip olduğunu iddia ediyorlardı. Dünya ve Avrupa basını da, seçim sonuçlarını “bağımsızlığın zaferi” olarak okurlarına duyuruyorlardı.

 

Bağımsızlıkçı cephe Parlament’de salt çoğunluğa sahip olduğu için yeni özerk hükümeti de kuracak ama kısaca CUP denilen Halkçı Birlik Adaylığı’nın (Candidatura d'Unitat Popular) 10 parlamenteri olmasa CDC-ERC listesi sandalye olarak da salt çoğunluğa ulaşamıyordu. Daha da ilginç olan husus, CUP’un Artur Mas’ın Generalitat Başkanlığı’nı desteklemediği yönündeki açıklaması. Bu durumda seçim sonuçlarının faturasının Artur Mas’a çıkarılması olasılığı oldukça yüksek görünüyor.

 

Bağımsızlık konusuna gelince, İspanya içinde kalınmasını savunan siyasi parti temsilcileri hep bir ağızdan Katalan halkının “bağımsızlığa karşı” tercih belirttiğini vurguluyorlar. Bu açıdan bakıldığında bir hayalin uzunca bir süre için sandığa gömüldüğünü söylemek çok da abartılı bir değerlendirme olmasa gerek.   

    

 

 

    

- Advertisment -