Türkiye’de bir kazan/kazan durumu!

Başta Kobani olayı olmak üzere Kürt oylarının hızlı değişiminde alevlenen Kürt milliyetçiliğinin doğallığını, yani kendiliğindenliğini ve samimiyetini de sorgulamıştım. Özellikle de Kobani olaylarında Türkiye'nin DAEŞ'e (yahut IŞİD’a) karşı askeri bir müdahale yapmasının da ne kadar yanlış bir politika olacağını, biraz da sert bir dille eleştirmiştim.

 

Koalisyon görüşmelerinin ilk turu partilere bir yeniden tanışma ve rehabilitasyon imkanı sundu. Seçim sürecinde karşılıklı yapılan suçlamalar ve radikalizm yumuşayarak yerini ortak sağduyuya terk etti. AKP yönetiminin son yıllarını bir ayrışma ve kutuplaşma olarak görenler için bu olgunluk şaşırtıcı olabilir. Ancak söz konusu gerilimin esas olarak laik kesimin psikolojisinden beslendiği ve bir tür neo-con stratejinin uzantısı olduğu düşünüldüğünde şaşırtıcı olmaktan çıkar. Bu kadar hızlı bir normalleşme aslında geçmişte zorlama bir atmosferin siyaseten üretildiğini ima etmekte.  

 

Ancak söz konusu olumlu ortamın bir başka nedeni daha var: Türkiye’nin önünde sadece iki anlamlı seçenek kaldı ve bunlardan biri herkesin işine geliyor. Yeniden seçime gitmeden istikrarlı bir hükümet kurmanın tek yolu bir AKP/CHP koalisyonu… İşin ilginci bu işbirliği sadece finans çevrelerinin değil, dört partinin de teşvikini ve desteğini alıyor. Her birinin kendince rasyonel nedenleri var…

 

HDP’nin PKK vesayeti altında kaldığı sürece AKP tarafından ‘ortak’ olarak kabul görmesi mümkün gözükmüyor. Öte yandan bu vesayetten kurtulmak ve kendi ayakları üzerinde durabilmek HDP için temel stratejik ihtiyaç. Dolayısıyla bu parti bir AKP/MHP koalisyonundan çok çekiniyor çünkü bu durum çatışmacı zihniyetin derinleşmesini ve HDP’nin PKK siyaseti altında ezilmesini ifade edecek. Oysa CHP ile koalisyon hem HDP’ye gerektiğinde sert muhalefet imkanı, hem de çözüm süreci devam edeceği için muhataplık şansı verecek. Ayrıca eğer hükümet başarısız olursa gelecek seçimde oyların artma ihtimali de var.

 

MHP baştan itibaren hükümette yer almayacağını deklare etti ve bu duruşunu tutarlı biçimde sürdürdü. Parti ‘ana muhalefet’ konumuna oturmak istiyor ve bunun tek yolu da kendisinden daha fazla oy almış iki partinin birlikte hükümette olması. Böylece yıpranmamayı ve siyaset üretmese bile gücünü korumayı hedefliyor. Ek olarak Kürt meselesinde çözümün zorlanacak olmasının Türk milliyetçiliğini artıracağı hesaplanıyor. Üstelik eğer hükümet başarısız olursa MHP’nin her iki partiden de oy devşirme şansı doğacak.    

 

CHP ise iktidara mahkûm. AKP oy kaybederken hiç oy artıramayan bu parti giderek köhneleşiyor. Son seçimde yeni seçmenden en az payı CHP aldı. Ayrıca seçmen yaş ortalamasının en yüksek olduğu parti de bu… Eğer kendisini kanıtlayacak ve değiştirecek bir imkan yaratamasa CHP’nin adım adım ‘eskiyeceğini’ öngörmek zor değil. Kendisini kanıtlaması ise hükümette yer alıp gerçekten de yönetebilme becerisi olduğunu topluma göstermekle bağlantılı. Muhalefette kalırsa erime ihtimali ile karşı karşıya olan bu partinin önümüzdeki on yılda başka bir iktidar fırsatı bulamama ihtimalini de unutmamak lazım.

 

En belirsiz durumda olan ise AKP… Seçim sonrasını çok iyi yönettiler ve AKP’siz bir hükümetin mümkün olmadığı görüldükçe özgüvenleri yerine geldi. Muhtemel bir erken seçimde oy artırma ihtimali en fazla olan parti de bu. Dolayısıyla koalisyon görüşmelerine çok rahat giriyor. Buna karşılık uzun vadeli bir stratejik bakışın ön planda olduğu görülüyor. CHP ile hükümet AKP üzerindeki bütün manipülatif analizleri gündemden çıkartacak. Batı dünyası ile güven tazeleme ve Alevi meselesini uzlaşma ile çözme, yeni anayasada adım atma imkanı doğacak. Koalisyonun bozulması durumunda istikrar kaygısının yine AKP’ye yarayacağı da söylenebilir.

 

Kısacası ortada bir kazan/kazan durumu var. Alışık olmadığımız için hâlâ bazı AKP’lilerin kafası yatmamış olabilir. Ama yapay gerilimlerden sonra gelen normalleşme dönemleri böyle bir denge yaratabiliyor.