O geceki ‘parazit’ nasıl ortaya çıktı?

 

Güney Kore’nin Incheon şehrinden 476 yolcu ve mürettebatıyla kalkan Sewol feribotu, ülkenin tatil cenneti Jeju adasına doğru hareket etmektedir. Yolculardan 325’i okul gezisine çıkmış Danwon Lisesi’nin öğrencileridir. 

 

16 Nisan 2014 sabahı saat: 08.45’de feribot büyük bir gürültüyle sarsılarak durur.

 

Yolcular geminin bir tarafına savrulurlar, bütün tabaklar, bardaklar kırılır, feribotun merdivenlerden çıkmak mümkün değildir.

 

Dümeni, sadece altı ay tecrübesi olan üçüncü zabite bırakıp dinlenmeye ve iddialara göre bir kaç bira içmeye çekilmiş feribotun 69 yaşındaki tecrübeli kaptanı ne olduğunu anlamak için güverteye çıkar.

 

Feribot iskele tarafına doğru yatmıştır ve su almaktadır.

 

Kazanın sebebi dümenin keskin bir dönüş manevrası yapması ve daha sonraki incelemelerde ortaya çıkacak olan feribotun garajındaki araçlar ve güvertesindeki konteynerlerin taşıma kapasitesini zorlayan ağır yüküdür.

 

Kaptan bir anons yaparak, feribotun dengesinin daha da bozulmaması için herkesin can yeleklerini giyerek bulunduğu yerde sabit  kalmasını, hareket etmemesini ister.

 

Acil yardım çağırır. Ama gemi yavaş yaş su almaya başlamıştır. Sahil güvenliğin ancak 40 dakika sonra ulaşacağı geminin yardımına çevredeki balıkçı tekneleri ve özel yatlar yetişir.

 

Dışarı çıkabilenler tahliye edilmeye başlanır.

 

Tahliye edilenler arasında geminin kaptanı ve mürettebatı da vardır.

 

Kaptan ve mürettebat batmakta olan gemiyi terk etmiştir.

 

Ama kaptanın talimatıyla çoğunluğu lise öğrencilerinden oluşan yolcular, sıkışıp kaldıkları geminin henüz su almayan yerlerinde ne olduğundan habersiz kurtarılmayı beklemeye devam etmektedir.

 

Bu arada öğrenciler, aileleriyle mesajlaşmakta, durumu anlatmakta, hatta sonradan ortaya çıkan fotoğraflarda göründüğü gibi olan bitenle dalga geçmektedir.

 

Kore Sahil Güvenlik botları ancak acil çağrıdan 40 dakika sonra batan geminin yanına gelebilir. Hala batmaya devam eden gemiden 172 yolcu ve mürettebat sağ çıkarılır.

 

Televizyonlar batmakta olan feribotu canlı olarak göstermektedir. Hükümet yetkilileri ve sınırlı sayıdaki kurtarma ekipleri bütün yolcuların tahliye edildiğini açıklamıştır. Televizyonlar da yolcuların hepsinin kurtarıldığı haberini geçmektedir.

 

Herkesin gözleri önünde, televizyonların canlı yayınında feribot iki buçuk saatte yavaş yavaş sulara gömülür.

 

Bu arada telefon görüşmeleri kesilen, çocuklarından haber alamayan aileler merakla sahilde toplanmaya başlamıştır.

 

Kurtarılıp kıyıya çıkarılan yolcular arasında çocuklarını ararlar. Ama bulamazlar.

 

Acı gerçek kısa sürede ortaya çıkar. Feribot içerisinde kurtarılmayı bekleyen 304 yolcusuyla birlikte batmıştır. 

 

304 yolcunun 250’si lise öğrencileridir.

 

Devletin ve ailelerinin gözleri önünde canlı yayında 304 kişi sulara gömülmüştür.

 

Kıyıda toplanan aileler çocuklarından aldıkları son mesajlarda kapalı bir yerde olduklarını öğrenmişlerdir. Hala ümitlidirler ama hava muhalefeti gerekçesiyle dalgıçlar gemi enkazına dalamaz. Kurtarma ekipleri çok yetersizdir. Koreli yetkililer, Japonya ve ABD’den gelen kurtarma yardım tekliflerini de “gerek yok” diyerek reddetmişlerdir.

 

Ülke tarihinin en büyük trajedisi yaşanmaktadır. Devlet kurumları ve medyasıyla iflas etmiştir.

 

Ama bütün Güney Kore bu trajediye kilitlenmişken ülkenin Cumhurbaşkanı ortalıklarda yoktur.

 

1963 ile 1979 yılları arasında ülkeyi demir yumrukla yönetmiş darbeci diktatör Park Chung-hee’nin kızı olan, Güney Kore’nin ilk kadın Cumhurbaşkanı Park Geun-hye ancak faciadan yedi saat sonra ortaya çıkar. Çocuklarını kurtarılmasını bekleyen acılı ailelerin toplandığı yere geldiğinde protesto edilir.

 

Aileler günlerce beklerler. Sonra ümitler tükenir En azından çocuklarının cesetlerini almak isterler ama arama kurtarma çalışmaları durmuştur. Aileler kurtarma ekibi beklerken, devlet ajansı Yonhap 640 kişilik kurtarma ekibinin çalışmalara devam ettiği gibi yalan haberler geçmektedir.

 

Tepkiler hükümete yönelince medya trajediyle ilgili haberleri görmemeye başlamıştır, ailelerin sesini bir kaç bağımsız gazeteci duyurma çalışmaktadır.

 

Trajedideki ihmaller yüzünden Başkent Seul’de Cumhurbaşkanlığı önünde protestolar düzenlenir. Protestoların sembolü “Sarı kurdele” olmuştur.

 

Hyundai’nin kurucusunun oğlu bir iktidar partisi yöneticisi, yerden yere vurulan Cumhurbaşkanı’nı savunayım derken, çoğunluğu acılı ailelerden oluşan protestoculara “barbarlar” deyince öfke iyice artar. Devlet televizyonu da kazada ölen insan sayısının trafik kazalarında ölenden az olduğu hakkında bir haberi yapmıştır.

 

Daha sonra Kore İstihbaratı’nın Cumhurbaşkanı’nın talimatıyla, medyadan bunun sadece kaza olduğunun altının çizileceği yayınlar yapılmasını istediği, protestoların kontrol altına alınması için çalıştığı ortaya çıkacaktır.

 

Sewol faciası, popülerlik oranı yüzde 70’lere çıkmış olan Cumhurbaşkanı Park Geun-hye’in popülaritesini bir anda yüzde 30’lara düşürmüştür.

 

Kazanın birinci yıldönümünde uluslararası prestiji olan Busan Film Festivali’nde kazada devletin beceriksizliğini anlatan ve Cumhurbaşkanı’nın eleştiren “Hakikat Sewol ile Batmaz” adlı bir belgesel programa alınır.

 

Festivali finanse eden, Cumhurbaşkanı’na çok yakın Busan Belediye Başkanı, belgeselin gösterilmemesi için baskı yapar.

 

Koreli sinemacılar, festivali boykot ederler, büyük tartışmalar çıkar. Belgesel gösterilir ama ertesi yıl Busan Belediyesi, ülkenin dünya çapında itibarlı festivalinden desteğini çeker.

 

Bu arada belgeselin yönetmeni hakkında zimmetine para geçirmekten dava açılıp, hapis cezası verilmiştir.

 

Bu siyasi baskılar, sansür girişimi Kore sinemasının ünlü isimlerini ayağa kaldırır, bildiler yayınlanır.

 

Festivale yönelik siyasi baskıları protesto eden isimlerden biri de Sewol faciasında en başından itibaren hükümete yönelik protestolara katılmış Kore Yönetmenler Birliği başkanıdır:

 

Bong Joon-Ho.

 

Bir kaç gün önce, 92 yıllık Oscar tarihinde bir ilke imza atarak İngilizce dışındaki bir dilde çekilmiş filmiyle en iyi film ödülünü havaya kaldıran yönetmen.

 

2016 yılının son günlerinde Kore, Cumhurbaşkanı Park Geun-hye hakkında patlak veren korkutucu bir skandalla çalkalanır.

 

Skandal, 60 yaşında Cumhurbaşkanı’na yakın Choi Soon-sil adlı bir kadının tabletini Almanya’da bir araba kiralama şirketinin aracından unutmasıyla ortaya çıkmıştır.

 

Tablette Cumhurbaşkanı Park Geun-hye’in konuşmalarının editlenmiş versiyonları bulunur.

 

60 yaşındaki kadın, Cumhurbaşkanı Park Geun-hye’in, Cumhurbaşkanı babası Park Chung-hee’ye özel danışmanlık yapmış, “Kore’nin Rasputin”i olarak anılan, pagan-hristiyan tarikatı lideri Choi Tae-min’in kızıdır.

 

Cumhurbaşkanı Park Geun-hye’in anne ve babası 1979’da bir suikast sonucu öldükten sonra, bu ‘Koreli Rasputin’, ailesini kaybetmiş genç Park Geun-hye’e yaklaşmış, rüyasında annesini gördüğünü ve kendisi üzerinden onunla konuşmak istediğini söylemiştir.

 

Annesine çok düşkün olan Park Geun-hye de genç yaşlarından itibaren bu tarikat liderinin etkisi altına girer. Adam ölünce de yerine kızı geçer.

 

Artık kızı üzerinden annesinin ruhuyla konuşmaya devam ettiğini düşünmektedir.

 

Bu karanlık, gizemli kadın, Cumhurbaşkanı’nın bütün konuları danıştığı, konuşmalarına son şeklini veren, devlet sırlarını paylaştığı akıl hocası olmuştur. Tabii Cumhurbaşkanı’na ulaşmaya çalışan, işlerini halletmek isteyenlerin de bağlantı noktasıdır. Samsung’un ona rüşvet vererek Cumhurbaşkanı’yla işlerini hallettiği ortaya çıkınca gözaltına alınır.

 

Sewol feribotunun batmasından sonra Cumhurbaşkanı’nın o kayıp yedi saati nerede geçirdiği de artık netleşmiştir.

 

2014 yılında bunu iddia ettiğinde hakkında dava açılan ve sınır dışı edilen Japon gazetecinin dediği gibi, Cumhurbaşkanı, faciadan sonraki yedi saat boyunca tarikat lideri Choi Soon- sil’in yanındadır.

 

Bu tuhaf ilişki, feribot kazasındaki devletin büyük ihmalini komplo teorilerine çevirir. Cumhurbaşkanı ve gizemli kadının o sırada gizli bir ayin yaptıkları, bu gemi kazasının da o ayinde çocukların kurban edilmesi yüzünden yaşandığına çok kişi inanmaya başlar.

 

Park Geun-hye’in artık destek oranı yüzde beşlere düşmüştür. Yolsuzluk soruşturmasıyla görevden azledilir.

 

Gözaltına alınır. Hakkında soruşturmalar başlar. İddiaları araştırmak için bir hakikat komisyonu kurulur. Ortaya yeni belgeler ve iddialar çıkmaktadır.

 

Onlardan en tepki çekeni 60 sayfalık, içinde 9473 ismin bulunduğu bir kara listedir.

 

Liste Sewol faciası sonrasında, Cumhurbaşkanı’nın isteğiyle Kültür Bakanlığı tarafından hazırlanmıştır. Kara listede feribot kazası başta olmak üzere, iktidara muhalif olan Koreli sanatçılar, sinemacılar, yazarlar, oyuncuların adları vardır.

 

“Vejetaryen” kitabıyla ünlenen Man Booker ödüllü Koreli yazar Han Kang, “İhtiyar Delikanlı” ve “Hizmetçi” filmleriyle tanınan yönetmen Park Chan-wook ve en son Parazit filmindeki baba rolünde izlediğimiz oyuncu Song Kang-ho ve tabii filmin yönetmeni, Yönetmenler Birliği başkanı Bong Joon-Ho…

 

Kara listedeki isimlere devlet destekleri kesilmiş, şirketlerine zorluklar çıkarılmıştır.

 

Kara listenin ortaya çıkması üzerine Bong Joon-Ho ve listedeki diğer isimler Cumhurbaşkanlığı Sarayı önünde protesto gösterisi düzenleyerek sorumluların yargılanmasını isterler. Dönemin kültür bakanı ve yedi görevli bu kara liste soruşturmasında tutuklanır.

 

Ama soruşturma ilerledikçe bunun ilk kara liste olmadığı ortaya çıkar.

 

Park Geun-hye’den önceki, yine muhafazakar partiden ve yine eski Hyundai yöneticisi olan Cumhurbaşkanı Li Myong-bak döneminde de 82 film yapımcısı, yönetmen ve oyuncunun içinde olduğu bir kara liste hazırlanmıştır.

 

Ama bu sadece bir kara liste değil “Kültürel İktidarı Dengelemek için Temel Strateji” adlı bir plandır.

 

Kore film endüstrisinin daha çok muhalif ve solcuların elinde olmasına karşı muhafazakar Cumhurbaşkanı, kültürel iktidarı ele geçirme planı hazırlatmıştır.

 

Planın bir boyutu istihbarat örgütü tarafından hazırlanmış bir psikolojik hareket planıdır. Kara listedeki ünlülerin ajanslarına vergi incelemeleri başlatma, medyaya bu isimlerin görünürlüğünü azaltmak için baskı yapma, kamu kaynaklarını kesme, haklarında kara propaganda bilgileri yayma gibi kirli yöntemlere başvurulur.

 

Bu psikolojik operasyonlardan biri muhalif iki aktörü bir cafede çıplak halde yerde yatarken gösteren photoshoplu bir fotoğrafın ülkenin istihbarat örgütü tarafından sosyal medyada dolaşıma sokulması olur.

 

82 kişilik kara listedeki isimlerden biri de yine Bong Joon-Ho’ydu.

 

2003 yapımı Cinayet Günlüğü’nde beceriksiz Kore devleti,  2006 yapımı Yaratık’ta ABD ordusu, 2013 yapımı Kar Küreyici’de küresel iklim değişikliği hedefindeydi.

 

Filmlerindeki bu muhalif temalar yüzünden fişlenmiş, çalışmalarına engel olunmaya çalışılmıştı.

 

Halbuki Kore’nin bütün dünyada ilgi çeken sineması, 1988’de ülkenin diktatörlükten demokrasiye geçmesiyle ortaya çıkan özgürlük atmosferinin meyvelerinden biriydi.

 

Sinema sektörünü önünü açan ise yıllarca diktatörlük rejimine karşı mücadele ettikten sonra, 1998 yılında Cumhurbaşkanı seçilen ‘Asya’nın Mandelası’ lakaplı, Nobel Barış Ödülü sahibi Kim Dae-Jung’un “destekle ama karışma” politikası olmuştu.

 

Bu dönemde kültürel çalışmalar için ülke bütçesinden yüzde 1’lik bir destek ayrılmıştı.

 

Ondan sonra gelen iki muhafazakar cumhurbaşkanı ise artık dünyayı kasıp kavuran “Yeni Dalga” Kore sineması yerine, Kuzey Kore ile savaş yıllarının kahramanlık hikayelerini anlatan milliyetçi, vatansever filmler yapılması için çaba göstermişlerdi.

 

Ama devlet eliyle, kara listelerle yürütülen bu zorla “kültürel iktidar” projeleri başarısız oldu.

 

Kendi ülkesinde sistem karşıtı, solcu, anti-Amerikancı diye kara listelere alınan Bong Joon-Ho, dünya film endüstrisinin en önemli ödüllerini tek tek topladı. Önce Cannes’da Altın Palmiye’yi, ardından 92 yıl sonra bir ilki gerçekleştirerek, en iyi film dalında Amerikan kültür dünyasının en büyük ödülü Oscar’ı Korece bir filmle aldı.

 

Kürsüye çıkıp, tercümanı eşliğinde Korece konuştu. Filmi başta ABD olmak üzere bütün dünya gişelerde de büyük başarı elde etti.

 

Muhafazalar-sağcı cumhurbaşkanlarının desteklediği hamasi, milliyetçi filmlerinin yapamayacağı kadar Kore milletinin gururunu okşadı.

 

Bong Joon-Ho, Parazit’le dört Oscar’ı kucaklarken filmin sınıf çatışması, yoksulluk, eşitsizlik üzerine olan siyasi mesajı gündeme geldi.

 

Halbuki Bong Joon-Ho’nun kendi hikayesi, filmin hikayesinden daha siyasi ve bize çok daha tanıdık.

 

Herkes kendi cesareti, becerisi, yaratıcılığı ve tercihleriyle kendi hikayesini yazar. Bir ülkenin insan kaynağı, potansiyeli, yaratıcılığı siyaseten ezilmezse, önü kapanmazsa, bizden-sizden diye ayrımcılığa uğratılmazsa o ülkenin zenginliğine dönüşür.

 

Kendi ülkesinde parazit olarak görünen, çoğunluğu çocuk yaşta 304 insanın hayatını kaybettiği bir facia için sesini yükselten ve bunun bedelini kara listelere girerek ödeyen bir yönetmen, adını dünya sinema tarihinin daha önce kimsenin yer almadığı beyaz sayfalarına işte böyle yazdırdı. Hem de Korece…

Önceki İçerikGizemli flash disk artık haber, çünkü İlker Başbuğ’a vurmada kullanışlı…
Sonraki İçerikKısa film ve fotoğrafla göç