Yeni anayasa ve “ilk dört madde” meselesi – II

Önce kısaca hatırlayalım:

 

Dünkü yazımda, Başbakan Davutoğlu ile CHP lideri Kılıçdaroğlu arasındaki yapıcı ilişkinin değerli olduğunu belirtmiş, ancak bundan yeni bir anayasa çıkmasının güçlüğüne işaret etmiştim.

 

Özellikle “ilk dört madde”nin değiştirilmemesi konusundaki CHP ısrarının, yeni demeyi hak edecek bir anayasayı imkansız kıldığını ilk iki madde üzerinden göstermeye çalışmıştım.

 

Şimdi sıra 3. ve 4. maddelerde.

 

Ama önce şu maddeleri bir kez daha hatırlayalım:

 

 

1-   Türkiye Devleti bir Cumhuriyettir.

2-  Türkiye Cumhuriyeti, toplumun huzuru, millî dayanışma ve adalet anlayışı içinde, insan haklarına saygılı, Atatürk milliyetçiliğine bağlı, başlangıçta belirtilen temel ilkelere dayanan, demokratik, lâik ve sosyal bir hukuk Devletidir.

3-  Türkiye Devleti, ülkesi ve milletiyle bölünmez bir bütündür. Dili Türkçedir. Bayrağı, şekli kanununda belirtilen, beyaz ay yıldızlı al bayraktır. Millî marşı “İstiklal Marşı”dır. Başkenti Ankara’dır.

4-  Anayasanın 1 inci maddesindeki Devletin şeklinin Cumhuriyet olduğu hakkındaki hüküm ile, 2 nci maddesindeki Cumhuriyetin nitelikleri ve 3 üncü maddesi hükümleri değiştirilemez ve değiştirilmesi teklif edilemez.

 

 

Üçüncü madde: En az sorunlu görünen madde bu. Çünkü ifade sorunlu bir zihniyetle kaleme alınmış olsa da (“devletin ülkesi ve milleti” gibi) bölünme isteyen yok. Başkentin Ankara olmasına itiraz edene rastlamadım. Bayrak ve İstiklal Marşı da tartışma gündeminde değil (Kaldı ki olabilirdi de, madem sahiden demokratik yoldan bir anayasa yapılacak, demosa “bunu yaptırmam” veya “onu tartıştırmam” deme makamında,  ondan daha üst bir otorite olamaz).

 

Ama onda da asıl sorun resmi dil. Maddede devletin “dili Türkçedir” deniyor. Herkes biliyor ki, devletin dili olmaz, insanların olur; devletin resmi dili veya dilleri olur.

 

Bu maddede yapılması gereken, ikinci veya daha fazla resmi dil için kapıyı açmak ve bu maddeyi, BDP önerisinde olduğu gibi, kamuda anadilin kullanımına da imkan verecek şekilde kaleme almak.

 

Dördüncü madde: Eğer devletin ideolojik tarafsızlığına karşıysanız, çeşitlilik ve çoğulculuğun Atatürkçülük veya başka bir ideoloji karşısında “koruma göremez” olmaya devam etmesini istiyorsanız, onu da “kırmızıçizgi” olarak seçmeniz anlaşılabilir.

 

Ama sahiden yeni anayasa istiyorsanız, ideolojik dayatmanın anayasal temelini terk etmek zorundasınız.

 

Hem Atatürk milliyetçiliğini veya onun ilke ve inkılaplarını resmi ideoloji yapıp hem de herkese eşit mesafede duran tarafsız devletten söz edemezsiniz.

 

Eğer bir ideolojiye değişmezlik atfedip onu, karşısında hiçbir “faaliyetin” koruma göremeyeceği bir konuma yerleştirirseniz, devletin demokratik olma niteliğini anlamamışsınız veya kabul etmiyorsunuz demektir; devletin o “ilke ve inkılapları” paylaşmayan vatandaşlara ayrımcılık yapmasının anayasal temelini oluşturuyorsunuz demektir.

 

CHP yeni anayasa istiyor mu?

 

Yeni dönemde CHP’nin yapıcı bir siyasi tutum izleyeceğine ilişkin işaretler heyecan verici. İki lider arasındaki iletişim de taktire şayan. Bundan Türkiye’de siyasetin olumlu anlamda dönüşümü adına umutlanmak mümkün, ama yeni anayasa adına değil. Çünkü ilk dört madde değişmesin demek, aslında yeni anayasa istemiyorum demektir.

 

Sadece “ilk dört madde” meselesi de değil. Vatandaşlık tanımından anadilde eğitime kadar pek çok konuda CHP önerileri, özgürlükçü demokratik bir anayasa perspektifiyle örtüşmüyor.  Bu parti bir yandan değişime direniyor ama aynı zamanda kendi duruşundan çok da memnun görünmüyor. CHP lideri, IMC TV’de katıldığı bir programda, 2. ve 3. maddelerin değiştirilmesine ilişkin bir soruya olumlu cevap vererek değişime kapı aralayan bir tutum sergilemişti; bugün tekrar geri adım atmış görünüyor.

 

Son olarak bir hususa daha işaret etmekte fayda var: CHP’nin onca sahip çıktığı bu dört değişmez madde, tam da şikayet ettikleri 12 Eylül hukukundan geliyor. Onca övdükleri 1961 Anayasasında sadece bir değişmez madde vardı, o da “devlet şeklinin cumhuriyet olduğu”na ilişkin 1. madde.  1924 Anayasasında da öyle. Yani CHP bu dört maddede ısrar ederken, hem içerik hem de değişmez maddelere ilişkin kapsam bakımından 12 Eylül hukukunu sahiplenmiş oluyor. Tıpkı önceki yazıda belirttiğim 61’deki “insan haklarına dayalı” ifadesinin yerine 12 Eylül anayasasındaki “insan haklarına saygılı”yı tercih etmesinde olduğu gibi.

 

CHP bu tutumu anayasa konusunda sahiden de perspektifi net olmadığı için mi yapıyor, yoksa bir taktik olarak mı, tartışılır. Ama bu tutum onunla anayasa üzerine sahici bir konuşma yapmayı ciddi biçimde güçleştiriyor. CHP ilk dört maddede ısrarcı olursa, buradan yeni anayasa çıkmayacağını bilerek işe koyulmak gerek.

 

Bütün bunlar bir yana, anayasada neden değişmez, değiştirilmesi teklif dahi edilemez maddeler var? Nedir bundaki ısrar?

 

Bunu da ayrı bir yazıda ele almak gerek.

 

Önceki İçerikABD Genelkurmay Başkanı geliyor
Sonraki İçerikÖzerklik seçeneği için yanlış tercih