İnsanlık suçu ve gerçek!

AKP’nin kendini yenileyip giderek genişleyen, ferahlayan, ülke çapında tansiyonu düşüren bir yolda ilerleyebilmesi, 1925-27 Kemalistlerini çağrıştıran “sağlam irade”ci Jakobenlerinin değil, normalleşme, bütün kesimlerle konuşabillme ve koalisyon(lar) kurabilme yanlısı Jirondenlerinin başarısına bağlı.

…saymıyorum ölüp ölüp dirilttiklerimi

yalnızlığım benim çoğul türkülerim

ne kadar yalansız yaşarsak o kadar iyi  / Can Yücel

 

Gerçekliğin kaybedildiği, kaybedilmek istendiği bir dünyada gerçeği bulmak da aynı derecede zorlaşıyor. Algı yönetiminin çoğu kez gerçeklerin önüne geçtiğini görüyor, yaşıyoruz. Özellikle twitter bu algı yönetiminde en önemli platform olmuş durumda. Gerçekle algının iç içe geçtiği bir ortamda tecrübeli bir gazeteci de olsanız, yanıltılabiliyorsunuz. Ve bir yalanı gerçek sanabiliyorsunuz. Bu utanç verici duruma ben de düştüm. Lafı eğip bükmeden, direkt söyleyeyim; böyle bir yalanı gerçek sandığım için kendimden utandım…

 

Pazar günü, Şırnak’ta çekildiği söylenen bir fotoğraf sosyal medyada gündem oldu. Fotoğrafta öldürülen bir PKK’lı, panzerin arkasında iple bağlanarak sürükleniyordu. Bu kareyi, HDP Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş: “Bu fotoğrafa iyi bakın. Önceki gün Şırnak'ta çekildi. Kimse unutmasın, biz unutmayacağız çünkü” diyerek paylaştı. Benim de bu olaydan, Demirtaş’ın attığı bu twitle haberim oldu. Fotoğrafı ilk gördüğüm anda, içimden yalan olmasını diledim. 90’lı yıllarda tankların, panzerlerin arkasında sürüklenen PKK’lıların insanlık dışı fotoğraflarını hatırlattı bana. Aradan geçen sürede, devlet aynı devlet değildi ve böyle bir olay da olamaz diye düşündüm.

 

Sosyal medyada her şey ışık hızıyla ilerliyor ya, kısa bir süre sonra aynı fotoğrafın ‘photoshop’lu hali yayıldı. Fotoğrafta panzerin arkasında insan yoktu. Ben de ilk gördüğüm anda ‘olamaz bu’ dediğim için ikincisine inandım. İnanmakla kalmayıp, Demirtaş’a hitaben “Türkiyelileşme iddiasında olan HDP'nin genel başkanı, montaj fotoğrafla nefreti körüklüyor. Yalanı yaymak da insanlık suçudur” diye twit attım. Bir süre sonra Demirtaş’ın attığı twitteki fotoğrafın gerçek olduğu ortaya çıktı, sonra da videosu yayınlandı. O an derin bir utanç duydum içimde. Bunun için Demirtaş’tan ve beni takip eden twitdaşlardan özür diliyorum. Yalanı yaymada bir şekilde vesile olduğum için.

 

Başbakan Davutoğlu’nun, görüntü ve fotoğraflar için soruşturma açılması emrini vermesi sevindirici olsa da bu insanlık suçunu işlemeyi, devletin refleksi olarak olağanlaştırmamalıyız. Devlet, PKK’nın alçakça eylemleri ile her şeyden önce hukuku öne çıkararak mücadele etmeli. PKK’ya ‘katil’ diyebilmek için devletin hukuk dışına çıkmadığına inanmak istiyorum öncelikle.

 

Gelelim diğer fotoğrafa: Çözüm sürecini bitiren PKK kendisine vaat edilen ‘kutsal toprakları’ yönetmek için ‘devrimci halk savaşı’ adı altında bir savaş başlattı. Güneydoğu’da il ve ilçelere yerleştirdiği yaşları 15’e kadar düşen gençlerle halk ayaklanması başlatmak istedi. Bunun için ekmek tandırına bomba koyma, okul yakıp olay yerine gelen polisleri bombalı tuzağa düşürme dahil, her türlü alçakça eylemi denediler. Öldürdükleri çocukları saymıyorum bile. PKK’nın istediği halk ayaklanması kabul görmese de kısa sürede birçok insan hayatını kaybetti. Kaybetmeye de devam ediyor. Peki, bu süreçte HDP ve Demirtaş ne yaptı? Hedef saptırdı, PKK’nın yaptığı kanlı eylemleri görmezden geldi. Bir çeşit ‘olay mahallini temizleme’ görevini yerine getirdi. Bunu yaparken de her türlü yalanı kullanarak, algı yönetimini başarıyla uyguladılar. Ki bu süreçte ara ara dile getirdikleri ‘barış’ sözcüğü, hayatımın hiçbir döneminde bu kadar itici gelmemişti bana. Sayelerinde anlamsız, içi boş bir sözcük oldu dünyanın en kıymetli sözü…

 

Bu yazıyı attığım twitten sonra sahte hesap ve fotoğrafların ardına sığınan korkakların bana hitaben ne kadar ‘iyi aile çocuğu!’ olduğumu belirten küfürlerine cevap vermek için yazmıyorum. Bu yazıyı  ‘Geçmişte böyle değildin, şimdi niye böylesin’ diyen eski tanıdıklar için de yazmıyorum. Bu yazıyı PKK’lıların cesetlerine ‘leş’ diyerek paylaşan, canından çok sevdiği kardeşine “Bir daha böyle bir şey paylaşırsan seni kardeşlikten ret ederim” diyen kendim için yazıyorum. Ki, vicdanımı hiçbir zaman aldığım siyasi pozisyonun emrine vermedim. Bundan sonra da vermeyeceğim. Bana aldığınız pozisyon gereği oluşturulan vicdanla gelmeyin. Sonuç olarak diyeceğim şudur:      

PKK’nın bu ülkenin halklarına düşman alçakça eylemlerini şu ya da bu şekilde savunan hiç kimse, insanlıktan ve vicdandan bahsetmesin. Nokta…