Ermeni Soykırımı ve tarihsel arkaplanı üzerine

1915 veya benzeri büyük katliamlar için “emri veren” veya “kötülüğü organize eden” ideolojiyi tek suçlu ilan etmek gerçekçi bir yaklaşım değildir.

 

 Bir toplumsal grubun topyekun imhasına yönelik emir veren, karar alan veya böyle kötücül eylemi organize eden faillerin belirli ideolojik motivasyonlar ve angajmanlar olmadan bu tür eylemleri kuvveden fiile çıkarmaları son derece güçtür.

 

Dolayısıyla Ermenilerin maddi ve manevi temellerinin ortadan kaldırılması sürecinde pek tabi bir ideolojik arkaplan mevcuttur. Ancak yine altını çizmemiz gerekir ki ideoloji tek başına bütün tarihsel süreci ve iklimi anlamakta ve açıklamakta önemli ancak sınırlı bir potansiyele sahiptir.

 

Politik, sosyal, kültürel, ekonomik vs. gibi bir dizi faktör bu süreçte rol oynamış ve bu faktörlerden bazıları belirli momentlerde daha ön plana çıkmış ve soykırımı doğrudan etkilemiştir.

 

Dolayısıyla, bütüncül bir tarihsel perspektif her zaman daha sağlıklı ve rasyonel olanıdır. İdeoloji ve bu ideolojiyi içselleştirmiş, bunun sağladığı dürtülerle hareket etmiş aktörlerin eylemleri büyük katliamlarda her zaman önemli rol oynamıştır.

 

Örneğin, Holokost’da anti-semitizm merkezli Yahudi nefreti Yahudilerin imhasında dikkate alınması elzem olan son derece önemli bir faktördür ancak tek başına Holokost’u açıklamaya muktedir değildir. Bu, Ermeni Soykırımı özelinde de böyledir.

Bu noktada kullandığımız tarih metodolojisi ciddi önemi haizdir. 1915’i çalışırken meseleye sadece bu tarihsel momenti kerteriz noktası olarak ele alan bir tarih metodolojisi 1915’i meydana getiren olaylar zincirini; bunların tarihsel bağlamını ve bu olayın vuku bulduğu dönemin siyasal ve sosyal iklimini, aktörlerin zihniyet yapılarını anlamak ve açıklamak bakımından yetersizlikle maluldür. Burada daha geniş bir tarihsel perspektife ve üst bakışa ihtiyaç vardır.

 

Son tahlilde 1915 Ermeni Tehciri ve Soykırımı çok uluslu bir imparatorluğun son demlerini yaşadığı ve çöküş noktasına geldiği bir tarihsel zaman diliminde vuku bulmuştur.

 

Bu bağlamda meseleyi Osmanlı imparatorluğunun çöküş döneminde imparatorluğun gayrimüslim unsurları olan Hıristiyanlara ve özelde Ermenilere yönelik İttihatçı bir düşünsel sistematikle hareket eden eden bir siyasal kadro tarafından uygulanan radikal ve sert politikaların anlaşılması çerçevesinde ele almak daha sağlıklı ve nüanslı bir tarihsel yaklaşımdır.

 

Dolayısıyla hem imparatorluğu yıkıma götüren bir süreci ve bu süreçte rol alan siyasi aktörleri ve kadroları; bu kadroları harekete geçiren zihniyeti ve tarihsel iklimi de ele alarak Ermeni soykırımını bütün farklı boyutlarıyla tartışmak gerekmektedir. Bunun Ermenilerin başına gelen felaketi hiçbir bir biçimde azımsamak ya da önemine halel getirmek anlamına gelmediğini ayrıca söylememize gerek yoktur.

 

Önceki İçerikGazetecilikte mutlak evetçilik ve mutlak hayırcılık
Sonraki İçerikKonuşması zor olacak bir kuşak