Yüksek ahlak, ileri teknoloji ve patlama!

İşçiler sigortasız ve asgari ücretle çalıştırıldıklarını söylüyor, tedbirsizlikten şikayet ediyordu. Daha önce fabrikada 2.5 yıl çalışmış ve son patlamada fabrika işçisi yengesini kaybetmiş Sultan Doğan’ın sözleri şartları özetliyor: “Paramızı vermiyorlardı, her taraf ilaçtı, baruttu. Bunları söylüyoruz, müdür küfürlü konuşuyor. Ben şikayetçiyim, yengemi yiyen onlar göz göre göre. Hiçbir tedbir yok.”

“Yüksek teknolojiyle/ Güzel ahlak terkibi/ Doğdu yurdun ufkundan/ MÜSİAD güneş gibi…”
MÜSİAD’ın 16’ıncı yılında bestelenmiş marşı böyle başlıyor.

MÜSİAD ya da uzun adıyla Müstakil Sanayiciler ve İşadamları Derneği, 1991 yılında “Yüksek ahlak ve ileri teknoloji” sloganıyla kurulmuştu.

Kurulduğu günden itibaren TÜSİAD’a nazire yapan adındaki MÜ’nün ‘müstakil’in değil, Müslüman’ın MÜ’sü olduğu söylendi. En başta niyetleri bu olmasa da kurucuları bu yakıştırmadan rahatsızlık duymadılar.

MÜSİAD’ın 25’inci yılı için hazırlanan kitaptan öğreniyoruz ki, 1991 yılında ilk toplantısını Hacı Abdullah lokantasında yapan işadamlarının bir araya gelmesinde Necmettin Erbakan’ın teşvikleri ve onun işadamlarını örgütleme görevini verdiği dönemin Refah Partisi İstanbul İl Başkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın önemli katkıları olmuştu.

Kitapta anlatılan hatıralara göre kurulmasından kısa bir süre sonra Çankaya Köşkünde görüştükleri Cumhurbaşkanı Özal da MÜSİAD heyetine övgü dolu sözler söylemişti:

“Çocuklar, ben bu ülkenin geleceğini çok daha iyi görüyorum ama bu bizim sayemizde değil, sizler sayesinde. Yani böyle bir gençlik grubu bir araya gelmiş bu heyecanı yaşatıyorsunuz. Onun için adı ne olursa olsun, gücü ne olursa olsun, etkisi ne olursa olsun sakın kimseden çekinmeyin ve onları gözünüzde çok büyütmeyin. Onların temeli sizin temelinizden çürüktü. Sizin bir temeliniz var, maneviyatınız var, öz kaynağınız var, gücünüz ona yetiyor ama öbürlerinin temeli hep çürük. Devlete dayanmış, onun gelirlerine dayanmış bir kitle. Yani onların yıkılması ve rüzgârın onları etkilemesi son derece önemliydi.”
Özal’ın “onlar” diye bahsettiği, “temeli çürük” dediği tabii TÜSİAD ve Türkiye’nin geleneksel burjuvazisiydi.
Böyle büyük sözler ve iddialarla ortaya çıkmış, Türkiye’deki burjuvazinin değişimi, merkeze yürüyen çevre, Anadolu sermayesi, Anadolu kaplanları gibi büyük sosyolojik tahlillere ilham ve referans kaynağı olmuş bir yapıydı MÜSİAD.
Kendi tabirleriyle “TÜSİAD’ın dukalığı”na meydan okuyan yeni Anadolu burjuvazisini temsil ediyorlardı.
Bu yüzden kuruluşundan itibaren bu farkı ortaya koymak için Müslüman ticaret ahlakı nasıl olmalı üzerine çalışmalar yaptırmışlardı.

Özellikle en başından itibaren MÜSİAD’a danışmanlık yapan Mustafa Özel’in geliştirdiği Medine pazarı, Hilfu’l Füdul, emir, alim, tacir gibi kavramlar bu amaçla yapılan teorik çalışmalardan ilk akla gelenler.

Yine onun katkılarıyla 1994 yılında MÜSİAD’ı anlatan bir multivizyon gösterisi hazırlanmıştı. “Bizim medeniyetimiz bir su medeniyeti olsa gerek” diye başlayan multivizyonda Batı medeniyeti “ateş medeniyeti”ne benzetilmiş, devamında Kemal Tahir’in ünlü bir sözü ekranda belirmişti: “Bu iki medeniyetin çarpışması, kristalle taşın çarpışmasıdır. Taşın, kristali parçalaması kaçınılmazdır.”

İki medeniyet çarpışmadı, MÜSİAD, TÜSİAD’ın yerini almadı ama MÜSİAD’ı kuran kadrolar iktidar oldu, büyüdü ve nihayet kuruluşundaki bu büyük iddialar da geçen hafta Sakarya Hendek’te büyük bir gürültüyle patladı.

Yedi işçinin hayatını kaybettiği Büyük Coşkunlar Havai Fişek Fabrikasının ortaklarından Yaşar Coşkun, MÜSİAD’ın Sakarya Şube Başkanıydı.

AK Partili siyasetçilerle 2017 referandumunda kampanya yapacak kadar iç içe geçmiş biri. İslami camianın içinden gelen bir figür olduğu sadece sosyal medya hesabına bakınca bile anlaşılabiliyor.

Bir yıl önce verdiği röportaja bakınca da MÜSİAD’ın misyonuna da inanan bir başkan olduğu anlaşılıyor:
“MÜSİAD; hakkın, hukukun, adaletin, eşitliğin, barışın ve huzurun sağlandığı bir Türkiye hayaliyle yola çıkan işadamlarının kurduğu bir sivil toplum kuruluşudur. Bizim misyonumuz Kur’an ve sünnet üzerinedir. Vizyonumuz da yüksek ahlak ve yüksek teknolojidir. Yüksek ahlak ve yüksek teknoloji ilkesiyle, erdemli iş insanı olarak eğitim de alıyoruz. Bizim, dediğim gibi misyonumuz Kur’an ve sünnet üzerinedir. Bir dava vardır. Dava üzerine kurulduk. ‘Müslüman İşadamları Derneği’ diyorlar. Müslüman bir ülkedeyiz, bunun denmesinden de gurur duyuyoruz.”

1966 yılında Coşkun’un dedesi tarafından kurulan fabrikada daha önce altı kez patlama yaşandığı (2007, 2009 (2 kez), 2011, 2012, 2014) ve 4 işçinin hayatını kaybettiği, son patlamanın hemen ardından ortaya çıktı.

Patlamalar sonrası her seferinde fabrika Coşkunlar, Büyük Coşkunlar, Venüs Coşkunlar diye ad değiştirerek yeniden açılmıştı, 2013’de yine bir kaza sonrası Niğde’ye taşınan fabrikada 2018 yılında meydana gelen kazada iki işçi daha hayatını kaybetmişti.

Sahipleri iktidarla iç içe geçmiş fabrikaya karşı hak aramak da zordu.

NTV’den Yağız Şenkal’ın haberine göre, 2014 yılında aynı fabrikadaki patlamada hayatını kaybeden inşaat ustası Yılmaz Şapoğlu’nun eşine, şirket, dava açmamaları için ev, çocuklarının eğitim masraflarını karşılamayı vaat etmiş, aile buna rağmen dava açınca da, bu kez “kaza nedeniyle fabrikanın kapalı kaldığını, bu nedenle zarara uğradıklarını” öne sürerek 1 milyon 800 bin liralık karşı dava açmıştı.

Her bakımdan belalı ve tehlikeli bir fabrika vardı karşımızda.

Medyascope’dan Fırat Fıstık’ın fabrika çalışanlarıyla yaptığı görüşmelerden anlaşıldığı üzere, bu tehlike yüzünden fabrikada da bölgenin en yoksul ve çaresiz insanları çalışmak zorunda kalıyordu.

İşçiler sigortasız ve asgari ücretle çalıştırıldıklarını söylüyor, tedbirsizlikten şikayet ediyordu. Daha önce fabrikada 2.5 yıl çalışmış ve son patlamada fabrika işçisi yengesini kaybetmiş Sultan Doğan’ın sözleri şartları özetliyor: “Paramızı vermiyorlardı, her taraf ilaçtı, baruttu. Bunları söylüyoruz, müdür küfürlü konuşuyor. Ben şikayetçiyim, yengemi yiyen onlar göz göre göre. Hiçbir tedbir yok.”

Fabrikanın sorumlu müdürü, usta başı, genel ustabaşıyla birlikte patlamada sorumlulukları olduğu gerekçesiyle savcılık tarafından tutuklanan fabrikanın İş Güvenliği uzmanı A.B. de savcılığa verdiği ifadede fabrikadaki tedbirsizlikleri anlattı:

“İş yeri sahibi Yaşar Coşkun fabrika müdürüne gerekli talimatları veriyordu. Müdür bu talimatları işçiler üzerine uyguluyordu. İşçilerden bana sürekli olarak şikayet gelmekteydi. İşçiler ‘burası patlayacak, başımıza bir şey gelecek, bir şey yapın’ diyorlardı. Yapmış olduğum incelemeler sonucunda her şeyi iş sağlığı güvenliği kurul toplantı tutanaklarına yazmama izin verilmiyordu çünkü benim çalıştığım özel işletme bu şirketle çalışmaya devam ediyordu. Benim gücüm bir yere kadardı.”
Yedi kişinin ölümüne neden olan madde de havai fişek değil, muska adı verilen bir torpil türüydü. Yani çocuklar için üretilen tehlikeli bir oyuncak.

Patlamada yaralanan işçi Gülizar Erdoğan’ın anlattığı göre çalışanlar bu tehlikeli oyuncağın üretildiği alana “Çin Mahallesi” adını takmıştı ve muska adlı bu torpilin tehlikeli olduğu konusunda fabrika yetkililerini uyarmıştı:
“Bu muskanın şiştiğini ve kızıştığını biz üretildikten 2 gün sonra fark ettik ve yetkililere söyledik. Kendileri geldiler, boşalttırdılar kolileri. Bütün ilaçları etrafa saçtılar, paketleri açtık, güneşe serdik, kuruttuk ve yeniden ambalajlayıp, paketleyip, koliledik. Şimdi ilk patlama depodan değil, muskanın ilacı olan aşağıda bulunan bölümde yaşandı. Zaten ilk patlama orada olduğu için çok daha fazla ölü olmadı.”

Yani daha önce altı kez patlamış, sigortasız, asgari ücretle çalışan işçilerin uyarılarına rağmen güvenlik önlemlerinin alınmadığı, çocuklar için bile tehlikeli olabilecek maddeler üreten bir fabrikadan bahsediyoruz.
Üstelik bu bilgilerin önemli bir kısmı patlamanın hemen ardından medyada dillendirilmeye başlanmıştı.

Ama buna rağmen “Yüksek ahlak ve ileri teknoloji” sloganıyla yola çıkmış MÜSİAD’ın başkanı Abdurrahman Kaan’ın henüz daha enkazdan tüm cesetler dahi çıkarılmamışken, olayla ilgili soruşturma sürerken attığı ilk tweet şöyle oldu:
“1966’da kurulan ve uluslararası standartlara uygun, ülkemizin en büyük üretim tesislerinden, @MUSIADSakarya üyemiz Büyük Coşkunlar fabrikasında yaşanan elim kaza camiamızı derinden üzmüştür. Hayatını kaybeden işçilerimize Allah’tan rahmet, yaralılarımıza acil şifalar diliyorum.”

Sadece tweet atmakla da kalmadı MÜSİAD Başkanı. Yakın illerden 30’u aşkın MÜSİAD başkanıyla birlikte toplanıp Sakarya’ya gittiler.

Ve arkada lüks araçların ard arda dizili olarak göründüğü, açık havada U biçimde bir masanın etrafındaki o yemek fotoğrafını verdiler.

Fotoğraf MÜSİAD Bursa hesabından, daha sonra tepkiler üzerine silinen şu mesajla paylaşıldı:
“Sakarya Hendek’te havai fişek fabrikasında meydana gelen patlama sonucunda destek vermek amacıyla MÜSİAD Genel Başkanımız, MÜSİAD Bursa başkanı, MÜSİAD şube başkaları ve üyelerimizle beraber MÜSİAD Sakarya Başkanı Yaşar Coşkun’un yanındayız.”

Coşkun, büyük tepki alan bu yemek fotoğrafı üzerine bir açıklama yaparak tepkilere cevap vermeye çalıştı:
“Ben orada değildim. Cumhurbaşkanımız, Genel Başkanımız Abdrurrahman Kaan’ı görevlendirdi ve patlamadan bir saat sonra yanıma geldi. Patlamadan sonra destek için 30’un üzerinde MÜSİAD şube başkanımız geldi. Şube başkanlarımız içeri yanıma alınmadı. Genel başkanımız gelen şube başkanlarımızda toplantı yapmak istedi, Toplantıyı MÜSİAD’da yapacaktık ama uzak olduğu için Hendek Bayraktepe’yi ayarladı Belediye Başkanımız, Bayraktepe’de toplantı yapıldı, yemek değil”
Ama bu açıklama üzerine Hendek Belediyesinden zehir zemberek bir yalanlanma geldi:

“Kara gün olarak hafızalarımıza kazınan acı dolu bu günde, patlama bölgesindeki vatandaşlarımızın canından başka hiçbir şey düşünmezken; MÜSİAD Başkanlarının buluştuğu yemeğin Başkanımız tarafından uygun görüldüğü yönündeki açıklamalar yalan ve iftiradır. Kamuoyunda büyük tepkiye neden olan bu yemekle ilgili Başkanımızın hiçbir alakası ve bilgisi yokken heyetin tesiste ağırlandıkları ve toplantı için Bayraktepe’ye yönlendirildikleri iddiası gündem saptırmak, eleştirilere bizleri de ortak etmek amacıyla kurgulanmış oyundur. Yüzlerce ailenin gözyaşı döktüğü, evlere ateşin düştüğü bu acı olayın yaşandığı, nefes almakta bile zorlandığımız ve kendimizi bile unuttuğumuz o anlarda; böyle bir girişimde bulunmamızın mümkün olmadığını kamuoyuna saygıyla duyururuz.”

Yedi insanın hayatını kaybettiği, 100’den fazla insanın yaralandığı, çok daha büyük bir faciaya neden olabilecek patlamayla ilgili Hendek Cumhuriyet Savcılığı tarafından başlatılan soruşturmada önce sabah saatlerinde fabrika sorumlu müdürü, fabrikanın iki usta başı ve iş güvenliği uzmanı gözaltına alınıp, tutuklandı.

‘Peki fabrika sahipleri’ soruları başlayınca da akşam saatlerinde Başsavcılıktan şöyle bir açıklama yapıldı:
“Fabrikada görev yapan ve tutuklanan şüphelilerin ve alınan 100’ün üzerindeki diğer çalışanların birbiri ile örtüşen beyanları, bir bütün olarak değerlendirildiğinde, işverenin alınan bütün önlemlere uyulmasını temin etmek, geniş bir kontrol mekanizması kurarak, iş güvenliğini işçinin inisiyatifine ve özenine bırakmadan, tehlikelere karşı bilinçlendirmek, iş disiplinini sağlamak, iş güvenliği malzemelerinin kullanılması yönünde denetim ve gözetim yükümlülüğünün de bulunduğu dikkate alındığında, söz konusu fabrika sahiplerinin de sorumlu olabileceği değerlendirilmiş olup, 7 Temmuz günü sabah saatlerinde gözaltı talimatı verilmiştir. Fabrika sahipleri A.R.E.C. ve Y.C. gözaltına alınmış olup, ifade işlemlerine devam edilmektedir. Soruşturma bütün yönleriyle hassasiyetle yürütülmektedir.”

Açıklamadaki “söz konusu fabrika sahiplerinin de sorumlu olabileceği değerlendirilmiş olup” cümlesindeki aşırı hassasiyet soruşturma hakkında bir fikir verse de, dün akşam saatlerinde aralarında MÜSİAD Şube Başkanı Yaşar Coşkun’un da olduğu fabrikanın iki sahibi tutuklandı.

Soruşturmadan bugünkü adli koşullarda bir sonuç çıkması kolay değil.

Ama bu patlamadan MÜSİAD’la ilgili sonuçlar çıkacağı kesin.

İlk reflekslerinin çoğu dindar insanlardan oluşan işçilerle değil, patronla dayanışma olması sınıfsal kimliklerinin, Müslüman kimliklerinden daha baskın olduğunu, olayla ilgili soruşturma yeni başlamışken, ortada fabrikanın ihmali olduğu gösteren pek çok emare varken, fabrikanın güvenliği, uluslararası olduğuyla ilgili mesajlar paylaşmaları ise savunduklarını iddia ettikleri değerlere değil, birbirlerine, cemaatlerine bağlı olduklarını gösterdi.

Zaten çok uzun zaman önce iktidardan ‘müstakil’ olma vasıflarını kaybetmişlerdi.

O kadar ki kurucu danışmanları Mustafa Özel’in başında olduğu vakfa kayyım atanması, pek çoğunun çocuklarının okuduğu Şehir Üniversitesinin kapatılması karşısında dahi ağızlarına açamayacak hale gelmişlerdi.

Ama bu olayın ardından yaşananlar gösterdi ki MÜ kısaltmasına atfedilen diğer kelimede de ciddi bir anlam kayması var.

Adli soruşturmanın sonucu ne olursa olsun, 90’larda yüksek ahlak, ileri teknoloji, Medine pazarı diyerek yola çıkmış dindar burjuvazinin iddiaları da o fabrikayla birlikte patladı.

Önceki İçerikSuriye’ye insani yardım Rusya ve Çin’in vetosuna takıldı
Sonraki İçerikAkşener’den sosyal medya mesajı: ‘Tarih şahittir ki gençlerin önüne örülen hiçbir duvar ayakta kalamamıştır’