Siyasetin güçlü babaları ve etkisiz oğulları

Kumaşının politikaya pek uymadığı ve bu işi isteyerek yapmadığı belliydi. Alçakgönüllülüğü ve protokolü umursamayan tavırları sevilmesi için yetiyordu. Ermeni soykırımıyla ilgili 2005 sempozyumuna tek başına giderken kendisine yumurta atan ırkçı milliyetçileri ve ultra ulusalcıları umursamaz bir tebessümle karşılaması unutulmazdı.

03.12.2018 23:21
Atilla-Aytemur

andaytemur@ttmail.com

 

Fatih Erbakan geçtiğimiz günlerde Yeniden Refah Partisi adıyla bir parti kurduğunu açıkladı. Erbakan’a göre kendisi, siyasal İslamcı Milli Görüş’ün kurucusu merhum Necmettin Erbakan’ın sadece oğlu değil aynı zamanda siyasi mirasçısıydı ve bu sıfatla geleneğin ikinci dönemini başlatıyordu.  

 

Fatih Erbakan’ın AK Parti, MHP ve BBP’nin oluşturduğu Cumhur İttifakı’nda kendi çapına ve gücüne göre bir yer tutma arayışı içinde olduğu ileri sürülüyor. Bunların ne ölçüde doğru olduğunu bilmiyoruz. Seçim dönemlerinde pazarlık amacıyla partilerin kurulduğuna ve seçim sonrası bunların çoğunun buharlaşıp kayıplara karıştıklarına defalarca şahit olduk. Fatih Erbakan henüz yolun çok başında. Onu nasıl bir siyasal serüvenin beklediğini ileride göreceğiz.

 

Fatih Erbakan’ın bu hamlesi, ilk bakışta tipik bir “tanınmış soyadını siyasete tahvil etme harekâtı” izlenimi veriyor. Bu da ister istemez Türkiye siyasetinde örneği çok görülen “güçlü babalar ve etkisiz oğulları” konusunu akla getiriyor.

 

İnşa ettiği siyasi geleneği engellere rağmen yıllar boyu sürdürmüş, yerel yönetimlerde iktidara gelmiş, hükümetlere ortak olmuş, vesayet güçlerinin hedefi haline gelmiş Necmettin Erbakan’ın güçlü soyadının, siyaset iddiası olan oğlu tarafından kullanılmak istenmesi garip karşılanmayabilir. O nedenle, genç Fatih Erbakan’ın “ikinci dönemin lideri” iddiasıyla siyasete soyunması şaşırtıcı değil.

 

Politika yapmak onların da hakkı ama…

 

Buraya kadar söylediklerimden de anlaşılabileceği gibi, zamanında siyasette izler bırakmış babaların çocuklarının siyasete meyletmemesi gerektiğini düşünenlerden değilim. Bu, o insanlara haksızlık olur. Lâkin, babanın soyadının, siyasete adım atmış çocuk için avantajdan çok dezavantaj anlamına gelebileceği de unutulmamalı. Çünkü bu soyadları, önyargı dağları ve hanedan algısı yaratıyor. O nedenle bu konumdaki çocuklar çoğu kez işe daha baştan 0-1 yenik başlıyorlar. Genellikle de başarılı olamayıp, geride buruk hatıralar bırakarak bir kenara çekiliyorlar. Yani, soyadı yetmiyor. Donanım, yetenek, toplumsal kabul, birikim gibi özellikler de gerekiyor.

 

Toplumumuzda aşiret liderliğinde, tarikat şeyhliğinde, şirket yönetiminde babadan çocuğa devir halen yaşansa bile, siyasette bunun artık pek işlemediğini görüyoruz. Ataerkil zihniyet ve ilişkilerin gün geçtikçe zayıflaması, kentleşme ve bireyleşmenin gelişmesi, modern ve demokratik ilişkilerin öne çıkması bu durumu hazırlayan etmenler.  

 

Türkiye’de babasının bıraktığı yerden siyaseti sürdürmek isteyenler daha çok muhafazakâr sağ kesimde görülüyor. Sol-sosyal demokrat kesimde görülen örnekler ise fazla değil.

 

Zoraki politikacı Erdal İnönü

 

Solda en dikkat çekici örnek olan Erdal İnönü’den başlayalım. Babası, ikinci cumhurbaşkanı ve Milli Şef İsmet İnönü’yü tanıtmaya gerek yok. Erdal İnönü, onun ortanca oğluydu.

 

Çok iyi bir eğitim aldı. Atom fiziği profesörü oldu. 1970-71’de ODTÜ’de rektörlük yaptı. Bütün ilgisi ve enerjisi akademik çalışmalar üzerineydi. Entellektüelliği, ılımlılığı, zekâsı, espri gücü ve kibarlığıyla siyasete hayli uzaktı.    

 

12 Eylül 1980 darbecileri, 1983 seçimlerine giderken eski parti ve politikacılara yasak koydu. Tercihleri, seçime sadece General Turgut Sunalp’in başında olduğu Milliyetçi Demokrasi Partisi (MDP) ile İsmet İnönü’nün eski özel kalem müdürü Necdet Calp’ın Halkçı Partisi’nin (HP) girmesiydi. Kafalarında birinciyi iktidar, ikinciyi de muhalefet olarak kurgulamışlardı.

 

Turgut Özal’ın Anavatan Partisi (ANAP), ABD’nin de desteği ve baskısıyla bu oyunu bozdu ve seçime katılmak için güç bela vize aldı.

 

Sosyal demokratlar Sosyal Demokrasi Partisi’ni (SODEP) kurarak, gönüllü olmamasına rağmen Erdal İnönü’yü genel başkanlığa getirip seçime girmeye çalıştılar, ama darbeciler onu da veto etti. 

 

Bilâhare HP’nin genel başkanlığına Aydın Güven Gürkan seçilince, SODEP ile birleşme imkânı doğdu. Erdal İnönü, Sosyal Demokrat Halkçı Parti (SHP) adını alan yeni partinin başına geçti. 1986 ara seçimlerinde İzmir’den milletvekili seçildi. Partisi, 1987 genel seçimlerinde ikinci parti olma, 1989 yerel seçimlerinde 39 ilde belediye başkanlığını kazanma başarısı gösterdi. 

 

Erdal İnönü, çok sert tepkileri göze alarak Kürtlerin kurduğu Halkın Emek Partisi (HEP) ile 1991 genel seçimlerinde ittifak yaptı. Ahmet Türk, Leyla Zana, Sırrı Sakık, Hatip Dicle, Mehmet Sincar ve Orhan Doğan’ın da aralarında olduğu 18 etkin Kürt politikacının meclise girmesini sağladı. Süleyman Demirel’in Doğru Yol Partisi (DYP) ile ortak hükümet kurdu. Başbakan Yardımcılığı ve Devlet Bakanlığı yaptı.

 

Demirel Cumhurbaşkanı olunca, 40 günlük bir süre için Başbakanlığa vekâlet etti. Öncesinde de yedi aylık bir süre için Dışişleri Bakanlığı’nı üstlenmişti.

 

Parti taraftarları, halk, medya ve devletle ilişkisinde, kumaşının politikaya pek uymadığı ve bu işi isteyerek yapmadığı belliydi. Alçakgönüllülüğü ve protokolü umursamayan tavırları sevilmesi için yetiyordu. Ermeni soykırımıyla ilgili 2005 sempozyumuna tek başına giderken kendisine yumurta atan ırkçı milliyetçileri ve ultra ulusalcıları umursamaz bir tebessümle karşılaması unutulmazdı.

 

Soyadı nedeniyle politikaya itilen Erdal İnönü’nün iddiası ve ihtirası yoktu. Buna rağmen hizip mücadelelerinin ünlü ismi Deniz Baykal’ı başkanlık yarışında üç kez mağlup etti. Fırsatını bulduğunda da (Demirel’in cumhurbaşkanı seçilmesi) kendini politikanın dışına attı. İddiasıyla değil farklılığıyla, gönüllerde ve hafızalarda yer eden ender siyasetçi oğullarından biriydi.

 

Acılı ailenin oğlu Aydın Menderes

 

Adnan Menderes, merkez sağın en  sevilen lideriydi. 1950’de başlayan  iktidarı on yıl sürdü. 27 Mayıs 1960 darbecileri tarafından idam edilen Menderes, sağlığında bütün çocuklarını politikadan uzak tutmak için çok gayret sarf etti.

 

Aydın Menderes en küçük oğluydu. Ticari bilimler alanında eğitim gördü. Diğer iki kardeşi gibi, babasının yaşamış olduklarından ve son derece üzücü sonundan gençliğinde çok etkilendi. Siyasete girmesinde, muhtemelen bu olay kadar güçlü soyadının da rolü vardı. 1970’li yılların başında memleketi Aydın’da, genel başkanlığını Ferruh Bozbeyli’nin yaptığı Demokratik Parti’nin (DP) il başkanı oldu. Diğer iki kardeşi de kurucular arasındaydı.

 

1977’de Adalet Partisi’nden (AP) Konya milletvekili oldu ve ardından Genel İdare Kurulu’na girdi. 12 Eylül 1980 Darbesi’nde 10 yıl siyasetten yasaklandı. 1987 referandumunda yasak kalkınca Büyük Değişim Partisi’nin başkanlığına getirildi. Gerçekleşen birleşmeyi takiben 1994’te Demokrat Parti’nin genel başkanı oldu.

 

1995’te Refah Partisi’nden (RP) İstanbul milletvekili seçildi ve ardından genel başkan yardımcılığına getirildi. 15 Mart 1996’da Afyon’da trafik kazası geçirdi, felç oldu. 28 Şubat 1997 “postmodern” darbesi RP’yi kapatınca, yerine kurulan Fazilet Partisi’ne (FP) geçti. 1999’da FP’den İstanbul, en son 3 Kasım 2002’de DYP’den Aydın milletvekili seçildi.

 

Yaşamının felçli geçen yıllarında köşe yazarlığı yaptı, anılarını yayımladı ve bazı kitaplar yazdı. Siyasete girme gerekçeleri arasında intikamın olmadığını defalarca dile getirdi. Bugün hayatta olmayan Aydın Menderes, kamuoyunda saygınlığı olmasına rağmen ne babasının siyasal çizgisini devam ettirebildi, ne de sık sık parti değiştirmesinin dışında siyasal hafızalarda anlamlı ve başarılı bir iz bırakabildi.

 

Parti trafiği baş döndüren Ahmet Özal

 

Turgut Özal, 24 Ocak 1980’deki ekonomik kararların altında imzası bulunan Devlet Planlama Teşkilatı müsteşar vekili ve başbakanlık müsteşarıydı. 12 Eylül 1980 darbesinin Bülent Ulusu hükümetinde başbakan yardımcısı olmuştu.

 

6 Kasım 1983 seçimlerine giderken sağ, sol, liberalizm ve milliyetçilikten oluşan dört ideolojik eğilimi birleştirme iddiasıyla Anavatan Partisi’ni (ANAP) kurdu ve yüzde 45 oyla iktidar oldu. Türkiye’yi hızla küresel kapitalizme açtı. Özelleştirme, liberalleşme, teknoloji transferi ve iletişim hamlesi, ihracat ağırlıklı ekonomiye geçiş, önemli ölçüde yabancı sermaye girişi ve yolsuzluklar bu dönemde öne çıktı.

 

Ahmet Özal, Turgut Özal’ın büyük oğluydu. ABD’de ekonomi eğitimi gördü. Babası seçimleri kazanınca, IMF’deki işini bırakıp yurda döndü. 1989 başlarında, faaliyet merkezi Lichtenstein’da olan Magic Box adıyla Türkiye’nin ilk özel televizyonunu kurdu. 1990’da Cem Uzan’ın da ortak olduğu Magic Box, Star 1 adıyla yayınını sürdürdü. Ahmet Özal daha sonra ortaklıktan ayrıldı ve Kanal 6 adıyla, Mehmet Ali Ilıcak’ın da ortak olduğu yeni bir televizyon kanalı kurdu. Özal 1998’de Kanal 6’yı, adı daha sonra ekonomik skandallara karışacak olan Korkmaz Yiğit’e sattı. Birkaç el değiştiren TV kanalı tekrar Ahmet Özal’a geçti ve 2007’de kapatıldı.

 

Babasının 1993’te vefatından sonra, 18 Nisan 1999 seçimlerinde memleketi Malatya’dan 21. dönem bağımsız milletvekili seçildi. O sıralarda ANAP’ın genel başkanı olan Mesut Yılmaz’la ilişkileri düzelince, babasının partisine katıldı. Ancak bu uzun sürmedi ve 2003’te ayrıldı. Demokrat Parti’nin genel başkan vekili olarak siyasete geri döndü.

 

2009’da ANAP’ın İstanbul Büyükşehir belediye başkan adayı gösterildi ama kazanamadı. 2015 seçimlerinin eşiğinde, 19 Aralık 2014’te Ana Parti isimli partiyi kurdu. Onu Hak ve Adalet Partisi isimli partiyle birleştirip Hak ve Adalet Ana Parti’ye dönüştürdü.

 

Sık sık babasının zehirlendiği iddiasıyla gündeme gelen Ahmet Özal, bir ara HDP’den de aday olabileceği yönünde sinyaller verdi. En son 7 Haziran 2015 seçimlerine BBP-SP ittifakının Mardin milletvekili adayı olarak girdi ama seçilemedi. Adı birçok kez devlet bankalarından alınıp geri ödenmediği ileri sürülen kredilerle gündeme geldi. Ne ticari, ne de siyasi faaliyetlerinde olumlu izler bırakabildi.  

 

“Tırt Osman”ın oğlu Deniz Bölükbaşı

 

Cumhuriyetçi Köylü Millet Partisi (CKMP) ve Millet Partisi’nin (MP) lideri Osman Bölükbaşı, 1950’lerde siyasetin ünlü ve renkli simalarından biriydi. Yurtdışında matematik eğitimi gördü. Düzce’de yaptığı 8.5 saatlik konuşmayla, hazır cevaplığıyla, 1965’teki TRT eleştirisiyle (ki adı bu nedenle “Tırt Osman”a çıkmıştı) ve nükteleriyle siyasi tarihe geçti. Birçok kez siyasi gerekçelerle tutuklandı. Kırşehir’den milletvekili seçilebildiği için bu il iktidardaki Demokrat Parti tarafından ilçe yapıldı. 27 Mayıs 1960 darbesinin ardından Kurucu Meclis üyeliğine seçildi. İsmet İnönü’nün kurduğu koalisyon hükümetine katılma kararı alan partisini protesto ederek arkadaşlarıyla birlikte CKMP’den istifa etti. Millet Partisi’ni ikinci kez kurdu. Bir süre sonra ayrıldı ve politik yaşamını noktaladı.

 

Oğlu Deniz Bölükbaşı, Dışişleri Bakanlığı’nın diplomatlarından biriydi. Hukuk öğrenimi gördü.  Atina ve Bonn büyükelçiliklerinde elçi müsteşarlığı, Lizbon’da büyükelçilik yaptı. Bakanlığın Birinci Hukuk Müşavirliği’ni sürdürdü. Ecevit’in başbakanlığı döneminde Başbakan Yardımcısı Devlet Bahçeli’nin dış politika danışmanlığını yaptı. Dünya Ticaret Örgütü’nde Türkiye Daimi Temsilcisi oldu. Irak’ın işgali döneminde ünlü 1 Mart Tezkeresi öncesi ABD ile yürütülen diplomatik müzakerelerde Türk heyetine başkanlık etti.

 

2002 ve 2007 seçimlerinde MHP’den milletvekili adayı gösterildi. İlkinde MHP barajı aşamadı; ikincisinde Ankara 2. Bölge 1. sıradan seçildi. MHP Merkez Yürütme Kurulu’na girip, Türk Dünyası ve Uluslararası İlişkilerden Sorumlu Genel Başkan Yardımcısı oldu. Ancak mesleki birikimini değerlendiremeden, 2011 seçimleri öncesinde hakkında belli bir odak tarafından medyaya servis edilen kasetteki iddialar yüzünden görevlerinden istifa etti ve politikadan çekildi.  

 

Deniz Bölükbaşı siyasette etkili olabilmek için yeterli donanıma sahipti. Dışişleri deneyiminin politik faaliyetlerinde ona katkı sunacağı belliydi. MHP gibi bir parti içinde babası kadar etkili olur muydu bilinmez, ama müzakereci vasfı dikkat çekiyordu. 1 Mart Tezkeresi etrafında sürdürdüğü müzakereler dillerde dolaşıyordu.

 

Yeniler

 

24 Haziran 2018 seçimlerinin milletvekili listeleri, bize siyasette soyadının rolüne inananların sayısının şimdi de az olmadığını gösteriyor. Bir süre daha buradan kaynaklanan hikâyeleri izlemeye devam edeceğimiz anlaşılıyor.

 

Yazıyı bitirirken,  “Babalar ve Oğulları” faslından, akıbeti henüz belirsiz son birkaç örneği daha hatırlatmak istiyorum.

 

Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı Melih Gökçek, televizyonculuk yapan oğlu Osman Gökçek için siyasette epey zamandır münhal yer arıyor. Oda başkanlığı, milletvekili adaylığı vesaire. Henüz sonuç alabilmiş değil.  

 

Eski içişleri bakanı ve DYP genel başkanı, Susurluk skandalının ve faili meçhuller döneminin kapalı kutusu Mehmet Ağar’ın oğlu Zülfü Tolga Ağar, AK Parti’den Elazığ milletvekili seçildi.

 

AK Parti’nin kurucu dörtlüsünden biri olan eski TBMM başkanı ve başbakan yardımcısı Bülent Arınç’ın oğlu Ahmet Mücahit Arınç, AK Parti’den İstanbul milletvekili seçilmeyi başardı.

 

Bu gençler hakkında konuşmak için  vakit erken. Bakalım zaman neler gösterecek? Soyadlarının getirdiklerinin ötesinde, kişisel kapasite ve becerileriyle babalarının düzeyini yakalayan ve aşan örnekler görecek miyiz acaba?

 

Yazarın Tüm Yazıları

Bu yazıya ilk siz yorum yapın.

Yorumlar(0)

Yorumlarınızı kendi özgün iradenizle yayınlamakta olup; bununla ilgili her türlü dolaylı ve doğrudan sorumluluğu tek başınıza üslenmektesiniz. Yorum yaparak Toplum Kuralları ve Kullanım Koşulları'nı kabul etmiş sayılırsınız.